|
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
:Sevgili
seyirciler, iyi akşamlar. Sky Türk’e hoş
geldiniz. Ben İsmail Küçükkaya.
Efendim biz bu akşam
önemli ve çok kitlesel bir konuyu
ekranlarınıza taşıyacağız. Genellikle
Meclis Kulisi’nde politikacıları
ağırlamaya çalışıyoruz, parti
liderlerini, bakanlarımızı ağırlamaya ve
ülkenin siyasi gündemini sizinle
paylaşmaya çalışıyoruz, ama bu akşam çok
kitlesel olan meclis gündeminden geniş
kitlelere doğru yayılan bir başka
gündemi tartışacağız. Konuğum gerçekten
çok önemli. Aslında konuğum değil
konuklarım var. Telekomünikasyon Kurumu
Başkanı Sayın Dr. Tayfun Acarer ve kurul
2. başkanı Sayın Galip Zerey.
Efendim hoş geldiniz.
Sizleri ağırlamaktan büyük onur
duyuyoruz. Gerçekten önemli bir günde,
önemli bir yoğunlukta bize vakit
ayırdınız geldiniz, çok teşekkürler.
Tabi sektörün beklediği pek çok konu
var, sorular var, soruların yanıtları
bekleniyor. Bütün bunları uzun uzun,
vaktimiz var, konuşacağız, ama öncelikle
milyonlarca vatandaşımızı ilgilendiren
son zamanlarda sizin bir uygulamanız bir
düzenleme var aslında. Bu, kayıtdışı
telefonlarla ilgili düzenleme. Şimdi,
yaptığımız çalışma sonucunda en son 1
milyonluk bir kitleye kadar indirdik
bunu, yaklaşık 1 milyon. Bu 1 milyon
telefon susacak, ne zaman susacak?
Bayram tatilinden sonra mı susacak?
DR. TAYFUN ACARER
: İsmail Bey
teşekkür ederim, önce 1 milyon rakamı
büyük bir rakam. Tabi globalde bakarsak
olayın değerlendirmesini daha iyi
yaparız diye düşünüyorum. Şimdi bu son
Aralık ayındaki verilere göre Türkiye’de
yaklaşık 43 milyon civarında GSM abonesi
var. Bir çok kişinin 1’den fazla telefon
kullandığını düşünürseniz 36 milyon, 37
milyon civarında da bir fiili kullanıcı
var. Bu, biraz evvel söylediğiniz gibi
bir aslında yasal bir düzenleme. 5392
sayılı kanunun getirdiği yükümlülükler
var. Bu yükümlülükler doğrultusunda da
Telekomünikasyon Kuruluna verilmiş
görevler, işlevler var. Biz 5392 sayılı
kanun çerçevesinde kayıt dışı olarak
adlandırılan telefonlarla ilgili bir
işlem yapıyoruz. Bu işlem neticesinde
yaklaşık 20 milyon civarında, bizim
kayıtlarımızda kayıtdışı gözüken GSM
makinesinin kayıt altına alınması ve bu
arada kara listede olanların da kayıt
dışı olarak bloke edilmesi amacıyla bir
çalışma başlattık. Yani 1 milyon şu anda
gri liste olarak belirlediğimiz rakam
aslında yaklaşık 20 milyonluk bir GSM
makinesiyle ilgili, çok büyük bir rakam.
Şu gittiğimiz uygulamalarla da %95’i
kayıt altına alındı, yani 20 milyonda 19
milyona yakın kayıt altına alındı.
Yaklaşık 1 milyonluk gri liste üzerinde
de çalışma devam ediyor. %5’lik bir
tereddüt kaldı, %95’lik kısım kayıt
altına alındı.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Şimdi, şu anda Türkiye’de cep telefonu
kullanan abonelerin %95’inin herhangi
bir sorunu yok o anlamda, makineyle
ilgili.
DR. TAYFUN ACARER
: Şöyle söyleyelim: Bakın, 19 milyon
küsür GSM makinesiyle ilgili SMS mesajı
gönderildi, toplam abone sayısı aslında
43 milyon. Dolayısıyla zaten 20 küsür
milyon 23 milyon civarındaki abonenin
zaten bir sorunu yoktu. Onlar beyaz
listedeydi, yani onlara zaten mesaj da
gitmedi. Hani bazı aboneler şu anda
diyorlar ki: İşte bize mesaj gelmedi, ne
olacak halimiz? Zaten onlar beyaz
listedeydi, onların bir sorunu yoktu ki.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Buradan şunu söyleyelim: Mesaj gelmeyen
aboneler tereddüt içine düşmesinler.
DR. TAYFUN ACARER
: Çok büyük bir kısmı için evet.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Öyle mi? Nasıl bir istisna var onu da
alabilir miyiz?
DR. TAYFUN ACARER
: Şimdi, bu konuda Telekomünikasyon
Kurumu olarak ilgili personelimizle
beraber GSM işletmecileriyle defalarca
toplantılar yapıldı, bu toplantıların
sayısı 15’in üstünde. Bu toplantıların 4
tanesi de üst düzeyde GSM
işletmecilerinin genel müdürleriyle ve
onların yardımcılarıyla yapıldı.
Şimdi burada söylenen
rakam, bahsedilen rakam 20 milyon
civarında bir makineden bahsediliyor ve
20 milyon makineye biz SMS
gönderilmesini istedik, değişik
yöntemlerle. Az uz değil, yani 20 milyon
SMS. Tabi bu SMS’lerin bir kısmı teknik
sorun nedeniyle gitmemiş olabilir,
kaybolabilir veya bozulmuş olabilir,
yani düşünün binde biri, %1’i demiyorum,
binde biri olsa 200 bin tane SMS
ulaşmamış olabilir.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Binde 1’de
yanılma payı olabilir.
DR. TAYFUN ACARER
: Yani, binde 1 teknik olarak makul bir
yanılmadır.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Peki, o zaman bu 1 milyon diğer cep
telefonunu konuşalım. Onlar ne olacak,
bayramdan sonra susacak, bayramda biraz
bekliyoruz gibi haberler çıkıyor.
DR. TAYFUN ACARER
: Bekliyoruz demeyelim de, çalışıyoruz,
öyle daha doğru bir kavram olur.
Gerçekten o konu üzerinde hem GSM
işletmecileri hem Telekomünikasyon
Kurumu’nun ilgili personeli gerçekten
çalışıyor, gece gündüz çalışılıyor.
