Ropörtaj
Site Haritası | Ücretsiz Üyelik | Site İçi Arama | Erişim | E-Posta | ANA SAYFA
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

English 

 
 

 

 

 
 

28.12.2005

SKY TÜRK - MECLİS KULİSİ  (*)
 
     

İSMAİL KÜÇÜKKAYA :Sevgili seyirciler, iyi akşamlar. Sky Türk’e hoş geldiniz. Ben İsmail Küçükkaya.

Efendim biz bu akşam önemli ve çok kitlesel bir konuyu ekranlarınıza taşıyacağız. Genellikle Meclis Kulisi’nde politikacıları ağırlamaya çalışıyoruz, parti liderlerini, bakanlarımızı ağırlamaya ve ülkenin siyasi gündemini sizinle paylaşmaya çalışıyoruz, ama bu akşam çok kitlesel olan meclis gündeminden geniş kitlelere doğru yayılan bir başka gündemi tartışacağız. Konuğum gerçekten çok önemli. Aslında konuğum değil konuklarım var. Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Sayın Dr. Tayfun Acarer ve kurul 2. başkanı Sayın Galip Zerey.

Efendim hoş geldiniz. Sizleri ağırlamaktan büyük onur duyuyoruz. Gerçekten önemli bir günde, önemli bir yoğunlukta bize vakit ayırdınız geldiniz, çok teşekkürler. Tabi sektörün beklediği pek çok konu var, sorular var, soruların yanıtları bekleniyor. Bütün bunları uzun uzun, vaktimiz var, konuşacağız, ama öncelikle milyonlarca vatandaşımızı ilgilendiren son zamanlarda sizin bir uygulamanız bir düzenleme var aslında. Bu, kayıtdışı telefonlarla ilgili düzenleme. Şimdi, yaptığımız çalışma sonucunda en son 1 milyonluk bir kitleye kadar indirdik bunu, yaklaşık 1 milyon. Bu 1 milyon telefon susacak, ne zaman susacak? Bayram tatilinden sonra mı susacak?  

DR. TAYFUN ACARER : İsmail Bey teşekkür ederim, önce 1 milyon rakamı büyük bir rakam. Tabi globalde bakarsak olayın değerlendirmesini daha iyi yaparız diye düşünüyorum. Şimdi bu son Aralık ayındaki verilere göre Türkiye’de yaklaşık 43 milyon civarında GSM abonesi var. Bir çok kişinin 1’den fazla telefon kullandığını düşünürseniz 36 milyon, 37 milyon civarında da bir fiili kullanıcı var. Bu, biraz evvel söylediğiniz gibi bir aslında yasal bir düzenleme. 5392 sayılı kanunun getirdiği yükümlülükler var. Bu yükümlülükler doğrultusunda da Telekomünikasyon Kuruluna verilmiş görevler, işlevler var. Biz 5392 sayılı kanun çerçevesinde kayıt dışı olarak adlandırılan telefonlarla ilgili bir işlem yapıyoruz. Bu işlem neticesinde yaklaşık 20 milyon civarında, bizim kayıtlarımızda kayıtdışı gözüken GSM makinesinin kayıt altına alınması ve bu arada kara listede olanların da kayıt dışı olarak bloke edilmesi amacıyla bir çalışma başlattık. Yani 1 milyon şu anda gri liste olarak belirlediğimiz rakam aslında yaklaşık 20 milyonluk bir GSM makinesiyle ilgili, çok büyük bir rakam. Şu gittiğimiz uygulamalarla da  %95’i kayıt altına alındı, yani 20 milyonda 19 milyona yakın kayıt altına alındı. Yaklaşık 1 milyonluk gri liste üzerinde de çalışma devam ediyor. %5’lik bir tereddüt kaldı, %95’lik kısım kayıt altına alındı.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Şimdi, şu anda Türkiye’de cep telefonu kullanan abonelerin %95’inin herhangi bir sorunu yok o anlamda, makineyle ilgili.

DR. TAYFUN ACARER : Şöyle söyleyelim: Bakın, 19 milyon küsür GSM makinesiyle ilgili SMS mesajı gönderildi, toplam abone sayısı aslında 43 milyon. Dolayısıyla zaten 20 küsür milyon 23 milyon civarındaki abonenin zaten bir sorunu yoktu. Onlar beyaz listedeydi, yani onlara zaten mesaj da gitmedi. Hani bazı aboneler şu anda diyorlar ki: İşte bize mesaj gelmedi, ne olacak halimiz? Zaten onlar beyaz listedeydi, onların bir sorunu yoktu ki.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Buradan şunu söyleyelim: Mesaj gelmeyen aboneler tereddüt içine düşmesinler.

DR. TAYFUN ACARER : Çok büyük bir kısmı için evet.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Öyle mi? Nasıl bir istisna var onu da alabilir miyiz?

DR. TAYFUN ACARER : Şimdi, bu konuda Telekomünikasyon Kurumu olarak ilgili personelimizle beraber GSM işletmecileriyle defalarca toplantılar yapıldı, bu toplantıların sayısı 15’in üstünde. Bu toplantıların 4 tanesi de üst düzeyde GSM işletmecilerinin genel müdürleriyle ve onların yardımcılarıyla yapıldı.

Şimdi burada söylenen rakam, bahsedilen rakam 20 milyon civarında bir makineden bahsediliyor ve 20  milyon makineye biz SMS gönderilmesini istedik, değişik yöntemlerle. Az uz değil, yani 20 milyon SMS. Tabi bu SMS’lerin bir kısmı teknik sorun nedeniyle gitmemiş olabilir, kaybolabilir veya bozulmuş olabilir, yani düşünün binde biri, %1’i demiyorum, binde biri olsa 200 bin tane SMS ulaşmamış olabilir.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Binde 1’de yanılma payı olabilir.

DR. TAYFUN ACARER : Yani, binde 1 teknik olarak makul bir yanılmadır.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Peki, o zaman bu 1 milyon diğer cep telefonunu konuşalım. Onlar ne olacak, bayramdan sonra susacak, bayramda biraz bekliyoruz gibi haberler çıkıyor.

DR. TAYFUN ACARER : Bekliyoruz demeyelim de, çalışıyoruz, öyle daha doğru bir kavram olur. Gerçekten o konu üzerinde hem GSM işletmecileri hem Telekomünikasyon Kurumu’nun ilgili personeli gerçekten çalışıyor, gece gündüz çalışılıyor. Şimdi, 1 milyon tereddüt edilen bir rakam kaldı, yaklaşık 1 milyonun biraz fazlası, yani bizim bu konuda kurum olarak, Telekomünikasyon Kurumu olarak yaklaşımımız hep olumluydu, yani biz tüketicinin, abonenin mağdur olmamasını tercih eden bir yöntemle izledik ve bu konuda da toplumun her kesiminden büyük destek gördük. Yani bu konuda siyasi partilerden de aynı desteği gördük, tüketici derneklerinden de, GSM işletmecilerinden de, ithalatçı, herkesten aynı desteği gördük, yani azami ölçüde telefonun beyaz listeye alınması ve asgari sayıda telefonun bloke edilmesi. Bunun için ne yapıldı? Bir kere bildiğiniz gibi bana göre çok önemli bir uygulama gerçekleştirdik, otomatik kayıt yöntemi geliştirdik. İşletmeler aracılığıyla gönderdiğimiz SMS’ler vasıtasıyla biz bu telefonların otomatik olarak kayıt altına alınmasına çalıştık.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Bu çok büyük bir kolaylıktı gerçekten.

DR. TAYFUN ACARER : Gerçekten çok büyük bir kolaylık. Bu, yaklaşık 11 günlük bir kayıt süreci oldu biliyorsunuz. Bu kayıt süreci içinde 250 ile 300 bin insan, yaptığımız istatistiklere göre, abone bayilerine gittiler, abone merkezlerine, yani aslında gitmeleri gerekmiyordu ama, gittiler. Bunların yarıya yakın kısmı sormak için gitti, ama gazetelerdeki kuyrukları gördünüz, oraya çıkan insan sayısı maksimum 300 bindi. Biz 20 milyondan bahsediyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Yani büyük fotoğrafı görebiliyorsunuz siz.

DR. TAYFUN ACARER  : Büyük fotoğraf o. Aslında kanun eğer, aboneler abone merkezlerine gidip kayıt yaptıracak şekilde yorumlansaydı, o zaman o sayının, 300 bin sayısının, en az 50-60 kat fazlası insan, yani o kuyrukların 50-60 kat fazlası insan sokaklara çıkıp abone merkezlerinde kayıt olmaya çalışacaklardı.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Tabi o zaman da 11 değil, belki 11 ay da yetmeyecekti. Bu, kalan 1 milyon cep telefonu makinesi kullanıcısı için nasıl bir formül olabilir? Onları da katabilir misiniz sisteme?

