Basın Toplantısı
Site Haritası | Ücretsiz Üyelik | Site İçi Arama | Erişim | E-Posta | ANA SAYFA
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
English 
 
 
 

 

 

 


 

 

TELEKOMÜNİKASYON KURUL BAŞKANI DOÇ. DR. ÖMER ARASIL’IN OCAK 2004 TELEKOM DÜNYASI’NDA YAYINLANAN RÖPORTAJI

TELEKOM DÜNYASI : Sayın başkan bu güne kadar Telekomünikasyon Kurumu yoğun çalışmasına rağmen sessizliğini, suskunluğunun gerekçelerini nasıl açıklarsınız? Kurumunuz ilk defa 22 Ekim 2003 Telekom Dünyası Politikaları Formunda kendi çalışmalarında ümit ve bilgi verdi. Daha sonra sizin yaptığınız basın toplantısı ile kamuoyunun nüne çıktınız. Ancak sizin kurumun çalışmaları ile ilgili sizin dışınızda herkes konuştu. Genelde sorumluluklar ve olumsuzluklar size yüklendi. Bu konularla ilgili neler söylersiniz?

Doç. Dr. Ömer ARASIL : Evet tabi hak ettiklerimiz de var, hak etmediklerimiz de var. Bu soru bir yönüyle de felsefi açıdan cevaplandırılması gereken bir soru. Yani bunun derinliğinde Türk kamu yönetim sisteminin geleneksel yapısının etkisi çok fazla. Kurumumuz henüz, sektör dışında kamuoyunun tamamı tarafından algılanmamakla beraber, gerçekten bir anlamda stratejilerin ve politikaların sağlıklı işlemesini sağlayan ve hatta siyasi karar alma mekanizmasına tavsiyelerde bulunarak, telekomünikasyon sektörüyle ilgili stratejilerin oluşmasında ve politikaların şekillenmesinde alternatifler sunma misyonu yüklenmiş bir Kurum. Bu kurumun süreç içerisinde herhangi bir düzenleme, yetkilendirme veya uzlaştırma gibi temel görevlerinden herhangi biri bitmeden yapılacak bir açıklamanın gerek sektörümüz gerekse ülkemiz açısından önemli riskleri vardır. Sektörümüze girmeyi düşünen yatırımcılar yerleşik işletmecimiz de dahil sektörde yer alan  tüm yatırımcılar bizim ağzımızdan çıkacak sözleri, bizim yaptığımız düzenlemeleri son derece önemseyen, çünkü ekonomik geleceklerini buna bağlayan kişiler veya şirketlerdir. Dolayısıyla bizim, basın toplantısıyla 2002 yılı Aralık ayında sektörün karşısına çıkarak açıkladığımız 2003 yılındaki iş planımız en az beş aylık geriye yönelik bir çalışmanın ürünüdür. Niye gerek duyduk? Çünkü süreç içerisinde yapabileceklerimizi az ama öz deklare etmek istedik. Yani sektöre şimdiye kadar, maalesef alışılmış olduğu şekliyle, onlarca şey söyleyip  umut satarak, hayal satarak, onların hazırlıklarını yanlış yönlendirmek istemedik ve bunu belirlerken de sektörün küçük, orta, büyük tüm aktörleriyle sürekli görüş alışverişinde bulunduk. Sektörle istişare ettik ve serbestleşmede temel yetkilendirme ve düzenlemeleri esas alan bir çalışma yaptık. Daha sonra çok şeffaf bir biçimde  sektöre bunu bir yıl önce açıkladık ve o açıkladıklarımız gerçekten uluslararası ölçekte mukayese edildiğinde ortalama üç yıldan daha fazla bir süreyi gerektiren düzenlemeler. Biz bunları gerek nitelikli insan gücünün azlığı gerekse bizim dışımızda olan, malumunuz kamu ihale yasası nedeniyle danışmanlık hizmeti alamadan çok az sayıda insanla ve çok kısa sürede yaptık. Her yaptığımız çalışmanın her aşamasında sektörle beraber fikir alışverişinde bulunarak, onların önerilerini alarak,  hatta kurumumuzda saat altıdan sonra çalışarak, birlikte şekillendirmeye çalıştık. Bu süreç içerisinde belki de çıkıp sektöre sizler aracılığıyla hangi noktada olduğumuzu söylememiz gerekirdi. Ancak onu biz zaten sektörle birlikte çalıştığımız için gerekli görmedik. Ama şimdi anlıyorum ki sadece sektöre değil Kurumun tanıtımı, Kurumun Türk kamu yönetim ortalamasının üstünde bir gayrette ve süratle çalışan bir kurum olduğunu, çalışmalarımızı aksettirmeyi benim temsil görevim olarak da yapmam gerekirdi. Ama bir zaman sıkıntımız vardı. Hazırlıkların belli bir noktaya gelmesini bekledik. Bir de dediğim gibi zaten bunu sektörle iç içe yaptığımız için hangi çalışmanın hangi aşamada olduğunu, sektörümüzün tüm oyuncuları çok açık, çok rahat bir biçimde görüyorlardı, biliyorlardı. Tabi işin bu derin sorunlarının ötesinde bize yapılan eleştirileri çok normal buluyorum ve bunu çok olumlu karşılıyorum. Çünkü bu kurumların gerçekten haklılığını ispat etmesi sadece sektörde değil; siyasi açıdan, medya yönüyle