Şimdi, 1 milyon tereddüt edilen bir
rakam kaldı, yaklaşık 1 milyonun biraz
fazlası, yani bizim bu konuda kurum
olarak, Telekomünikasyon Kurumu olarak
yaklaşımımız hep olumluydu, yani biz
tüketicinin, abonenin mağdur olmamasını
tercih eden bir yöntemle izledik ve bu
konuda da toplumun her kesiminden büyük
destek gördük. Yani bu konuda siyasi
partilerden de aynı desteği gördük,
tüketici derneklerinden de, GSM
işletmecilerinden de, ithalatçı,
herkesten aynı desteği gördük, yani
azami ölçüde telefonun beyaz listeye
alınması ve asgari sayıda telefonun
bloke edilmesi. Bunun için ne yapıldı?
Bir kere bildiğiniz gibi bana göre çok
önemli bir uygulama gerçekleştirdik,
otomatik kayıt yöntemi geliştirdik.
İşletmeler aracılığıyla gönderdiğimiz
SMS’ler vasıtasıyla biz bu telefonların
otomatik olarak kayıt altına alınmasına
çalıştık.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Bu çok büyük bir kolaylıktı gerçekten.
DR. TAYFUN ACARER
: Gerçekten çok büyük bir kolaylık. Bu,
yaklaşık 11 günlük bir kayıt süreci oldu
biliyorsunuz. Bu kayıt süreci içinde 250
ile 300 bin insan, yaptığımız
istatistiklere göre, abone bayilerine
gittiler, abone merkezlerine, yani
aslında gitmeleri gerekmiyordu ama,
gittiler. Bunların yarıya yakın kısmı
sormak için gitti, ama gazetelerdeki
kuyrukları gördünüz, oraya çıkan insan
sayısı maksimum 300 bindi. Biz 20
milyondan bahsediyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Yani büyük fotoğrafı görebiliyorsunuz
siz.
DR. TAYFUN ACARER :
Büyük fotoğraf o. Aslında kanun eğer,
aboneler abone merkezlerine gidip kayıt
yaptıracak şekilde yorumlansaydı, o
zaman o sayının, 300 bin sayısının, en
az 50-60 kat fazlası insan, yani o
kuyrukların 50-60 kat fazlası insan
sokaklara çıkıp abone merkezlerinde
kayıt olmaya çalışacaklardı.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Tabi o zaman da 11 değil, belki 11 ay da
yetmeyecekti. Bu, kalan 1 milyon cep
telefonu makinesi kullanıcısı için nasıl
bir formül olabilir? Onları da katabilir
misiniz sisteme?
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi zaten biraz önce söylediğim gibi,
biz gerçekten çok hassasiyetle konuyu
inceliyoruz. Burada azami ölçüde dikkat
ederek, varsa tereddütleri olumlu
şekilde yorumlayarak bu sayıyı biraz
daha düşürebilir miyiz diye? Çünkü,
bakıyorsunuz telefon 2003’e kadar
kullanılmış 2005’e kadar telefon 1 sene
1.5 sene telefon ortada yok, 2005’ten
sonra tekrar kullanılmaya başlanmış.
İşte bu acaba sonradan mı sisteme girdi,
bu telefon ne olabilir, rafta da
olabilir veya o sırada kaçak kullanılmış
olabilir. Yani buradaki yorum hep eskiyi
araştırarak varsa daha önce onun bir
görüşmesi demek ki bu rafa kaldırılmış
sonra tekrar kullanıma alınmış telefon
diye yorumlayıp kayıt altına almaya
çalışıyoruz. Yani aslında rakam
gerçekten çok büyüktü ve geliştirilen
SMS’lerle otomatik kayıt altına alma
yöntemi gerçekten yığılmaları çok büyük
ölçüde önledi.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Evet, başka bir izin verirseniz kurul 2.
başkanımıza da 2005 yılını soralım. Tabi
telekomünikasyon sektörünü yakından
takip eden gazeteciler ve bütün sektörün
önde gelen isimleri de kabul ediyor ki:
Sizin göreve gelişinize de denk geldi,
2005 yılı sektör açısından gerçekten çok
kabuk değiştirdiği belkide makas
değiştirdiği bir dönem oldu. Kısaca bu
dönemi nasıl görüyorsunuz? Çünkü, önemli
aktörlerde ciddi değişlikler oldu Galip
Bey, biraz bize anlatabilir misiniz?
Oradan birkaç soru sormak istiyorum izin
verirseniz.
GALİP ZEREY
TELEKOMÜNİKASYON KURULU 2. BAŞKANI
: Dediğiniz
gibi, Telekomünikasyon Kurumu 4502
sayılı yasa ile telekomünikasyon
sektöründeki düzenleme, yetkilendirme,
denetleme ve uzlaştırma görevlerini
yerine getirmek üzere idari ve mali
özelliklere sahip bir kurum olarak
kurulmuştur. Biz 2005 yılında farklı
hizmetler için çeşitli lisanslar verdik.
Özellikle düzenlemeler, yönetmelik,
tebliğ gibi düzenlemeler çıkardık. 2005
yılı içerisinde Türk Telekom’un %55
hissesinin Öger Telekom’a satılması
gibi, Telsim’in Vodafane’ye satılması
gibi oldukça büyük çapta değişimler
yaşandı. Bu değişimler sonunda
beklediğimiz şey Telekomünikasyon
piyasasında rekabetin artması,
dolayısıyla insanlarımzın daha ucuz,
daha rekabetçi şartlarla daha farklı
yeni hizmetler alarak telekomünikasyon
hizmetlerini kullanma imkanına
kavuşmasını bekliyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Özellikle bu Telekom’un özelleştirilmesi
uzun yıllar beklenen ve en sonunda
nihayet gerçekleştirilen bir şey oldu.
Peki, oradan bir çok tereddüt var, ne
bekliyorsunuz? Çünkü, regülatör olarak,
yani düzenleyici kurul olarak sizin çok
önemli bir misyonunuz var burada,
sektörün libere edilmesi konusunda son
derece önemli bir misyonunuz var, nasıl
yapacaksınız, o dengeyi nasıl
sağlayacaksınız, yani devlette
tekelinden çıktı şimdi Türk Telekom,
önemli bir dönüşüm aslında bu. Ne
olacak, nasıl düzenleyeceksiniz?