DR. TAYFUN ACARER  : Şimdi zaten biraz önce söylediğim gibi, biz gerçekten çok hassasiyetle konuyu inceliyoruz. Burada azami ölçüde dikkat ederek, varsa tereddütleri olumlu şekilde yorumlayarak bu sayıyı biraz daha düşürebilir miyiz diye? Çünkü, bakıyorsunuz telefon 2003’e kadar kullanılmış 2005’e kadar telefon 1 sene 1.5 sene telefon ortada yok, 2005’ten sonra tekrar kullanılmaya başlanmış. İşte bu acaba sonradan mı sisteme girdi, bu telefon ne olabilir, rafta da olabilir veya o sırada kaçak kullanılmış olabilir. Yani buradaki yorum hep eskiyi araştırarak varsa daha önce onun bir görüşmesi demek ki bu rafa kaldırılmış sonra tekrar kullanıma alınmış telefon diye yorumlayıp kayıt altına almaya çalışıyoruz. Yani aslında rakam gerçekten çok büyüktü ve geliştirilen SMS’lerle otomatik kayıt altına alma yöntemi gerçekten yığılmaları çok büyük ölçüde önledi.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Evet, başka bir izin verirseniz kurul 2. başkanımıza da 2005 yılını soralım. Tabi telekomünikasyon sektörünü yakından takip eden gazeteciler ve bütün sektörün önde gelen isimleri de kabul ediyor ki: Sizin göreve gelişinize de denk geldi, 2005 yılı sektör açısından gerçekten çok kabuk değiştirdiği belkide makas değiştirdiği bir dönem oldu. Kısaca bu dönemi nasıl görüyorsunuz? Çünkü, önemli aktörlerde ciddi değişlikler oldu Galip Bey, biraz bize anlatabilir misiniz? Oradan birkaç soru sormak istiyorum izin verirseniz.

GALİP ZEREY TELEKOMÜNİKASYON KURULU 2. BAŞKANI : Dediğiniz gibi, Telekomünikasyon Kurumu 4502 sayılı yasa  ile telekomünikasyon sektöründeki düzenleme, yetkilendirme, denetleme ve uzlaştırma görevlerini yerine getirmek üzere idari ve mali özelliklere sahip bir kurum olarak kurulmuştur. Biz 2005 yılında farklı hizmetler için çeşitli lisanslar verdik. Özellikle düzenlemeler, yönetmelik, tebliğ gibi düzenlemeler çıkardık. 2005 yılı içerisinde Türk Telekom’un %55 hissesinin Öger Telekom’a satılması gibi, Telsim’in Vodafane’ye satılması gibi oldukça büyük çapta değişimler yaşandı. Bu değişimler sonunda beklediğimiz şey Telekomünikasyon piyasasında rekabetin artması, dolayısıyla insanlarımzın daha ucuz, daha rekabetçi şartlarla daha farklı yeni hizmetler alarak telekomünikasyon hizmetlerini kullanma imkanına kavuşmasını bekliyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Özellikle bu Telekom’un özelleştirilmesi uzun yıllar beklenen ve en sonunda nihayet gerçekleştirilen bir şey oldu. Peki, oradan bir çok tereddüt var, ne bekliyorsunuz? Çünkü, regülatör olarak, yani düzenleyici kurul olarak sizin çok önemli bir misyonunuz var burada, sektörün libere edilmesi konusunda son derece önemli bir misyonunuz var, nasıl yapacaksınız, o dengeyi nasıl sağlayacaksınız, yani devlette tekelinden çıktı şimdi Türk Telekom, önemli bir dönüşüm aslında bu. Ne olacak, nasıl düzenleyeceksiniz?

GALİP ZEREY   : Şimdi, özellikle şunu söyleyeyim: Kamuoyunda tartışılan konulardan bir tanesi de hem Türk Telekom’un hem de Telsim’in yabancı firmalar tarafından satın alınması. Burada tereddütler var, fakat biz Telekomünikasyon Kurumu olarak çok büyük yetkilerle donatılmış vaziyetteyiz, çok önemli yetkilere sahibiz ve görevimiz; kamu yararına rekabetçi piyasanın oluşması, rekabetin bozulmaması, telekomünikasyon hizmetlerini kullanan kurum ve kişilere daha düşük fiyatlarla hizmet anlayışını sağlamak. Gelişmeleri çok dikkatli izliyoruz. Ben bu konuda bir sıkıntı göremiyorum.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA        : Yani, kamu tekelinden özel tekele geçit vermeyeceğiz diyorsunuz.

GALİP ZEREY          : Yani, herşey normal mecrasında devam edecek, herhangi bir sıkıntı yaşanmadan, aksine daha rekabetçi koşullarda daha fiyatların düşeceğini, ilave hizmetler araya girerek vatandaşlarımızın daha yeni hizmetlerle tanışacağını, bunları Amerika’da, Avrupa’da, Uzak Doğu’da görüyoruz. Bunların çok süratli Türkiye’ye geleceğini ve büyük bir rekabetin yaşanacağını bekliyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Bu rekabet de tüketiciye yarayacak.

 GALİP ZEREY  : Yarayacaktır, burada bizim işimiz büyük oranda bunları, takip etmek, izlemek, denetlemek, mümkün mertebe karışmamak. Fakat rekabete aykırı, vatandaşa yansıyacak şekilde bir olumsuzluk gördüğümüz zaman da gerekli işlemleri yaparız.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Evet, Başkanım şimdi arkadaşlarım şimdi beni uyarıyorlar kulaklıktan, tabi çok sayıda soru geliyor bir taraftan, sektörün önde gelen isimleri de bizi izliyorlar, beklenen pek çok açıklama var aslında ama, önce vatandaşlarımız soruyorlarmış bu kayıt dışı konusunda bir iki soru daha sorun diye çünkü, gerçekten kitlesel, kolay değil yani, 1 milyondan fazla, küçültülmüş rakamı bile 1 milyon. Yani, düşünün. %5’i 1 milyon, düşünün, inanılmaz bir şey. Bunu biraz daha netleştirebilir misiniz lütfen?

DR. TAYFUN ACARER  :  Şimdi bir kere biraz önce de söylediğim gibi 1 milyon makineyle ilgili işlem hâlâ devam ediyor. Muhtemelen daha bir 10 gün kadar sürecektir. İtinayla bu kontroller yapılıyor. Hedef tabi asgari, en az sayıda makineyi bloke etmek, bizim hedefimiz bu. Bu makinelerin büyük bir kısmı da şu anda kullanılmıyor aslında. Biz bunları tam olarak tespit edeceğiz, bir de bu süreç dışında girenler varsa kanuna aykırı olarak, onları da belirleyip bloke edeceğiz. Aslında bloke işlemi 1 hafta evvel başladı. O, ilk bloke edilen makineler çalıntı ve kayıp makineler, yani bize savcılıklardan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden yansımış telefonlar, kaçak telefonlar, kayıt dışı olan, daha doğrusu çalıntı telefonlar, bunlar bize yansıdı. Bu çalıntı telefonlarla ilgili kapatmayı yaptık. Hatta bununla ilgili birkaç tane sonuç ta  geliyor, en son bugün gelen sonuç 7 tane makine bloke edilmesi nedeniyle emniyete teslim edildi, sahiplerine geri verilmek üzere. Diyeceksiniz bu nasıl oluyor? Şimdi sizin aldığınız makine çalıntı makineymiş, bilmiyorsunuz, bloke edildi, siz de makineyi kullanamayacaksınız, tabi bir de mesaj gönderildi bloke edilmeden: “Makineniz çalıntıdır, bu nedenle bloke edilecektir” dendi ve kısa bir süre sonra bloke edildi. Bu olay yaklaşık 10 gün önce gerçekleştirildi ve makinesini kullanamayan, bloke edilen tüketici de benim makinem çalıntıymış, o yüzden bunu sahibine iade edeyim diye. Tabi bunu aslında bu şekilde hareket edenleri taktir ediyorum. Gerçekten cesaretli bir şekilde davranmışlar, çünkü kullanıcı masum, 2. el bir makine alıyor ve o makine çalıntıymış, farkında değil, ancak makinesi bloke olduğu zaman bunu fark edebiliyor. Zaten biliyorsunuz bu olayın çok önemli 2 tane gerekçesi var, 5392 sayılı kanunun. Bir tanesi olayın sosyal tarafı: Son dönemlerde bu özellikle gasp olayları, çalıntı olayları ve buna bağlı olarak yaralanma, ölüm gibi olaylar hatta gerçekleşti. Kanun çıkana kadar bu çalıntı telefonlar nedeniyle, 7 tane ölüm olayı, 600’ün üzerinde emniyete yansıyan yaralanma olayı olmuş, 32 bin yaklaşık gasp olayı emniyete yansıyan.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Sadece ekonomik değil, aynı zamanda da sosyal bir yara haline gelmeye başladı.

DR. TAYFUN ACARER :   Sosyal tarafı bana göre ekonomik tarafından daha önemli. 32 bin gasp olayı diyoruz, bu emniyete yansıyan, benim tanıdığım kendimde dahil, ben de telefonumu kaybetmiştim, pek çok kişi olayı emniyete yansıtmadı, yani bana göre belki 100 binler civarında bu tür gasp olayı ya da kayıp olayı olmuş fakat emniyete yansımamıştır. Bunun 32 bin tanesi emniyete yansımıştır.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Aslında tabi burada siz yaraya neşter vurmuş oldunuz. Böyle yorumlayabilir miyiz bunu?