toplumun tüm kesimleri tarafından genel kabul görmesi ancak ve ancak eleştirileri, bizim bu eleştirileri olumlu bir yönde telakki ederek eksiklerimizi gidermek ve bunlardan ders alarak hemen hatalarımızı düzeltmekle yapılabilir. Yani, haklı ve yapıcı tüm eleştiriler son derece normaldir. Biz hep şu görüşü ileri sürüyoruz, eleştirilmezsek işimizi yapmıyoruz demektir. Herkes memnunsa başarılı bir kurum değiliz demektir. Çünkü düzenleyicilik konsepti, bir bölüme müspet bir avantaj getirirken, birilerinin dezavantajlarının daha fazla olduğu bir ortamı sağlar. Hele bizim gibi sektörlerde, aksak rekabet piyasalarının yoğun olduğu, sektöre yeni girişlerin teşvik edilmesi gereken pozisyonlarda düzenleyici otoritenin düzenlemelerinin herkes tarafından genel kabul görmesi beklenemez. Zaten bu kurumlar bunun için var. Devletin piyasaya müdahalesini haklı kılan gerekçelerin başında tekel gelir, yahut da ölçek ekonomileri dediğimiz, bir kere büyük çaplı yatırım yaptıktan sonra yaptığımız her yatırımın maliyetinin giderek azalması yani teknik ifadesiyle azalan marjinal maliyetler dediğimiz kural işler ve bu süreç içerisinde rekabete uygun bir piyasa olsa bile kısa bir dönem sonra birilerinin daha güçlü olarak piyasada etkin bir yapıya kavuşup hakim bir konuma gelmesi gibi bir büyük tehlikeyi doğurur. Yani düzenleyicilik öyle bir kavramdır ki her an, yaşanılan her süreçte müdahale etmek durumunda kalabilirsiniz. Ama bu müdahale sektörün oyuncularını rahatsız etmemeli. Dolayısıyla düzenleyici otoriteler ne kadar çok kamuoyunda yapıcı eleştiri alırlarsa veya bazı düzenlemeler bazılarının aleyhine işleyip de bunlar bir takım güçlerle daha çok ses çıkarma olanağına sahiplerse bilinir ki düzenleyici otorite burada olumlu iş yapıyor. Biz çok yeni bir kurumuz. Bu yeni kurumda Türk ekonomisinin kendi dinamikleriyle yepyeni bir sektörün piyasaya uygun bir şekilde açılmasında neler yapılması gerektiğini hem bizler öğreniyoruz, hem de sektör öğreniyor. Daha da önemlisi toplumun tüm kesimleri bunu yeni öğreniyor. Bakın ortalama 8 milyar dolarlık bir sektörü, hedefimiz en az 25 milyar dolarlık bir kapasiteye çıkarmak. Bunu da en kötümser ihtimalle 2-3 yıl içerisinde olabileceğini bu konuda çalışan bir takım uluslararası kuruluşlar ve ulusal kuruluşlar planlıyor. Devletin ön kalkınma planlarında da bu tür hedefler yer alıyor. Bunlar çok memnuniyet verici. Çünkü Türkiye’nin rekabet gücü avantajını elde edebileceği, bilginin ön planda olduğu temel iki sektör var. Biri Telekomünikasyon, diğeri Enerji. Telekomünikasyon biraz daha avantajılı, enerjiye göre. Çünkü daha önceki yıllarda serbestleştirme ve özelleştirme kanunları çıkmış ve bu sürece her şeye rağmen, sayıca anlatamayacağım pek çok ayrıntılı geciktirici sebebe rağmen de, Allah’a çok şükür başlamış oluyoruz. Hemen onu da söyleyeyim, dört dörtlük mükemmel değil. Ancak bunun mükemmeli de yok. Yani öyle bir nokta ki bu serbestleşme, artık başladıktan sonra sürekli devam edecek. Bizim sektörün de, serbestleşme bitti diye bir kavramı artık yok. Çünkü üç ay önce düşünemediğimiz bir takım hizmetler, hayal bile edemeyecekleriniz, bir anda derhal tüketicinin önüne sunulabiliyor. Burada ne bir hukuki düzenleme var hem de bu hizmeti sunanların dışında ki insanlar kendilerine ne yarar sağlayacağını ancak bu hizmeti kullandıkça anlayabiliyorsa ben buna eksik mukabele diyorum. Sektör, bir takım hizmetleri sunuyor, inşallah bir takım üretimleri yapacak Türkiye’de. Ancak bu hizmetlerin hayata geçmesinde, onu bizim görevlerimize uygun bir biçimde sağlayacak çok ciddi bir hukuki altyapı yok. Bu da çok tuhaf. Siz o hizmetleri görünce hukuksal eksiklikleri hemen yönetmeliklerle, tebliğlerle bazı usul ve esaslarla gidermek durumuna gidiyorsunuz. Dolayısıyla sık konuşmama nedenlerimizden bir tanesinin de belki altında yatan en önemli gerekçe bu. Yani mevcut yasal zemine oturtmadan herhangi bir düzenlemeyle, yetkilendirmeyi çıkıp hem sektörü yanıltıcı bilgi vermek, hem de onun öyle gerçekleşeceğinden emin olmadan topluma herhangi bir taahhütte bulunmanın sadece ekonomik değil bizim açımızdan yüklenilen vicdani ve hukuki bir sorumluluğu da var.