GALİP ZEREY
: Şimdi, özellikle
şunu söyleyeyim: Kamuoyunda tartışılan
konulardan bir tanesi de hem Türk
Telekom’un hem de Telsim’in yabancı
firmalar tarafından satın alınması.
Burada tereddütler var, fakat biz
Telekomünikasyon Kurumu olarak çok büyük
yetkilerle donatılmış vaziyetteyiz, çok
önemli yetkilere sahibiz ve görevimiz;
kamu yararına rekabetçi piyasanın
oluşması, rekabetin bozulmaması,
telekomünikasyon hizmetlerini kullanan
kurum ve kişilere daha düşük fiyatlarla
hizmet anlayışını sağlamak. Gelişmeleri
çok dikkatli izliyoruz. Ben bu konuda
bir sıkıntı göremiyorum.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Yani, kamu tekelinden özel tekele
geçit vermeyeceğiz diyorsunuz.
GALİP ZEREY
: Yani, herşey normal
mecrasında devam edecek, herhangi bir
sıkıntı yaşanmadan, aksine daha
rekabetçi koşullarda daha fiyatların
düşeceğini, ilave hizmetler araya
girerek vatandaşlarımızın daha yeni
hizmetlerle tanışacağını, bunları
Amerika’da, Avrupa’da, Uzak Doğu’da
görüyoruz. Bunların çok süratli
Türkiye’ye geleceğini ve büyük bir
rekabetin yaşanacağını bekliyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Bu rekabet de tüketiciye yarayacak.
GALİP ZEREY :
Yarayacaktır, burada bizim işimiz büyük
oranda bunları, takip etmek, izlemek,
denetlemek, mümkün mertebe karışmamak.
Fakat rekabete aykırı, vatandaşa
yansıyacak şekilde bir olumsuzluk
gördüğümüz zaman da gerekli işlemleri
yaparız.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Evet, Başkanım şimdi arkadaşlarım şimdi
beni uyarıyorlar kulaklıktan, tabi çok
sayıda soru geliyor bir taraftan,
sektörün önde gelen isimleri de bizi
izliyorlar, beklenen pek çok açıklama
var aslında ama, önce vatandaşlarımız
soruyorlarmış bu kayıt dışı konusunda
bir iki soru daha sorun diye çünkü,
gerçekten kitlesel, kolay değil yani, 1
milyondan fazla, küçültülmüş rakamı bile
1 milyon. Yani, düşünün. %5’i 1 milyon,
düşünün, inanılmaz bir şey. Bunu biraz
daha netleştirebilir misiniz lütfen?
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi bir kere biraz önce de söylediğim
gibi 1 milyon makineyle ilgili işlem
hâlâ devam ediyor. Muhtemelen daha bir
10 gün kadar sürecektir. İtinayla bu
kontroller yapılıyor. Hedef tabi asgari,
en az sayıda makineyi bloke etmek, bizim
hedefimiz bu. Bu makinelerin büyük bir
kısmı da şu anda kullanılmıyor aslında.
Biz bunları tam olarak tespit edeceğiz,
bir de bu süreç dışında girenler varsa
kanuna aykırı olarak, onları da
belirleyip bloke edeceğiz. Aslında bloke
işlemi 1 hafta evvel başladı. O, ilk
bloke edilen makineler çalıntı ve kayıp
makineler, yani bize savcılıklardan,
Emniyet Genel Müdürlüğü’nden yansımış
telefonlar, kaçak telefonlar, kayıt dışı
olan, daha doğrusu çalıntı telefonlar,
bunlar bize yansıdı. Bu çalıntı
telefonlarla ilgili kapatmayı yaptık.
Hatta bununla ilgili birkaç tane sonuç
ta geliyor, en son bugün gelen sonuç 7
tane makine bloke edilmesi nedeniyle
emniyete teslim edildi, sahiplerine geri
verilmek üzere. Diyeceksiniz bu nasıl
oluyor? Şimdi sizin aldığınız makine
çalıntı makineymiş, bilmiyorsunuz, bloke
edildi, siz de makineyi
kullanamayacaksınız, tabi bir de mesaj
gönderildi bloke edilmeden: “Makineniz
çalıntıdır, bu nedenle bloke
edilecektir” dendi ve kısa bir süre
sonra bloke edildi. Bu olay yaklaşık 10
gün önce gerçekleştirildi ve makinesini
kullanamayan, bloke edilen tüketici de
benim makinem çalıntıymış, o yüzden bunu
sahibine iade edeyim diye. Tabi bunu
aslında bu şekilde hareket edenleri
taktir ediyorum. Gerçekten cesaretli bir
şekilde davranmışlar, çünkü kullanıcı
masum, 2. el bir makine alıyor ve o
makine çalıntıymış, farkında değil,
ancak makinesi bloke olduğu zaman bunu
fark edebiliyor. Zaten biliyorsunuz bu
olayın çok önemli 2 tane gerekçesi var,
5392 sayılı kanunun. Bir tanesi olayın
sosyal tarafı: Son dönemlerde bu
özellikle gasp olayları, çalıntı
olayları ve buna bağlı olarak yaralanma,
ölüm gibi olaylar hatta gerçekleşti.
Kanun çıkana kadar bu çalıntı telefonlar
nedeniyle, 7 tane ölüm olayı, 600’ün
üzerinde emniyete yansıyan yaralanma
olayı olmuş, 32 bin yaklaşık gasp olayı
emniyete yansıyan.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Sadece ekonomik değil, aynı zamanda da
sosyal bir yara haline gelmeye başladı.
DR. TAYFUN ACARER
: Sosyal tarafı bana göre ekonomik
tarafından daha önemli. 32 bin gasp
olayı diyoruz, bu emniyete yansıyan,
benim tanıdığım kendimde dahil, ben de
telefonumu kaybetmiştim, pek çok kişi
olayı emniyete yansıtmadı, yani bana
göre belki 100 binler civarında bu tür
gasp olayı ya da kayıp olayı olmuş fakat
emniyete yansımamıştır. Bunun 32 bin
tanesi emniyete yansımıştır.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Aslında tabi burada siz yaraya neşter
vurmuş oldunuz. Böyle yorumlayabilir
miyiz bunu?
