Röportajlar
Site Haritası | Ücretsiz Üyelik | Site İçi Arama | Erişim | E-Posta | ANA SAYFA
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
English 
 
 
 

 

 

 


 

 

Telekomünikasyon KurulU Başkanı Doç. Dr. Ömer ARASIL’ın 06 ŞUBAT 2004 tarihinde
CNN TURK’de Yayınlanan Röportajı

 

Didem Tümer: Efendim hafta sonu Türkiye’nin gündemine gelen bu Uzanların şirketlerine yönelik operasyonda aslında merak edilen ve sizi de işin içine çeken bir yön var o da haberleşme alanında ki şirketler. Telekomünikasyon Kurumu’nun bu süreçte, bu işleyişte yeri nedir? TMSF ile nasıl bir işbirliği içerisinde? 

Doç.Dr.Ömer Arasıl : Evet şimdi aslında tabii çok yeni sıcak bir olay ve Türkiye’ de aslında sadece Türkiye’de değil dünya GSM piyasası incelendiği zaman rastlanmayan belki de tek bir olay henüz o kadarını daha araştıramadım ama bir kere bu işin bir yerinde değil Telekomünikasyon Kurumu  Telsim ile olan yönetim ve denetimin devir alınmasının en başındadır. Tabirimi mazur görün birinci role sahiptir , esas oğlandır. Öyle tanımlıyabilirsiniz. Çünkü Telsim Mobil Telekomünikasyon Hizmetleri A.Ş.’nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına devletimizin bize, Kurumumuza verdiği yetkiyle yapılan, aktedilen bir imtiyaz sözleşmesi vardır. Bu da doğal olarak belki kayyumluğun geniş tanımı değil ama çok özel bir tanımıyla zaten hizmet kayyumluğunun otomatikman bize tevdi edilmiş olması demektir. Yani yönetimin ve denetimin TMSF tarafından devir alınmasından önce dahi biz zaten bu hizmetin doğal kayyumuyduk. Kayyumluk biliyorsunuz bir malın idaresinin veya bir hizmetin yönetiminin devredilmesi anlamına gelen ve eski dilde de cami hademesi denen bir tanımı, bir karşılığı vardır. Yani Telekomünikasyon Kurumu ile TMSF sadece Telsim Mobil Telekomünikasyon Hizmetleri için konuşuyorum bundan sonraki süreçte zaten birlikte çalışacaklardır. Tüketicilerin bu hizmetin kalitesini çok sağlıklı bir biçimde, olabildiğince diğer operatörlerimizle rekabet ortamı içinde, en düşük maliyetle fiyat ödeyerek en yüksek kalite şeklinde almasını sağlamaya çalışırken diğer taraftan da Telsim’in imtiyaz sözleşmesi çerçevesinde tüzel kişilik olarak haklarını koruyup, telekomünikasyon hizmetinin kanunla bize verilen görev doğrultusunda  sağlıklı ve rekabetçi bir ortamda yürümesinde, öncesinde sadece denetim görevini görürken bu süreçten itibaren de aktif bir görev alacaktır. Doğaldır ki piyasa ekonomisi içerisinde son iki günde kimi yazılan, çizilenleri dikkate alırsak devletleştirme gibi tanımların yapıldığını görüyoruz. Bu bir kere çok yanlış bir yaklaşım diye düşünüyorum. Çünkü ben yine GSM sektörünü telekomünikasyon alanını tabi uzmanlık alanımız temsil ettiğimiz konum itibari ile de değerlendirmek durumundayım. Bir kere Türkiye özellikle finans piyasalarında malumunuz 25-30 yıldır çok büyük maliyetler ödedi ve bu önce deregülasyon dediğimiz  aşırı serbestleşme sonra devletin haklı gerekçelerle sürekli müdahalesi taşıyan regülasyon sürecini yaşadı ve akla hayale gelmeyecek olaylarla büyük miktardaki borçlar bu gariban milletimizin sırtına yüklendi. Şimdi en azından telekomünikasyon gibi Türkiye’nin gelecekte rekabet gücü avantajını elde edip en önemli  sektörlerinden biri olan bu sektörde öncelikli hedefimiz piyasa ekonomisine, serbest