TELEKOM DÜNYASI : Telekomünikasyon Kurumu’nun aldığı kararlarla, yaptığı düzenlemelerle sektörün serbestleşmeden önceki ve bugün geldiği noktada beklentileri karşıladığını düşünüyor musunuz? 

Doç. Dr. Ömer ARASIL : Sektörün beklentilerini inşallah karşılamıyoruzdur. Bu nasıl inşallah diyeceksiniz, olumsuzluk ifade ediyor. Ama sektörümüzün sürekli beklenti içinde olması arzu edilen bir durum. Çünkü sektör beklediklerini elde edip yeter artık bu bana dediği zaman durgunluk başlar. Bizim sektörümüz diğerlerine benzemiyor. Bu sektörün kendine has dinamik yapısı  var. Klasik sanayi veya diğer mal ve hizmet piyasaları gibi değil. Adı üzerinde bilgiyle uğraşıyoruz. Bilişim her gün yenileniyor. Her gün yeni bilgiler yeni kaynaklar. Sektör sürekli beklenti içinde olmalı ki, bizi de motive edici, teşvik edici olsun. Dolayısıyla biz her ne kadar geleneksel kamu yapısının dışında bir kurum olma gayreti içinde isek de, bunu kısa sürelerde başarmak hakikaten mümkün değil. Dolayısıyla bizi de motive edici unsur olarak sektör sürekli istemeli ki, biz de onlara yetişmek hatta onların önüne geçmek durumunda olalım. O yüzden sektör inşallah sürekli hareketli olur ve biz de bu hareketliliğe cevap verecek düzeyde oluruz. Aradaki gecikmeleri en aza indirerek karşılıklı pozitif bir geri besleme süreci yaşarız diye düşünüyorum. 