DR. TAYFUN ACARER
: Şöyle, tabi yasa koyucu, yüce meclis
yaraya neşter vurdu, bizi de
görevlendirdi, öyle diyelim.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Şimdi efendim buradan hemen geçelim,
çünkü bekleyen bir çok soru var, önce
yeni nesil cep telefonu sistemi, tam
bunlardan konuşurken bir süre önce
telekom dünyasının düzenlediği bir
etkinlik vardı, siz de katıldınız,
destek verdiniz orada, biz de izledik
onu, önemli bir etkinlikti o. Yeni nesil
cep telefonları ile ilgili Sayın
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın da
önemli açıklamaları oldu. Nasıl gidiyor
oradaki çalışmalar, 2006 yılında lisans
verme çalışması nasıl olacak ve
önceliğiniz nedir orada, çünkü değişik
yaklaşımlar söz konusu?
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi İsmail Bey, önce şunu net olarak
ortaya koymamız lazım: Kanuna göre bu
konuyla ilgili bazı görevler kurumundur,
bazı görevler bazı sorumluluklar da
siyasi otoritenindir. Bu konuda, yani
telekomünikasyon sektörüyle ilgili
politikanın belirlenmesi, burada lisans
alacak örneğin, işletmeci sayısının
belirlenmesi, lisans bedelleri, bunlar
tamamen siyasi otoritenin, yani
ulaştırma bakanlığımızın görevidir.
Politikayı siyasi otorite belirler
teknik alt yapıyı ve uygulamayı
Telekomünikasyon Kurumu yapar, yani bir
kere bizim sorumluluğumuz bu noktada
başlıyor.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Ama, oldukça yakın çalışıyorsunuz, yani
sektörel bağımsızlığınızı koruyarak
diyelim, uyumlu çalışma.
DR. TAYFUN ACARER
: Uyumlu bir çalışma, öyle diyelim. Ben
yıllarca kamu personeli olarak çalıştım,
yani devlette uyumsuz çalışmanın
olmaması lazım. Sayın Bakanımız bize bu
konuda çok büyük destek veriyor, Sayın
Ulaştırma Bakanımız. Gerek bu konularda
yeni nesil telefon konularında, gerekse
ARGE konularında yerli mülkiyetin, fikri
mülkiyetin arttırılması, istihdamın buna
bağlı olarak arttırılması konusunda. Bu
nedenle biz özellikle bu yeni nesil
sistemlerle ilgili çalışmalarımızı
sürdürüyoruz. Siyasi otorite politikayı
tabiki belirleyecektir, biz de en doğru,
en isabetli kararların alınması
konusundaki teknik verileri sağlıyoruz,
teknik alt yapıyı oluşturmaya
çalışıyoruz. Bu amaçla kurumumuzda
değişik düzeylerdeki arkadaşlarımız bu
uygulamanın yapıldığı ülkelere gidiyor
ve oradaki uygulamaları bizzat yerinde
görerek bir veritabanı halinde bunu
siyasi otoriteye bilgi olarak sunacağız
ama, tabi karar siyasi otoritenindir.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Ama, 2006 yılında herhalde bekleniyor,
değil mi?
DR. TAYFUN ACARER
: Bekleniyor ama, dediğim gibi bu
kararı siyasi otorite verecek.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Ama, Ulaştırma Bakanı da bunu birkaç kez
açıkladığı için.
DR. TAYFUN ACARER
: Tabi, yani bu konuda çok hızlı bir
gelişme var, özellikle 2005’te 3. nesil
çok ciddi ölçüde gelişti. Yalnız tabi
burada siyasi otoritenin alacağı
kararlardaki isabet konusunda da bizim
üzerimize çok büyük görevler düşüyor,
biz en doğru, dünyadaki uygulamaları en
objektif şekilde yansıtacak yönleri
siyasi otoriteye sunmak durumundayız.
Aksi taktirde büyük hatalar yapılabilir.
Bu konularda tabi medyaya da çok önemli
görevler düşüyor. Konulara özellikle,
İsmail Bey, özellikle popülist
yaklaşımların olmaması lazım. Aksi
taktirde çok ciddi sorunlar yaşanabilir.
Mesela, 3.nesil konusunda önümüzde
örnekler var, bir Almanya örneği, bir
İtalya örneği var, Almanya’da 60 milyar
dolara lisans veriliyor, 3. nesille
ilgili 6 yeni firmaya ve tabi o zaman
büyük bir olay oldu bu. Sonra fiyasko
oldu ve belki 60 milyar dolardan
fazlasını harcadı devlet, bir iki
firmayı da kurtaramadı battı.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Burada yaklaşımınız ne olacak efendim,
yani lisans bedeli olarak mümkün
olduğunca yüksek fiyat bedeli almak mı,
yoksa tüketicinin lehine zaman
içerisinde tüketiciye yararı olacak
şekilde bir düzenleme mi?
DR. TAYFUN ACARER
: Şimdi zaten biz bütün bunlarla
ilgili dünya örnekleri üzerinde
çalışıyoruz ve bunları raporlar halinde
Sayın Ulaştırma Bakanı’na sunuyoruz. O
da çok itina ile konuyu değerlendiriyor.
Burada benim özellikle herkesin, sadece
siyasi otoritenin değil, özellikle
medyanın, çeşitli sivil toplum
kuruluşlarının çok hassas davranması
lazım, popülist yaklaşımlardan kaçınması
lazım. Siz lisans vereceğiniz zaman
milyar dolarlarla çıkartıyorsunuz, yani
diyelim ki: 3 milyar dolara lisans
bedeli verdiniz bir firmaya, o firma 3
milyar doları verdikten sonra; bir bu
parayı neticede aboneden çıkartıyor, iki
bu kadar parayı verdiği için gerekli
yatırımı yapamıyor.
Yani bütün bunların
dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Bir
de şu var; çok düşük bir lisans bedeli
de tutarsanız bu sefer herkes bu sektöre
girmeye kalkar. Bu sefer de
beceremeyenler işin içine gireceği için
de bir fiyasko öbür taraftan da
çıkabilir. Şimdi buradaki optimal nokta
çok önemli.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Evet, siz onu gözetleyeceksiniz.
Çalışıyorsunuz o anlamda. Galip Bey,
şimdi bu arada biraz önce 2005 yılının
fotoğrafını çekerken sektörün
liberalleşmesi konusunda ayrı bir
parantez açmamız gerekiyor, bunu
söyledik, fakat biz bugün programdan
önce sektörün önde gelen kuruluşlarıyla
da konuştuk. Mesela, Telko-Der’cilerle
de konuştuk onlarda bizi izliyorlar.
