Fatih ERBOZ


TÜBİTAK Başkanı Namık Kemal Pak:


"Türkiye kabuk değiştirecek"


Telekomünikasyon Kurumu şemsiye bir kuruluş olarak hep orada. Eğer bilgiye dayalı bir ekonomi kurulacaksa bunun temeli internet ve altyapısıdır.
Tüm bahsettiğim konuların arkasında bilgiye dayalı bir ekonomi kurmak var. Telekomünikasyon Kurumu işin göbeğinde.

TÜBİTAK Başkanı ve Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu üyesi Namık Kemal Pak ile önümüzdeki günlerde gerçekleşecek olan ve Türkiye'deki Ar-Ge çalışmalarını yakından ilgilendiren Avrupa Birliği 6. Çerçeve Programı'nı konuştuk.

Soru: 6. Çerçeve Programı son günlerde kamuoyunda sıkça konuşulmaya başlandı. 6. Çerçeve Programı'nın Türkiye açısından önemi nedir?

Namık Kemal Pak: 6. Çerçeve Programı, 15 AB ülkesiyle 13 aday ülkenin ve 3 tane bağımsız ülkenin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş bir bilgi ağı ve Ar-Ge projesi, Programın önemi, AB üyeliği ve adaylığı dışında kalmış üç ülkenin bu çerçeve programında yer almak istemesinden rahatça anlaşılabilir. Bu ülkelerden bir tanesi Norveç. Norveç'te AB üyeliği halkoyu ile kabul görmedi. Norveç siyasi birlikteliği kabul etmiyor ama her türlü ekonomik ve teknolojik girişimin içerisinde yer alıyor. Norveç'in bu tutumunun özellikle ülkemiz için çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. İkinci ülke İsviçre. 189 üyeli Birleşmiş Milletler Örgütü'ne bile üye olmayan bu ülke, 6. Çerçeve Programı içerisinde yer alıyor. Türkiye ile beraber bu projede toplam 31 ülke yer almakta. Türkiye'nin bir özelliği var, o da bugüne kadar havuzun dışında kalmış tek ülke. 6. Çerçeve Programı'na başlama kararını yeni aldık. Konuyla ilgiliolarak AB ile görüşmelerimiz başladı. Burada önemli olan siyasi iradenin bu kararı alabilmesiydi. Karar alındıktan sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından AB'nin yetkili mercilerine iletildi. Ağustos ayının başında mütabakat zaptı imzalanacak Mecliste şu anda sıra bekliyor. Meclis onayladıktan sonra 34 programın işlerlik kazanması için gerekli olan mevzuat da tamamlanmış olacak. Bunlarda problem yok. AB çerçeve programları Avrupa'yı dünyada rekabet gücü en yüksek ülke yapmak. Bu önemli bir vurgu. Projenin 17 milyar Euro'luk bir bütçesi var. Projenin nükleer kısmına katılmayı şu anda düşünmüyoruz. Türkiye olarak projenin nükleer kısmına katılma kararını aldık. Ama ileride ihtiyaç olursa katılabiliriz. Şu anda önceliklerimiz arasında bulunmuyor. Bu programa katılmamızdaki en büyük neden programın öngördüğü amaçlar ve hedeflediği sonuçlar ile felsefesinin Türkiye'nin bilim teknoloji paradigmaları ve hedefleri ile örtüşmesi. 6. Çerçeve Programı'nın bir başka önemi de Avrupa Birliği'ne ileride katıldığımızda bu alanda geri kalmamızın doğru olmayacağıdır. Eğer Türkiye bu yolda kararlıysa bu çerçeve programlarının dışında kalamaz. 2003 yılında başlayacak olan 6. Çerçeve Programı'na katılmasaydık 5 sene sonra 7. Çerçeve Programı gündeme gelecek, o da olmazsa 8. Çerçeve Programı gündeme gelecek. Bu şekilde uzayıp gidecek. Oysa eğer Türkiye AB ile bir entegrasyon sürecine girecekse şimdiden bu çerçeve programlarına katılmalı ve bu programlar çerçevesinde yetkinleşmeliyiz. Bu çerçeve programlar AB'ye uyum sürecinde büyük önem taşıyor.

Soru:Yine kamuoyunda sıkça tartışılan bir konu çerçeve programına altyapı olarak hazır olup olmadığımız. Program çalışmalarını yürüten kişi olarak bu kuşkuları nasıl değerlen-diriyorsunuz?