piyasa ekonomisi kurallarına uygun, hukuk bütünlüğü içerisinde sistemi oturtmaktır. Yani asla bugün dünyanın en gelişmiş ABD, İskandinav ülkelerine baktığınız zaman  buradaki piyasa ekonomisinin de devletin ve hukuk düzenin sistemi içerisinde bırakınız yapsınlar, geçsinlerci bir anlayışın çok ötesinde uygulandığını görüyoruz. Bizde Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu yönetim ve denetimi devir almış olmanın altında yatan temel mantık aksine piyasa ekonomisinin GSM piyasasında sağlıklı, kurallar bütünü içerisinde işlemesini sağlamak. Çünkü bu sektör öyle bir sektör ki 1 ay sonrasını 15 gün sonrasını görmeniz mümkün değil ve dolayısıyla hele hiç hayale akla gelmeyecek bu tip gelişmeler olduğu zaman hukukun bunun arkasından gitmesi de çok doğal yani sabah-akşam kanun çıkaramayacağınıza göre ikincil mevzuatlarla, yönetmeliklerle, tebliğlerle, usul ve esaslarla bunu yapıyorsunuz. Ama bu tür olaylar liberal piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesi terbiyevi bir unsur taşıması açısından da çok önemli ve asla bir devletleştirme değil, aksine çok sağlıklı bir piyasa ekonomisinin oturtulması amacını güden eylemlerdir diye tanımlamak gerekir. Yani hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiç bir siyasetçisi ve bürokratı bir kere böyle sağlıklı, güzel işleyen bir şirketin bir şekilde devlete yine geçmesini istemez. Üstelik mevcut siyasi yapıda, bizim Kurumumuzun da misyonu ve vizyonu gerçekten örtüşmektir. Yani liberal piyasa ekonomisini bu sektöre nasıl sağlıklı bir biçimde oturturuz mantığından hareket ediyoruz. Bu, Telekomu serbestleştirme ve özelleştirmelerinde de görülüyor. Ama ileride kısa bir  süre sonra çok daha net bir biçimde niyetlerimiz anlaşılacaktır. Dolayısıyla devletin hiç bir organı ilanihaye bu şirketi idare edeyim filan demez o endişeleri  bırakmamız gerekir. Ama burada önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir. Hukukun kuralları içerisinde hadiselerin cereyanı ve çözümü muhakkak vardır. Şu ana kadar gerçekleşenler tamamen hukuk bütünü içindedir ve bundan sonra gerçekleşecekler de tırnak içinde ısrarla belirttiğim bu şirketin varlığını idame ettirecek ama sağlıklı bir yönetimini sağlayarak idame etireceği bir yapının bir an önce kavuşturulmasıdır. Devlet bu görevini yerine getirirken bence mevcut sahiplerinin Türkiye Cumhuriyeti devletine ve ilgili kurumlarına teşekkür etmesi gerekir. Çünkü Telekomünikasyon Kurumu bu şirketin aslında sahibidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti  adına. Yani bizim bir evimiz var, evimiz 25 yıllığına kiraya vermişiz ancak kiracılarımız ay içinde sürekli değişmektedirler, her gittiğimizde farklı bir kiracıyla karşılaşmaktayız,  efendim paralarımızı vaktinde alamamaktayız ve bu çok değerli tabii bu kiracı benzetmesi teşbihte hata olmaz denir. Bunun dışında son derece external, dışsal etkileri de olan bir yapı biz de diyoruz ki bu evimizin sağlıklı muhafazasını, işlemesini, suyunun, elektriğinin bu hizmetin yerine getirilmesini kontrol edelim diyoruz. Sonuçta şu andaki sahiplerinin  ileride işler düzelince benim değerimi, şirketimi yükselttin veya korudun diye, iyi baktın diye tekrar teşekkür etmeleri gerekir. Yani bize ekstra yüklenmiş bir hizmettir diye bunu tanımlamak lazım. 