Şimdi şöyle bir şikayet var: Bütün bu
düzenlemelere rağmen 2003 yılı sonunda
Türk Telekom’un tekeli bitti, buna
karşın hâlâ bu yeni şirketlerin
cirolarının aldıkları paylarda yükselme
yok, daha doğrusu toplam ciroda bir
yükselme yok. Bizim dünya ölçeğinin
tecrübelerinden bildiğimize göre bir
yükselme olması gerekiyor. Orada aksayan
bir şey mi var ?Yani çok sayıda bu
anlamda soru geliyor bize.
GALİP ZEREY :
Şimdi biz, Sayın Başkan Tayfun Bey’le
beraber çalışmaya başladıktan sonra
sivil toplum örgütleriyle sürekli
görüşüyoruz, toplantılar yapıyoruz.
Onların görüşlerini, önerilerini
değerlendiriyoruz, bir yandan da kendi
teknik uzmanlarımızla da kendi
detaylarımızı tartışıp yaptığımız
düzenlemelerde, çıkardığımız tebliğ ve
yönetmelikleri de sivil toplum
örgütlerinin önerilerini de dikkate
alarak yapmaya gayret ediyoruz. Fakat
biliyorsunuz bu konu bütün dünyada
tartışılan, kolay halledilemeyen bir
konu. Yurtdışında da bu tartışmalar hâlâ
devam ediyor. Çünkü, bu yaptığımız
düzenlemelerin yurtdışındaki
uygulamalarını da yakından biliyor ve
izliyoruz. Bu mesela, uzak mesafecileri,
uzak mesafe telefon hizmetlerini
konuşursak yurtdışındaki hizmetleri de,
firmaları da izlediğimizde bu sektöre
çok sayıda firmanın ilk başta girdiğini
fakat, sonuçta bir kısmının görevini
sürdürebildiğini, bir kısmının
sürdüremediğini biliyoruz. Türkiye’de de
benzer bir uygulama var.
Uygulamalarımıza karşı Türk Telekom
herhangi bir itiraz veya uzak
mesafecilerle anlaşmazlık olduğunda ya
da uzak mesafeci arkadaşlarımızın bir
şikayetleri olduğunda bize geliyorlar.
Bugüne kadar gelen bütün şikayetler
değerlendirilip Türk Telekom’la
uzlaştırılıp sonuçlandırılmıştır ve Türk
Telekom da bizden çıkan kararları
uyguluyor. Çünkü, Türk Telekom
yönetimiyle de çok sıkı bir ilişki
içerisindeyiz, yeni yönetimle de iyi bir
ilişki içerisindeyiz, ama bu konuların,
bu gelişmelerin biraz zaman alacağı
kanaatindeyim. Önümüzdeki yıl Öger
Telekom’un devreye girmesiyle biraz daha
hızlanmasını bekliyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Şimdi burada hemen bununla paralel
aslında, ben Başkana bir soru soracağım,
çok önemsediğim iki konu, elektronik
imzayı soracağım, ARGE faaliyetlerini
kendisiyle yaptığımız sohbetlerden
biliyorum, çok önemsiyor, Ulaştırma
Bakanımız da çok önemsiyor ama, size
yine bu anlamda sektörden gelen
sorulardan bir tanesi, önemli bir soru
bu da: ADSL hizmetinin, yani hızlı
internet sağlama hizmetinin sadece Türk
Telekom tarafından veriliyor olmasının
serbestleşmenin önünde bir engel
olduğunu düşünüyor sektör, bu konudaki
düşünceniz ve değerlendirmeniz nedir?
GALİP ZEREY :
Şimdi bildiğiniz gibi ADSL alt yapısı şu
an sadece Türk Telekom’da var. Türk
Telekom’da olduğu için özel firmalar
Türk Telekom’dan belli şekilde işbirliği
yaparak bu hizmeti sağlamak
durumundalar, fakat Türk Telekom’un ADSL
alt yapısına alternatif olarak
biliyorsunuz bir kablo TV konumuz var,
Türksat’ın sorumlu olduğu bir kablo TV
var. Bu ciddi bir rakiptir ADSL alt
yapıya. Bizim 2005 yılı içinde
yaptığımız faaliyetlerden bir tanesi de
alt yapı yetkilendirmesidir. İsteyen
özel firmalar aynı şekilde bizden lisans
alarak alt yapı kurabilirler, fakat
tabii bunlar büyük çapta yatırım ve
zaman gerektirdiği için kolay olmuyor,
belli bir zaman içerisinde olacaktır.
Bizim Türk Telekom’a özel firmalara
söylediğimiz şey şu anki ADSL
altyapısını ve özel firmalar ağırlıklı
olarak daha hızlı bir şekilde
dağıtılabileceğine inanıyoruz. Yani,
Türk Telekom, uzak mesafecilerle,
İnternet Servis Sağlayıcılarla işbirliği
geliştirirse ADSL dağıtımı, kullanımı
daha hızlı olur.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Düzenleyici kuruluşun devreye girmesi
gerekiyor.
GALİP ZEREY :
Şimdi, bu konuda biz kuralları çıkardık,
yani yeni bir kural yok, mevcut
kurallarla bu işin yürüyebileceğini
düşünüyoruz ve ben gazetelerden takip
ediyorum, bir iki büyük firma reklamlar
yapıyor bu konuda. Sayılarının da hızla
arttığını görüyoruz, fakat tabi bunun
alternatiflerini düşünmek lazım, yani
Türk Telekom’un altyapısı büyük çapta
bir yatırımın eseri, oraya büyük paralar
yatırılmış ve dolayısıyla büyük paralar
karşılığında da o kişiler de büyük
gelirler bekliyorlar. Uzak mesafeci ve
İnternet Servis Sağlayıcı dediğimiz özel
firmalar da bu altyapıyı bir şekilde
paylaşıp anlaşarak, bizim kurallarımıza
göre kullanmak zorundalar.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Yani, sizin orada optimum noktayı
yakalamanız gerekiyor.