TELEKOM DÜNYASI : 2004’e kadar olan süreçte aldığı kararları, yaptığı düzenlemeleri başlıklar halinde sıralamak mümkün mü?  

Doç. Dr. Ömer ARASIL : Önce şunu söylemekte fayda var. Çok haklı olarak kamuoyunun yazılı ve görsel medyanın ilgi duyduğu yetkilendirme. Çünkü yetkilendirme artık son nokta. İrili ufaklı bu şirketlere bir hizmeti yapma yetkisini veriyoruz. Bu yetkilendirmelerimiz biraz önce söylediğim gibi 2002’nin ortasında başlayan büyük bir emek ürünüyle gerçekleşti. Ama ondan daha önemli düzenlemeler yani yetkilendirmelerin arkasında yatan daha büyük bir emek gerektiren bu yetki belgesi alan işletmelerin sağlıklı bir faaliyet alanında kuralları belirleyici olan ikincil mevzuatlar, yönetmelikler ve tebliğler var. Biz gerçekten biraz önce söylediğim gibi pek çok gelişmiş ülke telekomünikasyon otoritesinin çok daha uzun yıllarda yaptığı düzenlemeleri çok kısa sürede ve sektörle bire bir paylaşarak gerçekleştirdik. Bu çok önemli. Asıl bunun bilinmesi gerekir. Örneğin etkin piyasa gücü ve hakim durumda bulunan işletmelerin tespiti, erişim ve ara bağlantı  yönetmeliği, tüketici haklarına ilişkin düzenleme gibi. Çünkü bizim temel misyonumuz bu sektöre girişleri kolaylaştırmak daha fazla firmanın telekomünikasyon hizmetini sunmasını sağlamak iken, nihai amacımız da tüketicilerin kaliteli hizmeti daha ucuza almasını sağlamaktır. Sonuçta bu tüketici haklarına ilişkin düzenleme derli toplu kamuoyunun pek çok konuda hak ve menfaatlerini takip etmek için çok belirleyici bir düzenleme olacaktır. Diğerlerinde olduğu gibi çok emek verilen düzenlemeler. Kişisel bilgilerin işlenmesi veri gizliliğinin korunması hakkındaki yönetmelik, piyasa yönetim ve denetimine dair yönetmeliklerimiz var. İş planımız sanırım sizde var, basın toplantısında söylemiştim, ne söz verdik, ne yaptık diye. Bunların sayısını şimdi tam hatırlayamıyorum çok sayıda çok önemli düzenlemeler yaptık. Yetkilendirme olarak da, tabi sektörün daha karlı bulduğu uzak mesafe telefon hizmetleri işletmeciliği, kablo platformu işletmeciliği, geniş bant sabit telsiz erişim hizmetleri, ortak kullanımlı telsiz hizmetleri ve alt yapı işletmeciliği şeklindeki beş ana yetkilendirme üzerinde daha çok dikkatler odaklaşıyor. Ama bunları gerçekleştirecek düzenlemelerimiz hakikaten bu yetkilendirmelerin olmazsa olmazlarıdır.  

TELEKOM DÜNYASI : Sayın hocam, Telekomünikasyon Kurumu’nu tanımlayacak olursak nasıl bir metin ortaya koyarsınız? Telekomünikasyon Kurumu deyince neyi anlamalıyız? 