DR. TAYFUN ACARER :  Şöyle, tabi yasa koyucu, yüce meclis yaraya neşter vurdu, bizi de görevlendirdi, öyle diyelim.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Şimdi efendim buradan hemen geçelim, çünkü bekleyen bir çok soru var, önce yeni nesil cep telefonu sistemi, tam bunlardan konuşurken bir süre önce telekom dünyasının düzenlediği bir etkinlik vardı, siz de katıldınız, destek verdiniz orada, biz de izledik onu, önemli bir etkinlikti o. Yeni nesil cep telefonları ile ilgili Sayın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın da önemli açıklamaları oldu. Nasıl gidiyor oradaki çalışmalar, 2006 yılında lisans verme çalışması nasıl olacak ve önceliğiniz nedir orada, çünkü değişik yaklaşımlar söz konusu?

DR. TAYFUN ACARER :  Şimdi İsmail Bey, önce şunu net olarak ortaya koymamız lazım: Kanuna göre bu konuyla ilgili bazı görevler kurumundur, bazı görevler bazı sorumluluklar da siyasi otoritenindir. Bu konuda, yani telekomünikasyon sektörüyle ilgili politikanın belirlenmesi, burada lisans alacak örneğin, işletmeci sayısının belirlenmesi, lisans bedelleri, bunlar tamamen siyasi otoritenin, yani ulaştırma bakanlığımızın görevidir. Politikayı siyasi otorite belirler teknik alt yapıyı ve uygulamayı Telekomünikasyon Kurumu yapar, yani bir kere bizim sorumluluğumuz bu noktada başlıyor.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Ama, oldukça yakın çalışıyorsunuz, yani sektörel bağımsızlığınızı koruyarak diyelim, uyumlu çalışma.

DR. TAYFUN ACARER :  Uyumlu bir çalışma, öyle diyelim. Ben yıllarca kamu personeli olarak çalıştım, yani devlette uyumsuz çalışmanın olmaması lazım. Sayın Bakanımız bize bu konuda çok büyük destek veriyor, Sayın Ulaştırma Bakanımız. Gerek bu konularda yeni nesil telefon konularında, gerekse ARGE konularında yerli mülkiyetin, fikri mülkiyetin arttırılması, istihdamın buna bağlı olarak arttırılması konusunda. Bu nedenle biz özellikle bu yeni nesil sistemlerle ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Siyasi otorite politikayı tabiki belirleyecektir, biz de en doğru, en isabetli kararların alınması konusundaki teknik verileri sağlıyoruz, teknik alt yapıyı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu amaçla kurumumuzda değişik düzeylerdeki arkadaşlarımız bu uygulamanın yapıldığı ülkelere gidiyor ve oradaki uygulamaları bizzat yerinde görerek bir veritabanı halinde bunu siyasi otoriteye bilgi olarak sunacağız ama, tabi karar siyasi otoritenindir.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Ama, 2006 yılında herhalde bekleniyor, değil mi?

DR. TAYFUN ACARER :   Bekleniyor ama, dediğim gibi bu kararı siyasi otorite verecek.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Ama, Ulaştırma Bakanı da bunu birkaç kez açıkladığı için.

DR. TAYFUN ACARER :   Tabi, yani bu konuda çok hızlı bir gelişme var, özellikle 2005’te 3. nesil çok ciddi ölçüde gelişti. Yalnız tabi burada siyasi otoritenin alacağı kararlardaki isabet konusunda da bizim üzerimize çok büyük görevler düşüyor, biz en doğru, dünyadaki uygulamaları en objektif şekilde yansıtacak yönleri siyasi otoriteye sunmak durumundayız. Aksi taktirde büyük hatalar yapılabilir. Bu konularda tabi medyaya da çok önemli görevler düşüyor. Konulara özellikle, İsmail Bey, özellikle popülist yaklaşımların olmaması lazım. Aksi taktirde çok ciddi sorunlar yaşanabilir. Mesela, 3.nesil konusunda önümüzde örnekler var, bir Almanya örneği, bir İtalya örneği var, Almanya’da 60 milyar dolara lisans veriliyor, 3. nesille ilgili 6 yeni firmaya ve tabi o zaman büyük bir olay oldu bu. Sonra fiyasko oldu ve belki 60 milyar dolardan fazlasını harcadı devlet, bir iki firmayı da kurtaramadı battı.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Burada yaklaşımınız ne olacak efendim, yani lisans bedeli olarak mümkün olduğunca yüksek fiyat bedeli almak mı, yoksa tüketicinin lehine zaman içerisinde tüketiciye yararı olacak şekilde bir düzenleme mi?

DR. TAYFUN ACARER :   Şimdi zaten biz bütün bunlarla ilgili dünya örnekleri üzerinde çalışıyoruz ve bunları raporlar halinde Sayın Ulaştırma Bakanı’na sunuyoruz. O da çok itina ile konuyu değerlendiriyor. Burada benim özellikle herkesin, sadece siyasi otoritenin değil, özellikle medyanın, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çok hassas davranması lazım, popülist yaklaşımlardan kaçınması lazım. Siz lisans vereceğiniz zaman milyar dolarlarla çıkartıyorsunuz, yani diyelim ki: 3 milyar dolara lisans bedeli verdiniz bir firmaya, o firma 3 milyar doları verdikten sonra; bir bu parayı neticede aboneden çıkartıyor, iki bu kadar parayı verdiği için gerekli yatırımı yapamıyor.

Yani bütün bunların dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Bir de şu var; çok düşük bir lisans bedeli de tutarsanız bu sefer herkes bu sektöre girmeye kalkar. Bu sefer de beceremeyenler işin içine gireceği için de bir fiyasko öbür taraftan da çıkabilir. Şimdi buradaki optimal nokta çok önemli.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Evet, siz onu gözetleyeceksiniz. Çalışıyorsunuz o anlamda. Galip Bey, şimdi bu arada biraz önce 2005 yılının fotoğrafını çekerken sektörün liberalleşmesi konusunda ayrı bir parantez açmamız gerekiyor, bunu söyledik, fakat biz bugün programdan önce sektörün önde gelen kuruluşlarıyla da konuştuk. Mesela, Telko-Der’cilerle de konuştuk onlarda bizi izliyorlar. Şimdi şöyle bir şikayet var: Bütün bu düzenlemelere rağmen 2003 yılı sonunda Türk Telekom’un tekeli bitti, buna karşın hâlâ bu yeni şirketlerin cirolarının aldıkları paylarda yükselme yok, daha doğrusu toplam ciroda bir yükselme yok. Bizim dünya ölçeğinin tecrübelerinden bildiğimize göre bir yükselme olması gerekiyor. Orada aksayan bir şey mi var ?Yani çok sayıda bu anlamda soru geliyor bize.

GALİP ZEREY  : Şimdi biz, Sayın Başkan Tayfun Bey’le beraber çalışmaya başladıktan sonra sivil toplum örgütleriyle sürekli görüşüyoruz, toplantılar yapıyoruz. Onların görüşlerini, önerilerini değerlendiriyoruz, bir yandan da kendi teknik uzmanlarımızla da kendi detaylarımızı tartışıp yaptığımız düzenlemelerde, çıkardığımız tebliğ ve yönetmelikleri de sivil toplum örgütlerinin önerilerini de dikkate alarak yapmaya gayret ediyoruz. Fakat biliyorsunuz bu konu bütün dünyada tartışılan, kolay halledilemeyen bir konu. Yurtdışında da bu tartışmalar hâlâ devam ediyor. Çünkü, bu yaptığımız düzenlemelerin yurtdışındaki uygulamalarını da yakından biliyor ve izliyoruz. Bu mesela, uzak mesafecileri, uzak mesafe telefon hizmetlerini konuşursak yurtdışındaki hizmetleri de, firmaları da izlediğimizde bu sektöre çok sayıda firmanın ilk başta girdiğini fakat, sonuçta bir kısmının görevini sürdürebildiğini, bir kısmının sürdüremediğini biliyoruz. Türkiye’de de benzer bir uygulama var. Uygulamalarımıza karşı Türk Telekom herhangi bir itiraz veya uzak mesafecilerle anlaşmazlık olduğunda ya da uzak mesafeci arkadaşlarımızın bir şikayetleri olduğunda bize geliyorlar. Bugüne kadar gelen bütün şikayetler değerlendirilip Türk Telekom’la uzlaştırılıp sonuçlandırılmıştır ve Türk Telekom da bizden çıkan kararları uyguluyor. Çünkü, Türk Telekom yönetimiyle de çok sıkı bir ilişki içerisindeyiz, yeni yönetimle de iyi bir ilişki içerisindeyiz, ama bu konuların, bu gelişmelerin biraz zaman alacağı kanaatindeyim. Önümüzdeki yıl Öger Telekom’un devreye girmesiyle biraz daha hızlanmasını bekliyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Şimdi burada hemen bununla paralel aslında, ben Başkana bir soru soracağım, çok önemsediğim iki konu, elektronik imzayı soracağım, ARGE faaliyetlerini kendisiyle yaptığımız sohbetlerden biliyorum, çok önemsiyor, Ulaştırma Bakanımız da çok önemsiyor ama, size yine bu anlamda sektörden gelen sorulardan bir tanesi, önemli bir soru bu da: ADSL hizmetinin, yani hızlı internet sağlama hizmetinin sadece Türk Telekom tarafından veriliyor olmasının serbestleşmenin önünde bir engel olduğunu düşünüyor sektör, bu konudaki düşünceniz ve değerlendirmeniz nedir?