Didem Tümer: Efendim şimdi kiracı benzetmesini yaptınız.

Doç.Dr.Ömer Arasıl : Şuan an aklıma geldi kusura bakmayın çok da doğru olmayabilir. 

Didem Tümer : Şimdi aslında çokta yanlış değil. Netice bir lisans şimdi bakıyoruz kiracı da söylüyor zaten. Kiracının borçları var. Yurt dışında borçları var belki yurt içinde borçları var. Şimdi bu borçların ne olacağı, bu borçların kimin üstüne kalacağı, bu borçların kimin ödeyeceği, Motorola var. Kim ödeyecek bu borçları hakikaten bunlar devletin üzerine kalmış borç mu şimdi atanan yönetimin üzerine kalmış borç mu ? Kim ödeyecek bu borçları ?

Doç.Dr.Ömer Arasıl : Bakın şunu söylemek lazım şimdi bizler bazı komple teorileri oluşturup senaryolar üretmekte çok maharetliyiz. Pek çok konuda. Bence bu o kadar çok üzerinde evhamlanacak bir konu değil. Bir süreç yaşanacak, hukukçularımız, hukuk devleti içerisinde mer’i mevzuatla elbette bizi de yönlendirecekler hangisi doğrudur diye ama  sonuç şu bakın bence. Asla ve kat’a bu borçlar devlete kalacak borçlar değildir. Devletin borçları değildir. Bir kere biraz önce bankacılık ve finans piyasalarını örnek verdim ama biz çok farklıyız. Elimizde bir değer var. Sadece bu işi şu andaki borç-alacak konsepti ile değerlendirmemek lazım bu şirketin ülkenin tamamına yakınını kapsayan bir altyapısı var. Çok kıymetli numara blokları ve frekans bandları var. Band miktarı var. Şimdi bunlar sadece bizde değil dünyada da kıt kaynaklar ve çok değerli yatırımlar. Ve bunların sahibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün bu değerlerini üstüne de para vererek birilerine falan vermez. Bu endişeleri bırakmak lazım. Bu senaryoları bırakmak lazım. Dediğim gibi burada bu şirketin TMSF’nin mahareti ile borç ve alacak ilişkilerinin bir düzen içerisine çekilmesi ey borçlular gelin bu şirket aylık bu kadar gelir elde etmektedir. Gariban çalışanlarının, vatandaşlarının  maaşları, zorunlu harcamaları çıktıktan sonra elinde şu kadar miktar kalmaktadır. Bunu da alacaklılarına, örneğin Telekomünikasyon Kurumu, Telekom, A şirketi, B şirketi şu kadar veriyorum deyip bir borç planı yapacaktır. Ve bu şirket gerçekten Türk GSM piyasasında değil dünyada çok değerli şirketlerdir. İyi yönetildikleri takdirde borçlarını çok rahatlıkla kısa sürelerde ödeyerek tekrar normal kârlılık oranlarına dönebilecek olan şirketlerdir. Şimdi burada ki alacaklıların ve borçların çeşitliliği alacaklıların, alacaklarını tahsil edememesi veya bir kısmının değil büyük bir çoğunluluğunun hukuka intikal etmiş, gerek iç hukuk gerekse  uluslararası hukukta sonuçlarının beklenmesi gerçekten uzun bir süreyi alacaktır. Ve sonuçta Allah korusun şöyle de bir tablo da ortaya çıkabilirdi. Bütün bu davaların kaybedildiği bir ortamda Telsim işte o zaman dediğiniz olurdu. Belki 3 milyar değil 10 milyar dolarlık bir borçla lisansını, sözleşmesini iptal editiğiniz zaman o dediğiniz kötü senaryo  o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sırtına binerdi ve alacaklarını devlet öderdi. Şu anda öyle bir tablo yok. Şu anda en büyük alacaklısı olarak gözüken Motorola Nokia ki asıl Motoroladır. 1.83 milyar dolarlık tedarik sağlamıştır. Bildiğimiz kadarı ile Telsim şirketine, bunun üzerine de efendim bir borç rehin kefalet anlaşması yapılmıştır ve bu dönemim Ulaştırma Bakanlığı’nın onayı ile ve  tastik etmesi ile olmuştur. Bunun karşılığında şu an Motorola ve Nokia’nın %24,5’lik bir hissesi vardır. Telsim içinde daha doğrusu hissesine karşılık gelen pardon hisse değil hissesine karşılık gelen bir alacağı vardır. Ve bu teminat altındadır. Şimdi ilk yapılan borçlanma prosedüründe bu hisseler %66 düzeyinde iken daha sonraki sermaye artırımları ve hisse hareketleri ile toplam %24,5’e düşmüştür. %22’si Motorola olmak üzere.Yani olaya şöyle bakmak lazım zaten şu anda bu şirketler uluslararası hukukta mahkemelerini kazanırlarsa artı iç hukukumuz evet bu Türkiye’de de uygulanabilir ve geçerlidir derse doğal olarak bu şirketin değerli olmasını isteyeceklerdir. Yani her alacaklı olan bu şirketin para kazanıp bir an önce alacaklarının tahsilini isteyecektir. Dolayısıyla burada bugün de hep okudum dünden beri yani devlete bir borç yükünün bineceğinden lütfen endişe edilmesin. Bir süreç yaşayacağız bunlar hep tartışılacak belkide diyecekler ki başkan çıktı böyle konuştu bak öyle değilmiş ama ben sizi temin ederim ki bu hukuk dinamik bir hukuk, bu hukukta gecikmeler var. Yani telekomünikasyon hukuku salt yazılı hukuk kurallarının dışında yaşananlarla da oluşturulabilecek bazı hukuk bütünü kurallarla yönetilmek zorundadır ve o da hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hem de Telsim gibi değerli bir şirketin hep haklarının korunması çünkü bu hakların korunması alacaklıların daha rahat alacaklarını alma imkanı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Nihayetinde en kötü senaryoyu diyelim ki bugün yazılı basında biraz yer alan karamsar, hep dediğimiz gibi korku teorilerinin olduğu bir senaryoyu alsanız bile ki bu hiç korkulacak birşey değil yani devletin yine hukuk bütünü içerisinde bu şirketin frekansının ve numaralarının ihale edilmesi ile artı devlet yine bir para kazanacaktır. Yani vakti ile Telsim’den aldığı bir bedel vardır. 500 milyon dolar onu şu aşamada ben de düşünmüyorum istemiyorum ama en şeyini yaptığınız zaman ki bu da karşı tarafların irade beyanları ile olabilecek birşeydir diye düşünüyorum, hukuk bütünü içerisinde devletin asla bir kaybı olmayacaktır. Ama bu dediklerim tamamen beni şahsi görüşlerim bakın. Çünkü eminim ki hukukçular cumartesinden beri benim de kafamı karıştırıyorlar. Giderek daha da çok karışacaktır bu da hukukun cilvesi ve önemini ortaya koyar ne kadar zor bir ilim olduğunu ve karşılaşılmamış böyle olaylarda da doğru çözümü bulurken de aslında tartışılmasının faydası var ama sorunuzun cevabı devlet asla burada bu bahsettiğiniz rakamlarda bir borç yükünü omuzlayıp birilerine ödemeyecektir.

