Telekomünikasyon sektörü her geçen gün daha çok gelişen, ekonomi pastasından
daha büyük pay alan bir sektör haline geldi. Telekomünikasyonda yaşanan teknolojik
gelişmeler ise bugün artık pek çok bilimin ilgi alanı içerisinde. Telekomünikasyon
Kurulu üyesi A. Raşit Gülhan ile Ankara Üniversitesi Fen Fakül-tesi'nde verdiği
"Telekomünikasyon Sektörü ve Fizik Mühendisliği" adlı konferansın
ardından teleko-münikasyon sektöründe fizik mühendisliğinin yeri ve fizik mühendislerinin
telekomünikasyon sektöründe nasıl çalışabilecekleri üzerine konuştuk.
Soru: Sayın Gülhan Telekomünikasyon Sektörü her geçen gün teknolojik gelişmeyi
de peşine takarak büyüyor. Teleko-münikasyon Kurulu üyesi olarak bu gelişmeyi
nasıl yorumluyorsunuz?
A.Raşit
Gülhan: Günümüzde kablosuz iletişim ve bilişim alanında her geçen gün yeni hizmetler,
yeni sistemler ve yeni yazılımlar ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de Bilgi Teknolojileri
ve Telekom Sektörü pazarı her yıl önemli ölçüde büyümüş ve 2000 yılında 12.8
Milyar ABD $ büyüklüğüne erişmiştir. Ancak 2000 yılının sonunda kendini hissetirmeye
başlayan ve bu yılın şubat ayında derinleşen ekonomik krizin etkileri sonucunda
sektörün %16 oranında bir küçülme ile 10.8 Milyar ABD $ tutarında bir büyüklükle
bu yılın kapatılacağı öngörülmektedir. Ancak ülkemizin bu krizi atlatacağı ve
batıya entegre olacağı, telekomünikasyon sektöründe yakın gelecekte 4673 Sayılı
Yasa çerçevesinde Telekomünikasyon Kurumu tarafından yeni lisansların verileceği
ve böylece serbestleşmenin (liberilizasyon) önünün açılacağı, 2003 yılının sonundan
itibaren tüm tekel haklarının ortadan kalkacağı ve ülkemizin küreselleşme sürecinin
dışında kalmayacağı varsayılarak önümüzdeki yıllarda Telekomünikasyon ve Bilgi
Teknolojileri alanlarında yatırımların artarak devam edeceğini söyleyebiliriz.
Soru: Ekonomik
olarak her geçen gün büyüyen bu sektörde fizik mühendisliği kendine nasıl bir
yer bulacak?
A.Raşit Gülhan: Telekomünikasyonun tarihçesine çok hızlı bir baktığımızda Washington
DC ile Baltimore arasında 1837 yılında Morse telgrafı ile kurulan deneysel link
ile başladığını, bunu 1864 yılında Maxwell elektromanyetik dalga kuramı, 1876'da
Alexander Graham Bell'in telefonu ve 1890'lardan sonra Branly, Lodge, Tesla,
Popov, Guglielmo Marconi gibi bilim adamlarının telsiz haberleşmesini keşfetmeleri
izledi. Günümüzde her ne kadar mikroçipler, entegre devreler telekomünikasyon
cihazlarının içinde yoğun olarak kullanılmakta ise de ilk eletron tüpü John
Ambrose Fleming tarafından diode olarak ve daha sonra De Forest tarafından triode
olarak keşfedildi. Fizikçilerin önemli katkıları ile transistörde kullanılan
Germanyum ve Silicon'un saflığı %99.99 dan on tane 9'a yani %99.99999999 ulaştı.
Optoelektronikte optik sinyalleri üretmek için yarı iletken lazerler kullanılır.
Quantum elektronik bu tür yarı iletkenlerin üretilmesinde önemli bir rol üstlenmektedir.
Optik haberleşmede Bohr tarafından oluşturulan quantum kurallarının üstüne 1960
lı yıllarda Rochester grubun liderliğinde lazer üretilerek haberleşmede yerini
aldı. İlk Fiber optik cihazlar 1962'de kulla-nılmaya başlandı.Günümüzde 100'den
fazla kanal multiplex edilerek 20 Gigabit 120 km mesafeye fiber ile taşınabilmekte.
Benzer olarak; bugün yine gigabitlere varan hızlarda data haberleşmesi boşlukta
sağlanmakta bir nevi "Havada Sanal Fiber" oluşturulmaktadır. Bütün
bunlar fiziğin elektroniğe ve dolayısı ile haberleşmeye katkısıdır. Son yıllarda
telekomünikasyon sektöründe büyük bir rekabet yaşanmaktadır. Teknolojik yarış
sektördeki rekabeti stratejik bir savaşa dönüştürmüştür. Ekonomik gelişmelerdeki
yeri hızla artan sektör de bütün ülkelerde aynı hızla yeniden yapılanma sürecine
girmiştir. Sektörün geleceğini iyi kavrayan ülkeler ekonominin geleceğini de
belirleyeceklerdir. Bu gerçeği göremeyen ve konuya uluslararası yaklaşamayan
ülkeler ise ikinci sınıf kategorisine gireceklerdir.