Namık Kemal Pak: Biz bu kararı alırken başta özel ve kamu sektörü ve üniversiteler gibi paydaş-larımızla ortak akıl platformu oluşturduk. Ve bu ortak akıl platformlarında argümanlarımız az önce değindiğim gecikmeyle ilgili olan argümanlardı. Bu platformlar sonucunda ortaya çıkan genel kanı; genel olarak çerçeve programlarına katılmamız gecikmeden ger-çekleşmeli. Çünkü biz bunu erteledikçe diğer ülkeler yol alacak ve ileride eğer siyasi irade AB sürecinde kararlıysa biz geri kalacağız. Bunun önüne geçmek için çalışmalara şimdiden başlamak gerekiyor. Ancak düzenlediğimiz ortak akıl platformlarında bir takım kuşkular da dile getirildi. Bunların başında Türkiye'nin altyapısının çerçeve programlarını kaldırıp kaldırmayacağıydı. Eğer altyapı bunu kaldıramayacaksa Türkiye kendi içine dönük olarak bunun hazırlığını yapsa daha iyi olmaz mı? Yani programın dışında kalarak kendi kaynaklarımızı daha da artırarak bu altyapı çalışmalarını kendimiz yapmamız mümkün müydü? Bir kere şunu belirtmekte yarar görüyorum: Türkiye'nin zihinsel üretimdeki entellektüel ve bilimsel bazda durumu çok iyi ve potansiyeli de bu konuda çok fazla. Yani zihinsel üretim anlamında gelişmiş durumdayız. Şüphesiz gelişmişlik yalnız başına bir anlam ifade etmiyor ama önemli bir göstergedir. Bu gelişmişlik önemli kriterlerden bir tanesi. Yani bilimsel üretim potansiyeli aynı zamanda umuyorum ki özgün teknoloji üretim potansiyeline dönüşecek. Bu çok önemli ilk ayak. Türkiye bugün bilimsel üretimde dünya ülkeleri arasında 25. sırada. Bu 25.'lik çok önemli. Çünkü yapacağımız her şey bunun üzerine inşa edilecek. Temelimiz sağlam. Bakın aday ülkelerin hepsinden bilimsel üretimde çok daha ileride. Hatta 15 elit ülke olarak kabul edilen ülkeler içerisinde Yunanistan, Portekiz, İrlanda ve Lüxemburg'dan da bu konuda ilerideyiz. Türkiye bilimsel üretim konusunda saygın bir yerde. Türkiye Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Yasası'nı çıkarmış, üniversite-sanayi işbirliği modelini geliştirmiş, uygulamaya koymuş... Öte yandan Türkiye rekabeti sağlama konusunda aday ülkelerin hepsinden ileride. Tüm bu kriterler göz önüne alındığında biz bunu gerçekleştiremeyiz diyorsak, diğer aday ülkelerin bu çerçeve programına uyum sağlamada başarılı olmaları çok zor. Ben bunu bu şekilde değerlendiriyorum. Türkiye, eğer kendine güvenirse bunu başarır. Çünkü bu konuda potansiyeli çok fazla. Nüfusumuzun genç oluşu bu konuda bizim için bir avantaj. Buradaki ölçüt bizim bunu başarmak isteyip istemediğimizdir. Başarırız diyorsak, başarırız. Biz bu 6. Çerçeve Programı'nı kabul ederken tüm etkenleri göz önünde tutarak ve Türkiye'nin çıkarlarını düşünerek hareket ettik. Ama şunu da hiçbir zaman unutmuyoruz: Hiçbir yerde bedavaya ekmek yok. Kimse kimseye karşılıksız birşey vermiyor. Bizim istediğimiz; AB ile yakınlaşmak, gönenç ve ekonomik kalkınma. Katkı payını pazarlıklarla aşağıya çekmeye çalışıyoruz. Ancak daha fazla aşağıya çekmemiz söz konusu olmayabilir. Biz, tüm bu isteklerimizin karşılığını ödemiş oluyoruz. Ve sanıyorum ki ilk defa koyduğumuzdan fazlasını alacağız. Özgüven alacağız, evrensel ufuk alacağız, entellektüel düzeyde, müteahhitlerimizin, tüccarlarımızın daha önce yaptığı gibi uluslararası boyutlara açılacağız, yeni teknoloji üretme yeteneği kazanacağız, yani kamyonlarla domates değil, domates tohumu üreten teknolojiyi ihraç eder noktaya geleceğiz. Kısaca Türkiye kabuk değiştirecek. Önemli bir kaldıraç yakalayacağız. Eğitim ve bilim adamı yetiştirmeye yönelik programlar alacağız. Sadece proje almayacağız. Aynı zamanda programları da kullanma şansımız doğacak. 16 Milyar Euro'luk programın içerisinde KOBİ'lere yönelik yüzde 25-30 civarında program ve proje var. Bunlardan yararlanacağız. Sayısı 90-100 bin civarında olan ve ülke ekonomisinin temel dayanağı olan KOBİ'lerdeki doğru potansiyeli yakalarsak ve KOBİ'leri doğru yönlendirirsek, mobilize edersek, Türkiye'nin uluslararası rekabet gücü gerçek anlamda ortaya çıkacaktır.
Türkiye'yi bilgi toplumuna dönüştürme bağlamında çok önemli bir program olan avrupa+ programını da TÜBİTAK olarak Türkiye'ye soktuk. Gerçi bu aşamada etrafta yeni polemikler başladı. Bu konuyu herkes yine kendi üzerine aldı. Bu konunun kendileriyle ilgisi olduğunu söylediler. TÜBİTAK olarak biz tüm bu gereksiz polemiklere kulağımızı tıkadık. Çünkü TÜBİTAK komplekssiz bir kurumdur. Biz sadece Türkiye'nin kazanması için birşeyler yapıyoruz. avrupa+ çok önemli ülkemiz açısından. e-ekonomi'nin temeli olan internet üzerinden bir sistem kurulacak. Hükümet hizmetlerinin tümü bu sistem üzerinden daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli bir biçimde yapılacak. İşte tam bu noktada telekom hizmetlerinin önemi devreye giriyor. Eğer bilginin dolaşıma girip evrensel boyutta işlenmesini ve ürün olarak geri dönmesini istiyorsanız, iletişimin omurgasını çok sağlam kurmanız gerekiyor. Cumhuriyet'in ilk yıllarında nasıl ki tüm ülkeyi demir ağlarla ördüysek bugün de ülkenin her yerini aynı mantıkla kablolarla öreceğiz. Omurga derken anlatmak istediğim budur. Ülkenin her tarafına bilgi götürülmesi, bu bilginin evrensel boyutlarda işlenebilmesi ve bu üretilen bilgiden rekabet gücü kazanılması gerekmektedir. Bilgi toplumunun amacı budur. Bizim hedefimiz ülkenin her yerini hiber ağlarla örmek ve bilgiyi ülkenin her yöresine taşımak. Böylece araştırmacılarımız Avrupa'daki meslektaşlarıyla ortak bilgi ve teknoloji üretecekler. 6. Çerçeve Programı'nda en önemli ön-görülerden bir tanesi budur. Akademik network'ü işleten kuruluşuz. Ulusal akademik ağlarla Türkiye'yi periferik mükemmelliğe ulaştırmak istiyoruz. Avrupa'nın omurgasındaki ağ (JANT) 10 bin megabyte kapasitede. Bütün ulusal ağlar bunun içinde. 6. Çerçeve Programı'yla birlikte bu ağlara katılma şansımız olacak. Network'ü bir ağ olarak işletmenin amacı ucuz fiyatlarla hizmet verilmesi oluyor. Eğer alternatifsiz kalınırsa, Avrupa Akademik ağına bağlanılamaz, Avrupa Çerçeve Programı'ndan para alınamaz ve bir artı bir, beş bile olabilir fiyat bağlamında. Şu anda biz yüzde 50 altında hizmet veriyoruz. Eğer UBAK gibi akademik bir ağ çökerse alternatifiniz kalmaz. O zaman da ticari fiyatlarla hizmeti alın denmeye başlandığı zaman Türkiye'deki 157 ucun tek tek vereceği servis sağlayıcıların verecekleri paraların toplamı şu anda bizim TÜBİTAK olarak ulusal bütçeden aldığımız parayla verdiğimiz hizmetin on misline yaklaşacaktır.