Doç. Dr. Ömer ARASIL : Hemen böyle çok hızla kendiliğinden cevap vermek gerekirse ben Telekomünikasyon Kurumu için her konuşmamda ilk sözlerime “temsilinden büyük onur duyduğum kurumum adına” diye başlarım. Bu gerçekten artık gayri ihtiyari olmuştur. Telekomünikasyon Kurumu’nu bir ahlaki yönüyle kamu yönetimi içerisinde yer aldığı önem boyutuyla tanımlamak gerekir, bir de bizim ülkemizin geleceğine ilişkin yüklendiği misyon yönüyle tanımlamak gerekir. Birinciyle tanımladığımız zaman Telekomünikasyon Kurumu hakikaten çok nitelikli insanların çok özveriyle, fedakarca çalıştığı, derli toplu, deneme yanılma yöntemiyle hakikaten işleri hızla öğrenmeye çalıştığı ve asgari hatayla hatta sıfır hatayla bu işleri yapmamız gereken bir kurum olma özelliğiyle; çok fedakar, çok disiplinli, çok iyi insanlardan oluşmuş bir kurum. Bu yönüyle Telekomünikasyon Kurumu beni yaşadığım sürece hep çok mutlu edecek. Çalışan insanların yüzleri ve isimleri aklıma geldiğinde böyle iyi nitelikli, ahlaklı insanların toplu olduğu bir kurum. Belki sorunuza asıl cevap vermem gereken boyutuyla sektör ve ülke açısından nasıl tanımlarsınız dediğinizde ben bu ülkenin olmazsa olmaz kurumu diye tanımlıyorum.  Yani Türk ekonomisi, kamu idari yapısı içerisindeolmazsa olmaz kurumlardan bir tanesi Kurumumuz.  

TELEKOM DÜNYASI : Türkiye’de takip edebildiğimiz kadarıyla bir çok yabancı sermaye yatırım yapmak hevesinde. Yurt dışından gelecek yatırımcıları nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Doç. Dr. Ömer ARASIL : Şu konunun altını çizmekte sanırım fayda var. Türkiye’de kurumlar arasında sadece bizim gibi bağımsız, özerk idari kurumlar değil, her türlü kurum ve kuruluş arasında maalesef, bürokrasinin kendince haklı gerekçesine dayanan, gücü artırma eğilimi var. Nedir o? Ben buna kurumsal milliyetçilik diyorum. Bunu bırakmamız lazım. Yani devletin kurumları arasında kurumsal milliyetçi karmaşası, bir güç tartışması, güç gösterisi asla olmaz. Her kurum doğrudan kendi alanıyla veya dolaylı alanlarıyla birbirini desteklemek, açığını kapatmak durumunda. Sonuçta herkes Türkiye sevdalısı olmalıdır. Bu mantık, Türk kamu bürokrasisinde oturursa, bakın para piyasalarındaki kısa vadeli dolaylı yabancı sermayeyi asla kastetmiyorum. Yıllardır özlemini duyduğumuz dolaysız yabancı sermaye bu ülkeye gelir, kalıcı olması da otomatikman gerçekleşir. Çünkü önce bürokrasiyi azaltırsınız. Güven unsurunu oluşturursunuz ve artık yabancı yatırımcı için siyaset belirleyici olmaktan çıkıp, tamamen kendi ekonomik istikrarlarıyla ilgili güven unsurunu bu kurumlar aracılığıyla  sağlar. Sadece bürokratların kendi gayretleri ile olacak, çözüme kavuşacak bir husus değil. Ancak bizler burada bir ilk, bir ateşleyici hüviyette bulunabilirsek bunun sonucundaki yasal düzenlemeler daha çabuk gelir diye düşünüyorum. Bu anlamda sermaye arasında asla yerli-yabancı diye bir ayrıma gitmiyoruz. Çünkü bu ülkeye girecek her bir liranın sonuçta ülke insanına, tüketicisine gerek istihdam sağlayarak, gerek hizmet çeşitliliği ve fiyatları düşürerek olumlu katkıda bulunacağını düşünüyoruz. 

TELEKOM DÜNYASI : Sayın başkan ilk sorunun tamamlayıcısı gibi bir soru olacak ama, sektörden gelen talepler doğrultusunda soruyoruz. Telekomünikasyon Kurumu’nun sektöre ve topluma karşı sorumluluklarını yerine  getirme anlamında büyük bir bilgilendirme, çalışmaları yapmanız gerektiğini söyleyenler, talep edenler var. Sizin bu anlamda yaklaşımınız nedir? 