GALİP ZEREY    : Şimdi bildiğiniz gibi ADSL alt yapısı şu an sadece Türk Telekom’da var. Türk Telekom’da olduğu için özel firmalar Türk Telekom’dan belli şekilde işbirliği yaparak bu hizmeti sağlamak durumundalar, fakat Türk Telekom’un ADSL alt yapısına alternatif olarak biliyorsunuz bir kablo TV konumuz var, Türksat’ın sorumlu olduğu  bir kablo TV var. Bu ciddi bir rakiptir ADSL alt yapıya. Bizim 2005 yılı içinde yaptığımız faaliyetlerden bir tanesi de alt yapı yetkilendirmesidir. İsteyen özel firmalar aynı şekilde bizden lisans alarak alt yapı kurabilirler, fakat tabii bunlar büyük çapta yatırım ve zaman gerektirdiği için kolay olmuyor, belli bir zaman içerisinde olacaktır. Bizim Türk Telekom’a özel firmalara söylediğimiz şey şu anki ADSL altyapısını ve özel firmalar  ağırlıklı olarak daha hızlı bir şekilde dağıtılabileceğine inanıyoruz. Yani, Türk Telekom, uzak mesafecilerle, İnternet Servis Sağlayıcılarla işbirliği geliştirirse ADSL dağıtımı, kullanımı daha hızlı olur.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Düzenleyici kuruluşun devreye girmesi gerekiyor.

GALİP ZEREY    : Şimdi, bu konuda biz kuralları çıkardık, yani yeni bir kural yok, mevcut kurallarla bu işin yürüyebileceğini düşünüyoruz ve ben gazetelerden takip ediyorum, bir iki büyük firma reklamlar yapıyor bu konuda. Sayılarının da hızla arttığını görüyoruz, fakat tabi bunun alternatiflerini düşünmek lazım, yani Türk Telekom’un altyapısı büyük çapta bir yatırımın eseri, oraya büyük paralar yatırılmış ve dolayısıyla büyük paralar karşılığında da o kişiler de büyük gelirler bekliyorlar. Uzak mesafeci ve İnternet Servis Sağlayıcı dediğimiz özel firmalar da bu altyapıyı bir şekilde paylaşıp anlaşarak, bizim kurallarımıza göre kullanmak zorundalar.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Yani, sizin orada optimum noktayı yakalamanız gerekiyor.

GALİP ZEREY   : Biz özellikle 2005 yılı içerisinde ve özel sektörün gelişmesi, cirolarının artması için bu firmalarla toplantılar yaptık, bu firmalarla görüştük, önerilerini aldık, bu önerilerden uygulanabilir olanlarını mümkün mertebe uygulamaya gayret ettik. Çünkü, biz de belli mevzuatlarla kısıtlı durumdayız, mevzuata uymak zorundayız. Eğer yönetmelik gibi bizim kurul kararını gerektiren konularda kurul üyesi arkadaşlarımızı da ikna ederek, kurul kararları alarak bazılarını değiştirdik. Bu gelişmelerin 2006 yılı içinde daha da hızlanacağını bekliyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Peki, biz de bunun takipçisi olacağız.

Başkanım, şimdi tabi günlük koşuşturma içerisinde bazen yeterince önem verilmiyor bazı önemli gelişmelere. Hatta bazen ben devrim niteliğinde düzenlemeler olduğunu düşünüyorum son zamanlarda ve bunlar yeterince gündeme gelmiyor maalesef, tabi tek tük yazıyoruz çiziyoruz ama, şimdi elektronik imza, son derece önemli gerçekten. İşte baktığınız zaman ÖSS’de, vergi işlemlerinde, satın almalarda, elektronik satın almalarda vesaire, kullanabiliyoruz artık. Hızla da uyum sağladığımızı düşünüyorum toplumsal anlamda. Nasıl gidiyor oradaki işler?

DR. TAYFUN ACARER :   Valla iyi gidiyor, öyle söyleyim. Şimdi aslında teşekkür ederim, çok önemli bir konu. Gerçekten tüm medya kuruluşlarının bu konuda öncülük yapması, kamuoyunu bilgilendirmesi çok büyük önem taşıyor. Bu yeni hizmetlerin başarıya ulaşması için çok önemli İsmail Bey. Elektronik imza, biliyorsunuz Temmuz 2005 ayında fiilen yürürlüğe girdi. 3 tane firma, bir tanesi TÜBİTAK kamu kuruluşlarına, diğer iki firma da özel kuruluşlara servis sağlayıcı olarak hizmet vermek üzere devreye girdiler. Şimdi bununla ilgili yasal düzenleme tamamlandı. Bu konuda özellikle Dış Ticaret Müsteşarlığı, büyük öncülük yapıyor ve 2006’dan itibaren bütün faaliyetlerini elektronik imza üzerinden yapma kararı aldı ve bununla ilgili de yaklaşık 2.5 aydır hızla eğitim faaliyetini sürdürüyor.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Efendim, izin verirseniz bilmeyen vatandaşımız da olabilir, elektronik imza nedir, onu bir anlatabilir misiniz kısaca?

DR. TAYFUN ACARER :   Elektronik imza; bizim ıslak imza dediğimiz kalemle attığımız imzanın yerini alan, oradaki bütün müeyyideleri elektronik ortamda sağlayan sadece merasim gerektiren olayların dışında kullanılabilen, aynı hukuki müeyyidelere sahip olan bir uygulama şekli. Bunun için siz kullanıcı olarak işte Token denilen bir kart alıyorsunuz, bunu bilgisayarınıza takıyorsunuz, ama tabi bundan önce de bununla ilgili bir protokol imzalıyorsunuz, yani bunu servis sağlayıcı olanlardan bir anlaşmayla alıyorsunuz ve o cihaz üzerinden bilgisayarınızı kullandığınızda yaptığınız her işten normal olarak attığınız imza ile aynı hukuki değerlere sahip. Örnek verirsek mesela, nüfus cüzdanı çıkartacaksınız, şimdi nüfus idaresinin formlarını bilgisayardan indirmeniz mümkün, bunları hatta bilgisayarda doldurmanız da mümkün, ama bunun altını imzalayarak nüfus idaresine teslim etmeniz gerekir. Halbuki burada getirilen uygulama eğer nüfus idaresi altyapısını elektronik imzaya uygun olarak kurarsa, kurmuşsa, sizin de bir elektronik servis sağlayıcıdan bu kullanımla ilgili yazınızı almışsanız bütün işleminizi bilgisayar üzerinde yapıp işte bir pencereyi tıkladığınızda imzanızı atmış oluyorsunuz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Bu, aslında teknolojinin bizi nerelere kadar getirdiğinin günlük hayatımızda, hele bürokratik işlemlerin bu kadar bıktırıcı olduğu ülkelerde, biz hızla bu teknolojiden yararlanmaya başlıyoruz, bu son derece önemli bir gelişme.

DR. TAYFUN ACARER :  Son derece önemli ve bunu sürekli takip ediyoruz, bu konuda bugüne kadar birkaç ihtilaf çıktı. Telekomünikasyon Kurumu ilgili sorumlu arkadaşlarımız bu konuda devreye girdiler, şu anda bu 3 servis sağlayıcısı arasında hiçbir problem yok. Şu anda bütün kamu kuruluşları ve özel kuruluşlar, özellikle finans sektörünü biz bekliyoruz. Çünkü, finans sektörü burada önayak olacak, çok büyük bir kitle çünkü, ama bunun dışında takip ettiğim kadarıyla özellikle kamu kuruluşlarına servis sağlayıcı olan TÜBİTAK’ta o kadar yoğun bir program var ki, eğitim programı, bütün kamu kuruluşları eğitim alıp bu şeye geçmek istiyorlar, elektronik imza uygulamasına. Bu da tabi memnuniyet verici bir olay.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  :  Galip Bey, tam bununla ilgili olarak şu üzerinde çalıştığınızı bildiğim bir başka konu var. Tabii Türkiye’de GSM sektörü oldukça gelişmiş, hızla adaptasyon yeteneği var toplumda. Bu anlamda sektöre baktığımızda gelişmiş ülkelere baktığımızda hemen hemen at başı gidiyor, fakat sizin gündeminizde bugünlerde yine bununla ilgili olarak kapsama alanıyla ilgili birtakım çalışmalar var. Bunu bir anlatabilir misiniz bize, çünkü onunla ilgili bir iki soru sormak istiyorum.