GALİP ZEREY :
Biz özellikle 2005 yılı içerisinde ve
özel sektörün gelişmesi, cirolarının
artması için bu firmalarla toplantılar
yaptık, bu firmalarla görüştük,
önerilerini aldık, bu önerilerden
uygulanabilir olanlarını mümkün mertebe
uygulamaya gayret ettik. Çünkü, biz de
belli mevzuatlarla kısıtlı durumdayız,
mevzuata uymak zorundayız. Eğer
yönetmelik gibi bizim kurul kararını
gerektiren konularda kurul üyesi
arkadaşlarımızı da ikna ederek, kurul
kararları alarak bazılarını değiştirdik.
Bu gelişmelerin 2006 yılı içinde daha da
hızlanacağını bekliyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Peki, biz de bunun takipçisi olacağız.
Başkanım, şimdi tabi
günlük koşuşturma içerisinde bazen
yeterince önem verilmiyor bazı önemli
gelişmelere. Hatta bazen ben devrim
niteliğinde düzenlemeler olduğunu
düşünüyorum son zamanlarda ve bunlar
yeterince gündeme gelmiyor maalesef,
tabi tek tük yazıyoruz çiziyoruz ama,
şimdi elektronik imza, son derece önemli
gerçekten. İşte baktığınız zaman ÖSS’de,
vergi işlemlerinde, satın almalarda,
elektronik satın almalarda vesaire,
kullanabiliyoruz artık. Hızla da uyum
sağladığımızı düşünüyorum toplumsal
anlamda. Nasıl gidiyor oradaki işler?
DR. TAYFUN ACARER
: Valla iyi gidiyor, öyle söyleyim.
Şimdi aslında teşekkür ederim, çok
önemli bir konu. Gerçekten tüm medya
kuruluşlarının bu konuda öncülük
yapması, kamuoyunu bilgilendirmesi çok
büyük önem taşıyor. Bu yeni hizmetlerin
başarıya ulaşması için çok önemli İsmail
Bey. Elektronik imza, biliyorsunuz
Temmuz 2005 ayında fiilen yürürlüğe
girdi. 3 tane firma, bir tanesi TÜBİTAK
kamu kuruluşlarına, diğer iki firma da
özel kuruluşlara servis sağlayıcı olarak
hizmet vermek üzere devreye girdiler.
Şimdi bununla ilgili yasal düzenleme
tamamlandı. Bu konuda özellikle Dış
Ticaret Müsteşarlığı, büyük öncülük
yapıyor ve 2006’dan itibaren bütün
faaliyetlerini elektronik imza üzerinden
yapma kararı aldı ve bununla ilgili de
yaklaşık 2.5 aydır hızla eğitim
faaliyetini sürdürüyor.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Efendim, izin verirseniz bilmeyen
vatandaşımız da olabilir, elektronik
imza nedir, onu bir anlatabilir misiniz
kısaca?
DR. TAYFUN ACARER
: Elektronik imza; bizim ıslak imza
dediğimiz kalemle attığımız imzanın
yerini alan, oradaki bütün müeyyideleri
elektronik ortamda sağlayan sadece
merasim gerektiren olayların dışında
kullanılabilen, aynı hukuki müeyyidelere
sahip olan bir uygulama şekli. Bunun
için siz kullanıcı olarak işte Token
denilen bir kart alıyorsunuz, bunu
bilgisayarınıza takıyorsunuz, ama tabi
bundan önce de bununla ilgili bir
protokol imzalıyorsunuz, yani bunu
servis sağlayıcı olanlardan bir
anlaşmayla alıyorsunuz ve o cihaz
üzerinden bilgisayarınızı
kullandığınızda yaptığınız her işten
normal olarak attığınız imza ile aynı
hukuki değerlere sahip. Örnek verirsek
mesela, nüfus cüzdanı çıkartacaksınız,
şimdi nüfus idaresinin formlarını
bilgisayardan indirmeniz mümkün, bunları
hatta bilgisayarda doldurmanız da
mümkün, ama bunun altını imzalayarak
nüfus idaresine teslim etmeniz gerekir.
Halbuki burada getirilen uygulama eğer
nüfus idaresi altyapısını elektronik
imzaya uygun olarak kurarsa, kurmuşsa,
sizin de bir elektronik servis
sağlayıcıdan bu kullanımla ilgili
yazınızı almışsanız bütün işleminizi
bilgisayar üzerinde yapıp işte bir
pencereyi tıkladığınızda imzanızı atmış
oluyorsunuz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Bu, aslında teknolojinin bizi nerelere
kadar getirdiğinin günlük hayatımızda,
hele bürokratik işlemlerin bu kadar
bıktırıcı olduğu ülkelerde, biz hızla bu
teknolojiden yararlanmaya başlıyoruz, bu
son derece önemli bir gelişme.
DR. TAYFUN ACARER
: Son derece önemli ve bunu sürekli
takip ediyoruz, bu konuda bugüne kadar
birkaç ihtilaf çıktı. Telekomünikasyon
Kurumu ilgili sorumlu arkadaşlarımız bu
konuda devreye girdiler, şu anda bu 3
servis sağlayıcısı arasında hiçbir
problem yok. Şu anda bütün kamu
kuruluşları ve özel kuruluşlar,
özellikle finans sektörünü biz
bekliyoruz. Çünkü, finans sektörü burada
önayak olacak, çok büyük bir kitle
çünkü, ama bunun dışında takip ettiğim
kadarıyla özellikle kamu kuruluşlarına
servis sağlayıcı olan TÜBİTAK’ta o kadar
yoğun bir program var ki, eğitim
programı, bütün kamu kuruluşları eğitim
alıp bu şeye geçmek istiyorlar,
elektronik imza uygulamasına. Bu da tabi
memnuniyet verici bir olay.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Galip Bey, tam bununla ilgili olarak şu
üzerinde çalıştığınızı bildiğim bir
başka konu var. Tabii Türkiye’de GSM
sektörü oldukça gelişmiş, hızla
adaptasyon yeteneği var toplumda. Bu
anlamda sektöre baktığımızda gelişmiş
ülkelere baktığımızda hemen hemen at
başı gidiyor, fakat sizin gündeminizde
bugünlerde yine bununla ilgili olarak
kapsama alanıyla ilgili birtakım
çalışmalar var. Bunu bir anlatabilir
misiniz bize, çünkü onunla ilgili bir
iki soru sormak istiyorum.