Didem Tümer : Şimdi operasyon olalı 2 gün oldu aslına bakarsanız ama hemen tartışmaya başlanan birşey var. Ev sahibi sizsiniz burada satılacak olursa bir gün Telsim kim satılmasına karar verecek? Kim satacak? İlana kim çıkacak ? Nasıl olacak bu ?  

Doç.Dr.Ömer Arasıl : Şimdi bakın bu bir gün satılacak olursa şimdi bir kere biz öncelikle şunu açıklamak lazım devletin kurumları eşgüdüm ve koordineli çalışmak zorundadır. Yani böyle bir ayrılık asla söz konusu değildir. TSMF bu konuda işte efendim Telsim’in idari kayyumluğunu yapmaktadır. Borç alacak ilişkilerini, yönetimini ve denetimini devir almış bulunmaktadır. Biz zaten bu işin en ortasında varız kuruluş kanunlarımızla verilmiş görevlerimiz bunlar bizim. Dolayısıyla devletin kurumu burada uyum içersinde iki kurumu çalışarak biraz önce çizdiğim arzu ettiğimiz tabloya en kısa sürede yaklaşmak için çalışacaktır. Ancak TMSF tabii çok sıcak bir hadise daha yeni başladılar. Sürekli koordine halindeyiz. İşin önce çok net bir biçimde ne oldup bittiğinin anlaşılması, belgelerin ortaya çıkması gerekir bir nakit girişi ve borçların sağlıklı bir yapıya kavuşması için bir sürenin geçmesi için çok doğal. Ancak bütün bunların ne kadar süreceğini söylemek şimdiden mümkün değil. Ancak herkesin istediği çok uzun sürmemesi en azından biz Telekomünikasyon Kurumu olarak, hem sektörün düzenleyici otoritesi hem de dolaylı olarak da olsa bir operatörün işletmesinde bulunmak istemeyiz bu özel bir durumdur. Bunu sağlıklı yapıya, şirketimizin değerini korumak adına en azından tüketicilerimizin hakkını korumak adına ve anayasal haklarını korumak adına yapmak durumundayız. Son tahlilde diyelim ki satıldı, süreci bilemiyorum. Elbetteki imtiyaz sözleşmesi çerçevesinde bu süreçte ihalenin çıkacağı mercii biziz. Ancak bu bizim dışımızda milletin teveccühünü kazanan, seçilmiş insanların, politika üreten, strateji belirleyenlerin kararlarıyla olacak bir hadisedir. Yani biz ileriki günlerin nelere gebe olduğunu bilemiyorum ama biz bunun TMSF ile beraber TMSF’nin de yönetimi sonucunda oluşturtuğu tablo neyse ihale edilmesi kararını verirsek elbette siyasi iradenin de buna evet demesi lazım ve ondan sonraki süreçte elbette işin patronajı bize geçecektir. Piyasa koşulları neyi uygun görürse arz ve talebe uygun bir biçimde bu ihale gerçekleştirilir. O ayrı bir fasıldır, onu biz zaten deneyimli bir Kurumuz, yani bu konuda Ulaştırma Bakanlığı’ndan işte mevcut operatörlerle yapılmış sözleşmelerimiz vardır. Bütün bunlar 3 yıllık bir Kurumu olmamıza rağmen 30 yıllık tecrübeye sahip olmamızı sağladı. O konuda da belki çok yoruluyoruz, belki çok eleştiriliyoruz ama bir artısı da var diye düşünüyorum.  

Didem Tümer: Çok teşekkür ediyorum.  

Doç.Dr.Ömer Arasıl : Rica ediyorum. Ben teşekkür ediyorum.

 

 

Bilgi Teknolojileri ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı  ©2004
En İyi 1024x768 (ve üzeri) çözünürlükte görülebilir