GALİP ZEREY  : Bildiğiniz gibi Telekomünikasyon Kurumu’nun görevleri arasında denetleme görevi de var. Biz sürekli kapsama alanlarını denetliyoruz, yani burada amacımız cep telefonu kullanıcılarının sürekli, kesintisiz ve kaliteli hizmet alabilmesini sağlamak, bu bizim görevlerimiz arasında. Bu konuda kamuoyundan gelen şikayetleri, istekleri, talepleri de takip ediyoruz. 2006 yılında büyük çapta kapsama alanı konusunu 1. sıraya taşımayı, öncelik vermeyi düşünüyoruz ve bu konuda 3 tane GSM operatörüyle de görüşmemiz devam ediyor. Bunu nasıl daha kapsamlı hale getirebiliriz, daha yaygın hale getirebiliriz. Örneğin, sınır boylarında, sınır ilçelerinde, illerinde bazı yerlerde kullanıcılar farkında olmadan roaming yapıyorlar. Örneğin, Ege kıyılarında bir bakıyorsunuz Yunanistan’ın operatörünü kullanıyor, otomatik seçmişse. Şimdi bunu hem GSM firmaları istemiyor hem biz istemiyoruz. Bu konuda 3 GSM firması ile çok yakın bir işbirliği içerisindeyiz. Bu firmalar da bize oldukça yardımcı, yakın işbirliği halinde. Çünkü, onların da menfaatine olan bir şey. Özellikle sınır bölgelerinde ve kırsal kesimde. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor, denetlemelerimiz devam ediyor. Sanıyorum 2006 yılında büyük çapta kapsama alanının genişlemesi, daha iyi, kaliteli konuşma sağlanmasında bir adım daha atmış olacağız.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   :  Bunu öncelikler arasına koydunuz.

DR. TAYFUN ACARER :   İsmail Bey, şu husus da çok önem arz ediyor: Bu sınır bölgelerdeki, sınır bölgelerimize yakın yerlerdeki kapsama alanlarında sorun aslında o bölgelerin yapılarından da kaynaklanıyor. Bir kısmı da o bölgeler ya sit alanı ya orman bölgesi ya da Silahlı Kuvvetlere ait bölgeler. Şimdi bununla ilgili de bir çalışma başlatıldı ve bu konuda silahlı kuvvetler gerçekten büyük bir destek ve anlayış gösteriyor. Umuyorum 2006 yılında bu konu büyük ölçüde Silahlı Kuvvetlerin desteğiyle aynı şekilde Orman Bakanlığı’yla yapılacak diyaloglarla çözülecek. Yani, aslında operatörler de oraya sistem kurmak istiyorlar ama, kuramadıkları için, zorluklar nedeniyle ama, bu destek ve anlayış sürdüğü sürece ki, silahlı kuvvetler bu konuda çok büyük bir anlayış gösteriyor. Bu olay başarıya ulaşacaktır. Bu arada yine GSM işletmecileriyle yaptığımız görüşmelerde bazı teknik işlevleri de yapmaları istendi, ki buna bazı operatörler başladı, mesela sınır bölgelerinde mesaj göndererek aboneleri uyarıyor, manuel operatörü seçin diye. Eğer otomatik konumdaysa operatörü öbür tarafa kayıyor, ama manueli seçtiyseniz başka operatöre geçme zorlaşıyor. Onun dışında eğer karşı operatörden kuvvetli bir sinyal geldiğinde bir anda kopma meydana geliyor, yeni yapılan bir teknik düzenlemeyle o kopmadan sonra tekrar yerli operatöre dönmesi için önlemler alınıyor, ama neticede kapsama çok önemli.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  :  Tabii Sayın Başkanım, 2006 yılında bu önemli, şimdi  2006 yılındaki bütün çalışmalarınızda tabi yeni nesil cep telefonu teknolojisiyle ilgili olanlar başta olmak üzere önemli gördüğümüz bir yaklaşımınız daha var. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’da bunu her fırsatta dile getiriyor, bütün sohbetlerinde ARGE çalışmalarını. Şimdi bu konuda sizin yaklaşımınız önemli, ARGE çalışmalarına önem vereceksiniz, ne yapacaksınız, ne yapacaksınız?

DR. TAYFUN ACARER :   Bu, gerçekten çok önemli bir konu. Toplumun her kesiminin aslında bu konuda çok hassas olduğuna inanıyorum ve destek vermesi gerektiğini de düşünüyorum. Sayın Bakan gerçekten bu konuda çok istekli, arzulu, hatta o kadar yoğun işinin içinde bile birkaç hafta önce tam bir gününü sadece bu firmaları desteklemek amacıyla ayırdı. Sabahtan akşama kadar moral vermek, desteklemek için ve ben gerçekten de çok büyük yansıması olduğunu gördüm. Firmalar çok heyecanlandı, gerçekten moral motivasyon oldu. Şimdi biraz evvel 43 milyon GSM abonesinden bahsettim, bu yaklaşık 36-37 milyon, fiili abone demektir ve Türkiye’ye yaklaşık 11 sene içerisinde 60 milyon telefon makinesi girmiş. Bu makinelerin neredeyse %99.99’u yabancı makineler, hiç Türk markası yok, sadece makine de değil tabi, alt yapı, baz istasyonları, santraller, bütün bu global rakamı dikkate aldığınızda Türkiye’nin kaybettiği rakamlar çok büyük. Şimdi Sayın Bakan bu konuda özellikle şunu düşünüyor ki, biz de ona gerekli verileri aktarmaya çalışıyoruz. Acaba 3. nesilde bu konu kısmen düzeltilebilir mi? Şimdi bakın bir makineyi, tümünü, %100’ünü kendinizi üretmeniz olanaksız, doğru da değil, yani makinenin application programlarını hazırlarsınız, dizaynını yaparsınız ama, başka yerde ürettirirsiniz. Ürettirdiğiniz toplam değer makinenin %5’ini bilemediniz %10’unu geçmez. Ama asıl %90’lık kısmını siz yapabiliyorsanız çok iyi. Eğer %100’ünü üretirseniz ki, dünyada çok az ülke bunu yapıyor, o da olabilir, ama mühim olan burada makinenin toplam değeri üzerinde sizin yerli mülkiyetiniz ne kadar, bunu tabi diğer telekomünikasyon birimlerine uygulamanız da mümkün. O nedenle ARGE çok önemli, tabi ARGE’nin önemli 2 noktası var, ama ikisi de birbirinden bağımlı bir tanesi ARGE ile beraber istihdam da gelecek.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  :  Tabii, Türkiye’nin en büyük sorunu.

DR. TAYFUN ACARER :  Türkiye’nin en büyük sorunu ve gerçekten o kadar büyük bir potansiyel var ki Türkiye’de yani, bir ülke düşünün %52’si 25 yaş ve altı. Müthiş bir potansiyel, çok zeki bir halk ve bu işler için çok yatkın. Gelişmiş ülkelerde teknolojide araştırma yapmak, bakım onarım yapmak çok cazip meslekler değil.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Evet Başkanım şimdi sektörün büyümesinden bahsediyoruz önemli bir konu var sektörün önünü tıkayan engellerden bir tanesi vergi yükü. Özellikle GSM’de yüzde 60’ları aşan bir vergi yükü var bundan siz de şikayet ediyorsunuz zaman zaman keza Ulaştırma Bakanı şikayet ediyor. Öyle anlaşılıyor ve bekleniyor ki 2006 yılında bu konuyu ciddi olarak gündeme alacaksınız.

DR. TAYFUN ACARER : İsmail Bey aldık bile.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Aldınız mı?

DR. TAYFUN ACARER :  Ama tabii buradaki yetkiyi yine hemen ayırmakta yarar var. Biz sadece burada gerekli verileri toplayıp, alt yapıyı hazırlayıp siyasi otoriteye sunmakla görevliyiz. Dünyada bunun uygulamaları nedir. Vergi GSM sektöründe, telekomünikasyon sektöründe özellikle verginin bir kaç puan düşürülmesinin bile hangi yansımalara yol açacağı konusunda gerekli alt yapıyı tam bilimsel olarak hazırlamakla meşgulüz. Bunu Sayın Ulaştırma Bakanımıza sunacağız. Bu konu tabi siyasi otoritenin de gündeminde olan bir konu. Bunun da ötesinde aynı bu kayıt dışı telefonlar gibi meclis'te ortak konsensüsün olduğu bir durum. Bu çok önemli bir şey.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Evet bütün partiler aynı yaklaşımı gösteriyorlar.

DR. TAYFUN ACARER : Siyasi otorite de şu anda bu vergi yükünün azaltılması ile ilgili bir çalışma başlattı. Bizim de görevimiz telekomünikasyon sektöründe mevcut vergiler bunun yansımaları,buradaki azalmanın istihdamın milli gelire ve artışı piyasaya olumlu yansımaları bütün bunları bilimsel veriler halinde hazırlayıp, bunu siyasi otoriteye arz edeceğiz. Burada yalnız çalışma başladı dedim. Bu konuda sektörün tüm oyuncuları ile beraber başta GSM'ciler, uzak mesafeciler, ortak telsiz kullanımcıları hepsiyle beraber bir çalışma başlattık. İlk çalışma da gerçekten çok büyük bir katılım ile gerçekleşti. Çünkü herkesin bu konuda bir takım beklentileri var. Biz de bu beklentileri toplayıp bu konuda bir rapor halinde bunu sunacağız.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Çünkü değil mi bununla ilgili Turkcell Genel Müdürü Sayın Muzaffer Akpınar'ın bir açıklaması vardı bir toplantıda. Sanırım Türkiye dünya'da ikinci sırada en yüksek vergiyi toplayan ülke olarak.

DR. TAYFUN ACARER : Evet Sayın Genel Müdür o konuda gerçekten verilerle  bunu ortaya koydu. Biz tabi daha zengin verilerle bunu siyasi otoriteye rapor olarak sunacağız.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Yani vergiyi indirirsek toplam tahsilat ve ciro artar mı? Böyle bir…

DR. TAYFUN ACARER  : Şu ana kadar ki çalışmalardan bu sonuç ortaya çıkıyor.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : O zaman herhalde Maliye Bakanı Sayın Unakıtan’a  da buradan bir mesaj düşüyor.