GALİP ZEREY :
Bildiğiniz gibi Telekomünikasyon
Kurumu’nun görevleri arasında denetleme
görevi de var. Biz sürekli kapsama
alanlarını denetliyoruz, yani burada
amacımız cep telefonu kullanıcılarının
sürekli, kesintisiz ve kaliteli hizmet
alabilmesini sağlamak, bu bizim
görevlerimiz arasında. Bu konuda
kamuoyundan gelen şikayetleri,
istekleri, talepleri de takip ediyoruz.
2006 yılında büyük çapta kapsama alanı
konusunu 1. sıraya taşımayı, öncelik
vermeyi düşünüyoruz ve bu konuda 3 tane
GSM operatörüyle de görüşmemiz devam
ediyor. Bunu nasıl daha kapsamlı hale
getirebiliriz, daha yaygın hale
getirebiliriz. Örneğin, sınır
boylarında, sınır ilçelerinde, illerinde
bazı yerlerde kullanıcılar farkında
olmadan roaming yapıyorlar. Örneğin, Ege
kıyılarında bir bakıyorsunuz
Yunanistan’ın operatörünü kullanıyor,
otomatik seçmişse. Şimdi bunu hem GSM
firmaları istemiyor hem biz istemiyoruz.
Bu konuda 3 GSM firması ile çok yakın
bir işbirliği içerisindeyiz. Bu firmalar
da bize oldukça yardımcı, yakın
işbirliği halinde. Çünkü, onların da
menfaatine olan bir şey. Özellikle sınır
bölgelerinde ve kırsal kesimde. Bu
konuda çalışmalarımız devam ediyor,
denetlemelerimiz devam ediyor. Sanıyorum
2006 yılında büyük çapta kapsama
alanının genişlemesi, daha iyi, kaliteli
konuşma sağlanmasında bir adım daha
atmış olacağız.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Bunu öncelikler arasına koydunuz.
DR. TAYFUN ACARER
: İsmail Bey, şu husus da çok önem arz
ediyor: Bu sınır bölgelerdeki, sınır
bölgelerimize yakın yerlerdeki kapsama
alanlarında sorun aslında o bölgelerin
yapılarından da kaynaklanıyor. Bir kısmı
da o bölgeler ya sit alanı ya orman
bölgesi ya da Silahlı Kuvvetlere ait
bölgeler. Şimdi bununla ilgili de bir
çalışma başlatıldı ve bu konuda silahlı
kuvvetler gerçekten büyük bir destek ve
anlayış gösteriyor. Umuyorum 2006
yılında bu konu büyük ölçüde Silahlı
Kuvvetlerin desteğiyle aynı şekilde
Orman Bakanlığı’yla yapılacak
diyaloglarla çözülecek. Yani, aslında
operatörler de oraya sistem kurmak
istiyorlar ama, kuramadıkları için,
zorluklar nedeniyle ama, bu destek ve
anlayış sürdüğü sürece ki, silahlı
kuvvetler bu konuda çok büyük bir
anlayış gösteriyor. Bu olay başarıya
ulaşacaktır. Bu arada yine GSM
işletmecileriyle yaptığımız görüşmelerde
bazı teknik işlevleri de yapmaları
istendi, ki buna bazı operatörler
başladı, mesela sınır bölgelerinde mesaj
göndererek aboneleri uyarıyor, manuel
operatörü seçin diye. Eğer otomatik
konumdaysa operatörü öbür tarafa
kayıyor, ama manueli seçtiyseniz başka
operatöre geçme zorlaşıyor. Onun dışında
eğer karşı operatörden kuvvetli bir
sinyal geldiğinde bir anda kopma meydana
geliyor, yeni yapılan bir teknik
düzenlemeyle o kopmadan sonra tekrar
yerli operatöre dönmesi için önlemler
alınıyor, ama neticede kapsama çok
önemli.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Tabii Sayın Başkanım, 2006 yılında bu
önemli, şimdi 2006 yılındaki bütün
çalışmalarınızda tabi yeni nesil cep
telefonu teknolojisiyle ilgili olanlar
başta olmak üzere önemli gördüğümüz bir
yaklaşımınız daha var. Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım’da bunu her fırsatta
dile getiriyor, bütün sohbetlerinde ARGE
çalışmalarını. Şimdi bu konuda sizin
yaklaşımınız önemli, ARGE çalışmalarına
önem vereceksiniz, ne yapacaksınız, ne
yapacaksınız?
DR. TAYFUN ACARER :
Bu, gerçekten çok önemli bir konu.
Toplumun her kesiminin aslında bu konuda
çok hassas olduğuna inanıyorum ve destek
vermesi gerektiğini de düşünüyorum.
Sayın Bakan gerçekten bu konuda çok
istekli, arzulu, hatta o kadar yoğun
işinin içinde bile birkaç hafta önce tam
bir gününü sadece bu firmaları
desteklemek amacıyla ayırdı. Sabahtan
akşama kadar moral vermek, desteklemek
için ve ben gerçekten de çok büyük
yansıması olduğunu gördüm. Firmalar çok
heyecanlandı, gerçekten moral motivasyon
oldu. Şimdi biraz evvel 43 milyon GSM
abonesinden bahsettim, bu yaklaşık 36-37
milyon, fiili abone demektir ve
Türkiye’ye yaklaşık 11 sene içerisinde
60 milyon telefon makinesi girmiş. Bu
makinelerin neredeyse %99.99’u yabancı
makineler, hiç Türk markası yok, sadece
makine de değil tabi, alt yapı, baz
istasyonları, santraller, bütün bu
global rakamı dikkate aldığınızda
Türkiye’nin kaybettiği rakamlar çok
büyük. Şimdi Sayın Bakan bu konuda
özellikle şunu düşünüyor ki, biz de ona
gerekli verileri aktarmaya çalışıyoruz.
Acaba 3. nesilde bu konu kısmen
düzeltilebilir mi? Şimdi bakın bir
makineyi, tümünü, %100’ünü kendinizi
üretmeniz olanaksız, doğru da değil,
yani makinenin application programlarını
hazırlarsınız, dizaynını yaparsınız ama,
başka yerde ürettirirsiniz.