Soru: 6. Çerçeve Programı'nın kaynağı nereden sağlanacak?

Namık Kemal Pak: Avrupa Birliği Çerçeve Programı'na girişin kaynağı ne? Biz işin başından bu yana rakam söylemekten kaçındık. Avrupa Çerçeve Programı ödenecek pay pazarlığına 400 milyon Euro'dan başlandı ve şu anda bu rakam 200 bin Euro'da. Ancak önümüzdeki günlerdeki görüşmelerde bu rakam daha da aşağıya çekilmeye çalışılacak. Diyelim ki rakamı 150 milyon Euro'ya kadar çektik. Bu da sene de 30 milyon Euro demek ki, ülkemizin durumu göz önüne alındığında bu rakam da fazla. Türkiye büyük bir ülke olduğu için diğer ülkelerden farklı olarak ödediği pay da fazla. Burada şöyle düşünmemiz gerekiyor: Bu parayı üç-dört yıl ödeyip bu konuda yetkinleştiğimiz zaman ödemeyeceğiz. O zaman kendi kendimize yetmeye başlayacağız. Avrupa Çerçeve Programı için ödenecek olan katkı payının büyük bir kısmını AB'nin aday ülkelere verdiği hibe programından sağlamayı düşünüyoruz (yılda yaklaşık olarak 125 milyon Euro'luk bir hibe söz konusu). Geçmişte de birçok ülke bu kaynağı buradan sağlamış. Şu anda durum çok kötü görünmüyor. Peki bu yardımı en iyi kullanma yolu bu mudur? Bence budur.

Soru: 6. Çerçeve Programı'nın hayata geçmesinde Telekomünikasyon Kurumu'na sizce ne gibi görevler düşüyor? Telekomünikasyon Kurumu'nun bu süreçte yeri ne?

Namık Kemal Pak: Telekomünikasyon Kurumu bu süreçte çok büyük bir önem taşıyor. Telekomünikasyon Kurumu şemsiye bir kuruluş olarak hep orada. Eğer bilgiye dayalı bir ekonomi kurulacaksa bunun temeli internet ve altyapısıdır. Tüm bahsettiğim konuların arkasında bilgiye dayalı bir ekonomi kurmak var. Telekomünikasyon Kurumu işin göbeğinde. Bilginin daha güvenli, hızlı ve ucuz dolaşımının sağlanmasında Telekomünikasyon Kurumu işin içine giriyor.





Diğer Bölümler için