DR. TAYFUN ACARER  : Karar siyasi otoritenin.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Efendim izin verirseniz ben Kurul İkinci Başkanımız Sayın Galip Zerey’e de bir soru sormak istiyorum. Şimdi Galip Bey tabi yeni teknolojiler konusunda da hassasiyetle çalışmaya devam ediyor. Özellikle bu “wimax” konusunda önemli galiba bir noktaya doğru gidiyoruz. Önce nedir? Kısaca bir anlatırsanız ondan sonra da biraz daha detaya girebiliriz izin verirseniz.

GALİP ZEREY   : Wimax konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Özellikle wimax uygulamaları olan yurt dışındaki ülkelerde bu uygulamalar nasıl yapılıyor, lisanslar nasıl verilmiş, ne kadar fiyatla verilmiş, kaç tane verilmiş bunları inceliyoruz. En son Güney Kore ve Hong Kong’a yaptığımız seyahatte yeni nesil cep telefonları lisans veren ülkelerdeki durumu inceledik Hong Kong’da da wimax ile ilgili bir inceleme yaptık.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : WIMAX nedir efendim?

GALİP ZEREY  : WIMAX’ın iki türü var. WIMAX sabit olabiliyor veya mobil olabiliyor. Sabit tipi düşünürsek yoğun şehir merkezlerinde sabit telefon hizmeti veren operatörler telefon kablosu çekmeden telsiz olarak geniş bant bağlantısı yapabiliyorlar. Örneğin İstanbul’da düşünürsek her eve, her daireye birer tane kablo çekmek yerine bir tane tepe bir yere bir anten koyuyorsunuz 30 kilometre, 40 kilometre çapındaki bir alana telsiz olarak geniş bant bağlantısı yapabiliyorsunuz. Bu sabit tarafı. Henüz standartları tamamlanmayan fakat “IEEE” tarafından standardı son hale getirilen şu anda da uluslararası telekomünikasyon kuruluşlarından onay beklediğimiz mobil wimax konusu var. Bu mobil WIMAX konusunda da bildiğimiz GSM cep telefonları gibi belli alanlarda normal  cep telefonları ile WIMAX bağlantıları mobil olarak yapılıyor. Fakat dünyada mobil wimax henüz başlamış değil, çok yaygın değil. Çok az sayıda test denemeleri yapılıyor. Fakat sabit WIMAX uygulamaları var. En son Hong Kong’da  4 tane sabit wimax lisansı verildiğini yerinde gördük ve mesela Hong Kong’daki telekomünikasyon otoritesi mobil WIMAX’ı 2008 yılında verebileceklerini söylüyorlar. Fakat benim şahsi tahminim daha önce olacağı yönünde. Çünkü wimax konusundaki gelişmeler çalışmalar düşündüğümüzden daha hızlı gelişiyor. Dolayısı ile 2008’de kalmayacağını tahmin ediyorum. Bizim de teknik çalışmalarımız devam ediyor. Önümüzdeki yıl daha da yoğunlaşacak. Sayın Ulaştırma Bakanımız da bu konuyu yakından takip ediyor. Yeni bir teknoloji olduğu ve bir çok şeyi de kolaylaştıracağı için. Önümüzdeki yıl bu konuda gelişmeler olacağını tahmin ediyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Evet. Efendim arkadaşlarım yine uyarıyorlar beni. Sektörden sorularda yağmaya deyim yerinde ise devam ediyor. Şimdi tabi 2 yıla aşkın bir süre olmasına rağmen lisanslar verildi fakat B ve A tipi konusunda çalışmalar tamamlanmadı daha, faaliyete başlamadılar. Ne bekleniyor orada efendim, niye bir sorun yaşanıyor?

GALİP ZEREY : Şimdi bildiğiniz gibi lisanslar verilirken 17 Mayıs 2004 günü verildi lisanslar. A, B ve C tipi verildi. C başladı. Fakat A ve B tipi başlayamadı. Bunun nedeni de Türk Telekom’un alt yapısı tamamlanamadı bu süre içerisinde. Biz bu konuda Türk Telekom ile bir çok kereler toplantılar yaptık. Niye başlayamıyor, niye gecikiyor, ne yapmak lazım, sıkıntı nerdedir diye. Gördük ki Türk Telekom alt yapısının büyük çapta değiştirilmesi, yenileştirilmesi bir takım ilaveler yapılması gerekiyor. Onların da bu konuda bize sundukları haklı gerekçeler var, teknolojik gerekçeler var ve büyük çapta bir harcama söz konusu. Fakat biz de görevimiz gereği bu konuyu kısa süre içerisinde başlatmak zorundayız, başlatmak hedefindeyiz. Bu çalışmalar Türk Telekom’da son aşamaya kadar geldi. Yakın zamanda sonuçlanacağını tahmin ediyorum. Türk Telekom yönetimi de bu konuda yakın ilgi ve çaba içerisinde.  Fakat maalesef kolay bir iş değil. Büyük çapta yatırım gerektirmesi mevcut alt yapının büyük çapta değiştirilmesinin gerekmesi bir takım teknik kısıtlamalar dolayısı ile A ve B tipinin kullanılır hale gelmesine gayret ediyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Öngörülür bir gelecekte olacak mı?

GALİP ZEREY  : Yani yakın olduğunu düşünüyoruz. Yakın zamanda başlayacağını düşünüyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Peki. Sayın Başkanım, şimdi tabi kitlesel konulara ayrı bir önem veriyoruz yani çok yoğun kesimleri ilgilendiren konulara. Şimdi bir süre çok tartışması yapılmıştı haksız tartışmaları yapılmıştı aslında. Kafa karışıklığı oluşmuştu baz istasyonları ile ilgili. Şimdi siz bu konuyu çözdünüz önemli ölçüde şu anda berraklaşma sağlandı fakat bu günlerde de yeni çalışmalar var. Bunların ölçümleri ile ilgili bir takım yeni çalışmalar var. Biraz bunlarla ilgili bilgi verir misiniz bizlere?

DR. TAYFUN ACARER   : Baz istasyonu konusu toplumda çok tartışılan bir konu. Özellikle bunların insan sağlığı açısından zararları ile ilgili iddialar var. Tabii bunların hiç biri kanıtlanamamış daha. Çünkü burada İsmail Bey önemli olan frekansın değeridir, frekansın değeri yükseldiği zaman ancak belli bir sınırın üzerinde iyonlaşma etkisi yapar. Bu da gen yapısını bozarak kansere yol açar. Ama bu şu anda kullanılan telekomünikasyon sistemlerindeki frekanslardaki olan bir olay değil. Yani şu anda bizim kullandığımız telekomünikasyon sistemlerinde iyonlaşma etkisi yapacak frekans değerlerini kullanmıyoruz biz. Bu beta, gama ışınları dediğimiz iyon yapısında iyonlaşma yapan, hücre yapısını bozan frekansların dışında şu an kullanılan telekomünikasyon sistemleri. Buna baz istasyonları da dahil, radyo televizyon vericileri de dahil, kullanılan evdeki televizyonlar hatta bilgisayarlar da dahil. Ben bunların insan sağlığı üzerindeki etkilerine kişisel olarak da katılmıyorum. Benim eski çalıştığım yerde çok kuvvetli bir elektromanyetik alan vardı. Hatta şöyle söyleyeyim floresan lamba elinizde yanardı, yani o kadar yüksek bir elektromanyetik alan vardı ama ben hiç orada kanser olan kimse görmedim. Ancak tabi Türkiye’de yine de bu konu çok hassastır ve Türkiye’de Telekomünikasyon Kurumunun tespit etmiş olduğu değerler Avrupa ülkelerinin pek çoğundan çok daha düşük seviyededir. Örneğin; Avrupa’da Almanya’da 41 mili volt bölü metre civarında bir değer tespit edilirken Türkiye’de Telekomünikasyon Kurumunca emniyetli değer olarak 10 mili volt bölü metre tespit edilmiştir. Telekomünikasyon Kurumu olarak bu konuda son derece hassasız. Bunun ötesinde Türkiye’de GSM işletmecilerinin şu anda yaklaşık 24 binin üstünde baz istasyonları Türkiye’nin muhtelif yerlerine dağılmış vaziyette. Bu baz istasyonlarının kurulduktan sonra verilen kat’i sertifikalar konusunda bu sene çok yoğun bir çalışma başlattık. Ben burada bütün Kurumdaki arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Gerçekten çok büyük bir özveri ile çalışma başlattık ve bu çalışmaların içine bölge müdür yardımcıları dahil katıldılar. Fiilen gidip ölçüm yaparak. Yüzde 5’lerden Temmuz ayında bizim ölçtüğümüz, kat’i sertifika verdiğimiz baz istasyonu sayısı yüzde 5’di. Şu anda yüzde 85 yani yaklaşık 24 bin baz istasyonunun biz yüzde 85’ine kat’i sertifika verdik. Bu 5 aylık süreç içinde yani yüzde 80’lik bir ölçüm yaptık. Umuyorum Şubat ayının başında bunu yüzde 98’e çıkartacağız. Yüzde 100 hiçbir zaman olmayacak. Çünkü sadece İstanbul bölgede yani Marmara bölgesini kontrol eden merkezimizde aylık ortalama 300 tane baz istasyonu ya kuruluyor, ya yer değiştiriyor.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Müthiş bir sirkülasyon var orada. Yüzde 100’de değil ama yüzde 98’lere ulaşırsanız her halde muhteşem bir rakam olacak.