Soru: Peki
bu alanda neler yapılmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?
A. Raşit Gülhan: Teleko-münikasyon sektörü; bu sektörün yazılım (içerik), donanım
ve hizmet üretimini en üst seviyede ihtiva etmesi ve sektörde teknolojik gelişmelerin
hızlı yaşanması nedenleri ile ülkemizin gelişmesinde hayati öneme sahip sektörlerden
birisi. Bu önemi öncelikle Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurumu ve
üniversitelerimiz tarafından anlaşılmalıdır. Aksi halde bu güzel ülkenin ikinci
sınıf değil, üçüncü sınıf ülkeler arasında yer alması kaçınılmaz olacaktır.
İsrail'in 30 yıl, Finlandiya'nın 15- 20 yıl önce ve Hindistan'ın son yıllarda
attığı adımları, bir an önce ve güçlü bir şekilde bizim de atmamız gerekiyor.
Birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi yazılımın bir endüstriyel ürün olduğunu
kabul etmemiz gerekmekte. Ekonomik alanda sıkıntılar yaşanmakta ancak buna rağmen
üreticilerin (yazılım ve donanım) İsrail'de olduğu gibi 1 liralık yatırıma 2
liralık devlet katkısı sağlandığı gibi belirli katkının ihracat şartı ile sağlanması,
yine İsrail'de son derece güzel oluşturulan üretim merkezlerinin benzerlerinin
oluşturulması ve bu konularda teknik eleman yetiştirecek üniversitelerin belirlenerek
bu üniversitelere bu konularda yetişmiş öğretim üyesi, yayın ve laboratuvar
ile diğer teknik desteklerin sağlanması gerekmektedir. Ülkemizde eksikliğini
hissettiğimiz bir iki ünversitemiz tarafından uygulanan sanayi ve üniversite
işbirliğinin en üst seviyede ve en yakın mesafede sağlanması zorunludur. Dünyadaki
gelişmeler dikkatle değerlendirildiğinde ve Hazine Müsteşarlığını tarafından
hazırlanan raporda bahsedilen ikinci sınıf ülkeler arasında yer almamak için
ve telekomünikasyonun ekonomik gelişme üzerinde oynadığı öncü rol de dikkate
alınarak;
1. Bazı üniversitelerimizde Telekomünikasyon alanında özel programlar veya "opsiyonlar"
açılmalıdır.
2. Üniversitelerimizin eğitim kaynakları muhakkak güncel halde tutulmalıdır.
3. Teknolojik gelişmeler ile ekonomik gelişmelerin birbiri üzerindeki etkisi
dikkate alınarak teknik bölümlerde iktisat bilgisine yönelik genel bilgiler
verilmelidir.
4. Ülkemizin 21'inci yüzyılda yarıştan kopmaması için yatı-rımlara hız verilmelidir.
5. Telekomünikasyon alanında adil ve serbest rekabet her sektörde olduğu gibi
son kullanıcının daha ucuz, daha kaliteli hizmet almasını sağlayacağından özelleştirme
ve liberalleşmenin önü muhakkak surette açılmalıdır.
Sayısal uçurumun gittikçe arttığını da dikkate alırsak, dünyada doğru tarafta
yer alabilmek için: Gelişmeyi sağlayan yeni dinamiklerin farkında olmak, nerede
olduğumuzu ve nereye varmak istedigimizi belirlemek, belirlenen hedefe ulaşmak
için uygun strateji ve ilgili eylem planlarını hazırlamak ve etkin bir şekilde
uygulamak gerekiyor. Bundan yirmi yıl kadar önce ben Fizik Mühendisliği eğitimi
alırken Dalgalar ve Elektromanyetik Teori derslerini almıştım. Bu derslerin
konularının özellikle radyo-komünikasyon ile ilgili olduğunu ifade etmem gerekir.
Bugün umarım yeni nesil kaynaklardan yararlanılıyordur. Mühendislik eğitimi
ile Bilim Lisans arasındaki farkın uygulamaya yönelik olması gerekir ki, bizim
zamanımızda bu fark yoktu. Bu farkın makine elemanları ve teknik resim gibi
derslerle yaratılmaya çalışılması aslında işin özünden kaçmak anlamına geliyor.
Temel nokta mezunların teori ile uygulamayı eğitim sırasında birleştirebilmeleri.
Eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapılarak özellikle "Yeni Ekonomi"
kavramının ortaya çıktığı günümüzde Telekomünikasyon ve Bilgi Tekno-lojileri'nin
ihtiyacı olan teknik eleman yetiştirilmesi gerekmekte. Fizik mühendisliği eğitiminde;
müfredat ve kaynak kitapları güncelleştirilmeli, çeşitli ve uygun "opsiyon"
programlarla zenginleştirilmesi sağlanmalı, teori ile uygulama birleştirilmeli
diye düşünüyorum.
Diğer Bölümler için