Doç. Dr. Ömer ARASIL : Evet teşekkür ederim. Telekomünikasyon Kurumu o kadar çok iş yapıyor ki, sizinle bu kısa görüşmemizde yaptığımız işleri hatırlayıp ortaya atmak mümkün değil. Şimdi biz bu bilgilendirmeyi, şeffaflık, açıklık ilkemize uygun olarak çok sık yapıyoruz. Ancak önceki sorunuza paralel, en önemli eksikliklerimizden birisi kendi yaptıklarımızı yeterince tanıtamamak diye düşünüyorum. Böyle bir tablo ortaya çıkıyor. Mesela ilgili Kurum başkan yardımcılarımız, daire başkanlarımız ve uzmanlarımız kanalıyla, sadece kurum içerisinde değil, sektöre giderek iş planının belirlenmesi, yetkilendirme ve düzenlemeler ile ilgili pek çok konuda toplantılar yapıyoruz. Zaten bunu sektörümüz gayet iyi biliyor. Biz bu bilgilendirmeleri hem elektronik ortamda gerçekleştiriyoruz, hem de yüzyüze toplantılarda gerçekleştiriyoruz. Hatta, sadece yetkilendirme, düzenlemeler konusunda bir kamuoyu görüşü almak değil, yaptığımızın arkasındaki akıl yürütmeyi onlara sunuyoruz. Orada o noktaya gelişimizde bir hata varsa, sektörümüz o geliş noktamızı da bilsin farklı bir yaklaşım varsa işi kökten düzeltelim ya da bir sentez ortaya getirelim diye düşünüyoruz. Belki bu konuyu geniş kesimlere çok yaygın yapamıyoruz ya da duyuramıyoruz. Ama verdiğimiz öncelikler uygun sektör temsilcileriyle o düzenleme ve yetkilendirmeleri sürekli toplantılarda tartışıyoruz. Sadece Kurumda değil, kurum dışında yaptıklarımızda da, örneğin en son olarak Ekonomik Düzenlemeler Kurum Başkan yardımcımız Ertuğrul Bey İstanbul’a gitti, geçtiğimiz hafta. Çok verimli bir toplantı yaptı. Orada bizi en mutlu eden sonuçlardan bir tanesi de sektörümüzün çok memnun olması, hem de hakikaten sektörün belirli bölümlerine göre bizim öne geçmiş olmamız. Ben bunu çok rahatlıkla söyleme mutluluğuna eriştim ve böyle de bir tablo var. Fakat bir bütün olarak değerlendirilince bilgilendirme, tanıtım anlamında eksikliklerimiz çoktur. Ancak geçtiğimiz bir buçuk yıl çok yoğun içe kapanıp çalışmamız gereken bir dönemdi. Sanırım bundan sonra inşallah daha sık yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı, tabi neden yapamadıklarımız şeklinde  de sizler aracılığıyla sektörümüze ve ilgili her kesime duyuracağız. Görevlerimizden bir tanesi de aslında teknolojinin telekomünikasyon sektöründe dar anlamda ne işe yaradığını, yaptığımız düzenlemenin ne olacağını halkın anlayacağı bir dilde anlatmak. Yani sadece sektör yetmiyor. Halkı da bilinçlendirmek zorundayız. Ne artılar getirecek, nasıl tedbir alacak. Çünkü önümüzde, geçmişte çok kötü deneyimlerimiz var. Finans piyasalarındaki ağır faturalar var. Piyasaya girecek en küçük bir yatırımcının parasının, bilgi birikiminin helak olması bizi en az onlar kadar üzer. Bunun için de kamuoyunu bilgilendirmek çok önemli.

TELEKOM DÜNYASI : Sayın başkan bu yoğun çalışmanız arasında ayırdığınız zaman için teşekkür ediyoruz. Son olarak neler söylemek istersiniz?

Doç. Dr. Ömer ARASIL : Telekom Dünyası dergisine, tüm çalışanlarına şahsınızda çok teşekkür ediyorum. Sizlerle sık, sık bir arada olamıyoruz. Sizin gibi sektöre yönelik yayın organlarının gerçekten objektif, eleştirel, akla dayanan bir yayın politikasını şimdiye kadar izlediğim kadarıyla artarak devam ettirmenizi ve desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.

 

Bilgi Teknolojileri ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı  ©2004
En İyi 1024x768 (ve üzeri) çözünürlükte görülebilir