DR. TAYFUN ACARER   : Muhteşem bir rakam olacak. Fakat ben arkadaşlarımdaki o heyecanı gördüğüm için buna kesinlikle ulaşacağımıza inanıyorum. Bu arada yalnız 2006 yılı da bu özellikle biraz evvel Galip Bey’insöylediği kalitenin artırılması, kapsama alanının genişletilmesi ile ilgili çalışmalarda da bir dönüm noktası olacak. Çünkü biliyorsunuz iki GSM şirketimizin yönetimi el değiştirdi. Gerek Telsim’in yeni yönetimi, gerekse Avea’nın yeni yönetimi ki yaptığımız görüşmelerde onlardan aldığımız bilgilerde de kapsama alanlarının genişletilmesi için hızlı bir yatırıma girilecek. Benim üç GSM işletmecisinin yöneticileri ile yaptığım görüşmede Sayın Genel Müdürlerin vermiş olduğu bilgiyi ben topladığımda yaklaşık 2006 yılında 1 milyar dolarlık bir alt yapı yatırımının olacağını görüyorum.

Bu tabii muazzam bir rakam ve umuyorum kapsama alanı 2006’nın sonunda bugünkünden çok daha iyi olacak diye düşünüyorum.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Hemen bununla ilgili efendim yeri gelmişken daha önceleri de çok tartışılmıştı ama realize edilememişti. Şimdi yeni dönemde özellikle bu yeni teknoloji ile ilgili olarak ortak baz istasyonu kullanımı vesaire bu konuda gündeminizde mi sizin?

DR. TAYFUN ACARER  : Şimdi şu anki teknolojide yani ikinci nesil dediğimiz GSM teknolojisinde dünyada hiçbir ülkede benim bildiğim ortak baz istasyonu kullanılmıyor. Yani böyle bir teknoloji yok. Roamingler var o da kısıtlı sayıda ama ortak baz istasyonu yok. Ortak kule olabilir bu doğru ama santralar da ortak olamaz şu anki sistemde.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Aslında benim söylemeye çalıştığım ortak kule kullanımıydı. Çünkü daha tasarruf yapalım. Çevre anlamında da belki biraz daha iyimser bir noktaya gidilebilir şeklinde bir yaklaşım vardı. Böyle bir belge yeni dönemde olacak mı?

DR. TAYFUN ACARER : Özellikle üçüncü nesil lisanslar verilirken bunlara özellikle dikkat edilecek. Bizim Sayın Ulaştırma Bakanı’na sunacağımız raporda bunlar da yer alacak. Bu ortak kuleler kullanılabilir, roaming’e zorlanabilirler veya bölgeler seçilerek neticede mükerrer yatırımların yapılması engellenebilir ama tabii bu dediğim gibi siyasi otoritenin vereceği kararlar olacak.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Evet şimdi Galip Bey tabi kablo TV konusunda da beklentiler var. Bu konuda lisanslar verilecek. Nasıl bir takvim öngörüyorsunuz orada?

GALİP ZEREY   : Şimdi bildiğiniz gibi Kablo TV konusunda şu an lisans alınabilir. Bu konudaki bütün düzenlemeler yapıldı. Başvuru olduğunda lisans alınabilir orada bir sıkıntımız yok. Şimdi Kablo TV konusu biliyorsunuz Türk Telekom’un yüzde 55’inin özelleşmesinden önce Türk Telekom’un kontrolündeydi Kablo TV. Şu an Türksat’ın kontrolünde ve Kablo TV altyapısı çok kıymetli bir altyapı. Türk Telekom alt yapısının şu an için yegane alternatifi. Yani yeni bir altyapı kurulmadığı sürece yegane alternatifi ve çok kıymetli, hızlı İnternet bağlantılarının yapılabileceği, geniş bant hizmetlerinin verilebileceği, telefon hizmetinin verilebileceği bir alt yapı ve maalesef Kablo TV konusunda bir takım sıkıntılarımız var şu an için.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Nedir onlar efendim?

GALİP ZEREY  : Kablo TV ile ilgili Türk Telekom’un 6 özel firmayla yaptıkları anlaşmalar var. Bu anlaşmalar on yıllık sürelidir ve büyük çoğunluğu 2007 yılında bitiyor. 2007 yılı yaklaştığı için de bu firmalar belki de haklı olarak yatırım yapmakta çekingen davranıyorlar. Çünkü 2007 yılı geldiğinde yaptıkları yatırımların sonucunda bir belirsiz durum var. Yani aynı firma devam edecek mi? Başka firmaya mı geçecek. Böyle belirsiz durum var ve Sayın Ulaştırma Bakanımızda bu konuyu hassasiyetle takip ediyor. Kendisine geniş bir sunum yaptık, bilgi verdik. Bu alt yapının daha etkin daha efektif kullanılması nasıl olabilir, ne yapmamız lazım. Bu konuda çalışmalar yapıyoruz. Fakat öncelikle Türksat ile Türksat’ın sorumlu olduğu bir konudur. Biz burada bir nevi hakem durumundayız. Gönlümüz istiyor ki Türksat ile özel firmalar belli bir anlaşma çerçevesinde bu alt yapının daha etkin kullanımını sağlayabilseler. Biliyorsunuz Telekomünikasyon Kurumunun mevzuatında karşılıklı firmalar kendi rızalarıyla anlaşma yaparlarsa bizim herhangi bir müdahalemiz söz konusu değil. Hatta memnun oluyoruz. Tercihimiz böyle çünkü.  Ama herhangi bir anlaşmazlık olursa hakem olarak devreye girmemiz söz konusu. Bazı konular da mahkemelerin konusu mahkemelere gidiyorlar. Dolayısı ile alt Kablo TV konusunda 2007 yılından önce eğer şu anki mevcut 6 firmaydı 5’e indi ve biliyorsunuz bunların bir kısmı TMSF’nin kontrolünde.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : 2 tanesi galiba.

GALİP ZEREY  : Sanırım 2 tanesi onun kontrolünde. Bir kısım alt yapı Türksat’ın kendi kontrolünde dolayısı ile yüzde 60-70’i zaten devletin kontrolünde şu an Kablo TV alt yapısının. Bizim beklediğimiz lisansların alınmasına müteakip lisansı alan firmalarla yani mevcut altyapı da hizmet veren ve lisans alan firmalarla Türksat’ın anlaşması. Anlaşırlarsa problem yok.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Ama anlaşamıyorlar.

GALİP ZEREY  : Benim bildiğim kadarıyla görüşmeler devam ediyor. Yani anlaşmalarını bekliyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   : Yani bu aslında 2007 yılına bekleme.

GALİP ZEREY  : Zannetmiyorum, beklenmeyecektir. Yani bizim beklentimiz 2006 yılı içinde bunun da çözümlenmesi, sonuçlanması. Ayrıca Kablo TV lisansı alan yeni bir bölge yani Kablo TV alt yapısı olmayan bir bölge için lisans alırlarsa orada problem yok. Oraya gidip alt yapıyı kurar, çalışmaya başlayabilirler. Orada herhangi bir sorun, sıkıntı söz konusu değil.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Sayın Başkanım vergi yükünü biraz önce konuştuk ama benim aklıma şimdi geldi. Bugün gazetelerde haber vardı. Bu aslında depremden sonra konmuştu iletişim vergisi. Zam geldi, zam yapıldı şeklinde. Doğru mu efendim bu?

GALİP ZEREY   : Şimdi bu konuda biliyorsunuz bir cep telefonu yeni abnesi olunduğunda 22 YTL bir vergi söz konusuydu. Bu vergi enflasyon oranında artırılmıştır. Yani olay bu.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Anladım. Ama herhalde bunun kaldırılması içinde mücadele etmek gerekir. Bu bir defa için konulmuştu. Ben yer gelmişken söyleyeyim.

GALİP ZEREY   : Tabii tamamı için teknik arkadaşlarımız raporlar hazırlıyorlar, gerekçeler hazırlıyorlar, diğer ülkelerdeki durumu hazırlıyorlar. Biliyorsunuz bizde vergi yükü yüzde 60 küsür. Ama bizim en yakın vergi yükü olan ülke Uganda yüzde 30.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Muzaffer Bey bu rakamı söylemişti galiba.

GALİP ZEREY    : Doğrudur, evet. Aynı bilgiler bizde de var. Biz özellikle, Sayın Maliye Bakanımıza bu konularda bilgi vermeyi bir görev addediyoruz kendimize. Bu bilgileri hazırlıyoruz kendilerine sunacağız, Ulaştırma Bakanımıza sunacağız ama tabi karar siyasi otoritenin olduğu için bizim karar verme şansımız yok.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Efendim tekrar bu kayıp ve kaçak cep telefonu işine dönelim. Çünkü ihbar merkezi kurdunuz galiba ya da kuracaktınız. Kuruldu mu şu anda, faaliyete girdi mi? Örneğin ben cep telefonumu kaybettim diyelim ya da çaldırdım. Ne yapmam gerekiyor? Tabii biz hemen anında operatörümüzü arayıp önce iptal ettiriyoruz ama ondan sonra ne yapmamız gerekiyor?

DR. TAYFUN ACARER   : İhbar merkezi işte bu amaçla kuruluyor. Abonelerden öncelikle biz ihbar merkezine kendilerine kaydettirmelerini isteyeceğiz. Bu Ocak’ın hemen başında başlayacağız buna. Özellikle buraya SMS ile SMS mesajı göndererek kendilerini tanıtmalarını kısa bilgi vermelerini isteyeceğiz. SMS mesajı çok önemli bizim için. Bildiğiniz gibi mesaj geldiği zaman hem sim kart numarası geliyor hem de makinenin IMEI numarası geliyor. Yani o makinelerin üzerindeki sim kartın bilgisi otomatik geliyor. Bunun değiştirilmesi farklı bir şekilde gönderilmesi mümkün değil.  Bu şekilde kayıt yapıldıktan sonra demin dediğiniz gibi bir makinenizi kaybettiğinizde veya çaldırdığınızda bu merkezi arayarak kendinizi tanıtıyorsunuz ve makinenizi bloke ettirebiliyorsunuz veya diyebilirsiniz ki hayır bunun emniyete bildirin takibini yapın makinemi çalanı bulun. Bu da mümkün. Ama tabi o sırada bir takım görüşmeler olacaktır. Eğer tabi makineyi çalan tespit edilebilirse sorun yok ama tespit edilemezse o kötü. O zaman o kullanım dönüp kullanıcıya yansıyacaktır. O nedenle bu ihbar merkezine çok önem veriyoruz. 2005 yılı hakikaten çok yoğun bir yıl. 2006 yılı belki ondan daha yoğun olacak. Gerçekten Telekomünikasyon Kurumunun çalışanları çok büyük bir özveriyle çalışıyorlar. Ben buraya gelirken orada bir çok arkadaşım hala çalışıyordu. Özellikle ihbar merkezi faaliyete geçtikten sonra bu tür ihbarlar 24 saat alınacak. O şekilde sistem kuruluyor ve anında siz hemen telefonunuzu bloke ettirebileceksiniz kayıp olduğunda veya çaldırdığınızda.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Evet. Galip Bey yeni yıla girmek üzereyiz. 2006’da aslında konuştuğumuz bütün önemli konuların 2006 yılı içerisinde de çözüme doğru ilerlediğini herhalde göreceğiz. Ben de onları özenle not aldım takip edeceğiz. Tabi bir gazeteci olarak toplumu bilgilendirme anlamında önemli. Şimdi sizden ben 2006 yılının bir fotoğrafını rica edebilir miyim? Sektörü nasıl göreceğiz yıl sonunda. Yılın sonuna geldiğimiz anda buradan örneğin GSM abone sayısı kaça çıkar. Bunun gibi projeksiyonunuzu bizimle paylaşır mısınız?

GALİP ZEREY  : Şimdi biz son zamanlarda özellikle Türk Telekom yeni yönetiminden ve Telsim yeni yönetimiyle görüşmeler yaptık. Tabi bizde bu yeni firmaları sıkı bir şekilde takip ediyoruz ne yapacaklar, planları nelerdir, yatırım planları nelerdir, neler düşünüyorlar. Ben memnuniyetle öğrendim ki her iki yeni operatör de büyük çapta, yani milyar dolar mertebesinde yatırım yapmayı planlıyorlar. Bunun anlamı mevcut altyapının hızla yenileştirilmesi, baz istasyonu sayısının dolayısı ile kapsama alanının daha iyi hale gelmesi ve özellikle katma değerli yeni hizmetlerin şu an olmayan ama Avrupalıların, Amerikalıların Uzak Doğu’da ki ülkelerin kullandığı katma değerliliğe bizim halkımızın hayatını kolaylaştıracak bir çok hizmetin kullanıma sunulması demek. Bunları bekliyoruz yeni yılda. Az önce de sözünü ettiğimiz gibi üçüncü nesil veya yeni nesil çünkü üçüncü nesil de eskidi artık üç buçuk veya dördüncü nesil hatta beşinci nesile doğru çalışmalar var. Bunları da yakından takip ediyoruz. Bizim şöyle bir çalışmamız var. Yurtdışındaki seyahatlerimizde incelemelerimizde gördük ki biz çok şanslıyız çünkü en son teknoloji ile başlayacağız. Oradaki üçüncü nesiller kurulmuş kullanıma başlamış biz üç buçuktan belki başlayacağız. “HSAPA” dediğimiz yeni teknoloji ile başlayacağız veyahut da belki biraz daha üstünden başlayacağız. Wimax’da onlardan bir tanesi. Dolayısı ile 2006 yılında yeni nesil ve wimax çalışmalarının büyük çapta ilerleyeceğini tahmin ediyoruz. Bunun yanında yeni bir kavram olarak “MVNO” dediğimiz mobil sanal network operatör lisanslarını vermeyi planlıyoruz.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA   :  2006’da.

GALİP ZEREY   : Evet. Bu konuda çalışmalarımız son aşamaya geldi. Bununla ilgili yurt dışındaki incelemelerimizde  bu lisansları veren ülkelerdeki lisanların veriliş şeklini, şartlarını fiyatlarını, sayısını inceledik. Bunun tabi Türkiye’ye belli oranda adapte etmek durumundayız. Türkiye’nin bazı şartları çok farklılıklar gösterebiliyor. Bu mobil sanal network operatör lisansında mevcut operatörlerin belli trafiğini özellikle marka olan kuruluşlar kiralıyorlar, toptan kiralıyorlar ve kendileri de bir takım hizmetleri ilave ederek bunları kendi üyelerine veyahut da o markayı tanıyan kişilere perakende olarak satıyorlar. Mantık bu.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA  : Anladım efendim. Evet Sayın Başkan programımızın sonuna geldik. Ama sizden de kısa bir yeni yıl mesajı alalım. Çünkü sektörün beklentileri yüksek gerçekten. Onunla da kapatalım.

DR. TAYFUN ACARER  : Biraz önce bir ifade kullandınız biz de bunları takip ediyoruz diye. Tabi ben tüm medyanın aynı hassasiyetle konuyu takip ettiğine inanıyorum. Medya çok önemli çünkü. Halkın doğru bilgilendirilmesi açısından çok önemli. Biz gerçekten değişik kuruluşlarla, değişik paneller şeklinde örneğin telekom dünyasından ar-ge konusunda çalışma yaptık şimdi vergi ile çalışmalar yaparak bunu geniş kitlelere anlatmak, kendimiz de öğrenmek, bu arada da ortak bir veri tabanıyla bu konudaki edinilen sonuçları siyasi otoriteye aktarmamız gerekiyor. 2006’da yükümüz çok fazla gerçekten. Çünkü telekomünikasyon sektörü inanılmaz bir gelişme içinde. Sayın Başkan’ın biraz önce söylediği gibi şimdi üçüncü nesil konuşulurken beşinci nesilin teknik altyapısı hazırlanmaya başlıyor yani dördüncü nesil de geçildi beşinci nesilin alt yapısı hazırlanmaya çalışılıyor. Belki bu 5-6 sene sonra gelecek ama bu geçiş süreci çok hızlı olacak. İsmail Bey GSM Türkiye’ye 11 sene önce girdi. 1994 yılında. GSM’nin süreci yani ikinci nesil diye tanımladığımız bu süreç üçüncü nesil ile beraber tamamlanacak. Yani bir yaklaşık 13-14 senelik bir süreç. Ama üçüncü nesilin süreci 14 sene sürmeyecek. Belki 10 sene sürecek veya daha kısa sürecek. Beşinci nesil daha da kısa sürecek. Telekomünikasyon sektörü gerçekten büyük bir hızla gelişiyor ancak telekomünikasyon kurumundaki arkadaşlarımız gerçekten çok nitelikli ve çok özveriyle çalışıyor. Buna ayak uyduracağız diye düşünüyorum.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA : Efendim çok teşekkür ediyorum. Ben de sizlere programımıza katıldığınız için gerçekten çok teşekkürler ve 2006 yılındaki çalışmalarınız içinde başarılar dilerim. Çok teşekkür ederim. Evet Sevgili Seyirciler SKY TURK’de meclis kulisinde bu hafta bir bir bakan konuğumu yada bir siyasi parti lideri konuğumu görmediniz ama meclis kulisinde meclis’teki düzenlemelerin halka geniş kitlelere yansıması anlamında çok önemli bir konuyu sadece ekonomiyi değil yarattığı alt yapı ve sinerji ile aslında bilgi toplumuna doğru ilerlememizi ve demokratik kültüre olan yaklaşımımızı da sağlayan telekomünikasyon sektörünün sorunlarını görüştük. Bir başka programda görüşmek üzere efendim. İyi Akşamlar dilerim.

 

 (*) Konuşma metni yazı diline çevrilirken, tekrarların, konuşma diline ait sözcüklerin çıkarılması gibi düzeltmeler yapılmıştır.

 

 

 

Bilgi Teknolojileri ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı  ©2004
En İyi 1024x768 (ve üzeri) çözünürlükte görülebilir