Ürettirdiğiniz toplam değer makinenin
%5’ini bilemediniz %10’unu geçmez. Ama
asıl %90’lık kısmını siz
yapabiliyorsanız çok iyi. Eğer %100’ünü
üretirseniz ki, dünyada çok az ülke bunu
yapıyor, o da olabilir, ama mühim olan
burada makinenin toplam değeri üzerinde
sizin yerli mülkiyetiniz ne kadar, bunu
tabi diğer telekomünikasyon birimlerine
uygulamanız da mümkün. O nedenle ARGE
çok önemli, tabi ARGE’nin önemli 2
noktası var, ama ikisi de birbirinden
bağımlı bir tanesi ARGE ile beraber
istihdam da gelecek.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Tabii, Türkiye’nin en büyük sorunu.
DR. TAYFUN ACARER
: Türkiye’nin en büyük sorunu ve
gerçekten o kadar büyük bir potansiyel
var ki Türkiye’de yani, bir ülke düşünün
%52’si 25 yaş ve altı. Müthiş bir
potansiyel, çok zeki bir halk ve bu
işler için çok yatkın. Gelişmiş
ülkelerde teknolojide araştırma yapmak,
bakım onarım yapmak çok cazip meslekler
değil.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Evet Başkanım şimdi sektörün
büyümesinden bahsediyoruz önemli bir
konu var sektörün önünü tıkayan
engellerden bir tanesi vergi yükü.
Özellikle GSM’de yüzde 60’ları aşan bir
vergi yükü var bundan siz de şikayet
ediyorsunuz zaman zaman keza Ulaştırma
Bakanı şikayet ediyor. Öyle anlaşılıyor
ve bekleniyor ki 2006 yılında bu konuyu
ciddi olarak gündeme alacaksınız.
DR. TAYFUN ACARER
: İsmail Bey aldık bile.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Aldınız mı?
DR. TAYFUN ACARER
: Ama tabii buradaki yetkiyi yine hemen
ayırmakta yarar var. Biz sadece burada
gerekli verileri toplayıp, alt yapıyı
hazırlayıp siyasi otoriteye sunmakla
görevliyiz. Dünyada bunun uygulamaları
nedir. Vergi GSM sektöründe,
telekomünikasyon sektöründe özellikle
verginin bir kaç puan düşürülmesinin
bile hangi yansımalara yol açacağı
konusunda gerekli alt yapıyı tam
bilimsel olarak hazırlamakla meşgulüz.
Bunu Sayın Ulaştırma Bakanımıza
sunacağız. Bu konu tabi siyasi
otoritenin de gündeminde olan bir konu.
Bunun da ötesinde aynı bu kayıt dışı
telefonlar gibi meclis'te ortak
konsensüsün olduğu bir durum. Bu çok
önemli bir şey.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Evet bütün partiler aynı yaklaşımı
gösteriyorlar.
DR. TAYFUN ACARER
: Siyasi otorite de şu anda bu vergi
yükünün azaltılması ile ilgili bir
çalışma başlattı. Bizim de görevimiz
telekomünikasyon sektöründe mevcut
vergiler bunun yansımaları,buradaki
azalmanın istihdamın milli gelire ve
artışı piyasaya olumlu yansımaları bütün
bunları bilimsel veriler halinde
hazırlayıp, bunu siyasi otoriteye arz
edeceğiz. Burada yalnız çalışma başladı
dedim. Bu konuda sektörün tüm oyuncuları
ile beraber başta GSM'ciler, uzak
mesafeciler, ortak telsiz kullanımcıları
hepsiyle beraber bir çalışma başlattık.
İlk çalışma da gerçekten çok büyük bir
katılım ile gerçekleşti. Çünkü herkesin
bu konuda bir takım beklentileri var.
Biz de bu beklentileri toplayıp bu
konuda bir rapor halinde bunu sunacağız.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Çünkü değil mi bununla ilgili Turkcell
Genel Müdürü Sayın Muzaffer Akpınar'ın
bir açıklaması vardı bir toplantıda.
Sanırım Türkiye dünya'da ikinci sırada
en yüksek vergiyi toplayan ülke olarak.
DR. TAYFUN ACARER
: Evet Sayın Genel Müdür o konuda
gerçekten verilerle bunu ortaya koydu.
Biz tabi daha zengin verilerle bunu
siyasi otoriteye rapor olarak sunacağız.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Yani vergiyi indirirsek toplam
tahsilat ve ciro artar mı? Böyle bir…
DR. TAYFUN ACARER :
Şu ana kadar ki çalışmalardan bu sonuç
ortaya çıkıyor.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
O zaman herhalde Maliye Bakanı Sayın
Unakıtan’a da buradan bir mesaj
düşüyor.
DR. TAYFUN ACARER :
Karar siyasi otoritenin.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Efendim izin verirseniz ben Kurul İkinci
Başkanımız Sayın Galip Zerey’e de bir
soru sormak istiyorum. Şimdi Galip Bey
tabi yeni teknolojiler konusunda da
hassasiyetle çalışmaya devam ediyor.
Özellikle bu “wimax” konusunda önemli
galiba bir noktaya doğru gidiyoruz. Önce
nedir? Kısaca bir anlatırsanız ondan
sonra da biraz daha detaya girebiliriz
izin verirseniz.
GALİP ZEREY :
Wimax konusunda çalışmalarımız devam
ediyor. Özellikle wimax uygulamaları
olan yurt dışındaki ülkelerde bu
uygulamalar nasıl yapılıyor, lisanslar
nasıl verilmiş, ne kadar fiyatla
verilmiş, kaç tane verilmiş bunları
inceliyoruz. En son Güney Kore ve Hong
Kong’a yaptığımız seyahatte yeni nesil
cep telefonları lisans veren ülkelerdeki
durumu inceledik Hong Kong’da da wimax
ile ilgili bir inceleme yaptık.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
WIMAX nedir efendim?
GALİP ZEREY :
WIMAX’ın iki türü var. WIMAX sabit
olabiliyor veya mobil olabiliyor. Sabit
tipi düşünürsek yoğun şehir
merkezlerinde sabit telefon hizmeti
veren operatörler telefon kablosu
çekmeden telsiz olarak geniş bant
bağlantısı yapabiliyorlar. Örneğin
İstanbul’da düşünürsek her eve, her
daireye birer tane kablo çekmek yerine
bir tane tepe bir yere bir anten
koyuyorsunuz 30 kilometre, 40 kilometre
çapındaki bir alana telsiz olarak geniş
bant bağlantısı yapabiliyorsunuz. Bu
sabit tarafı. Henüz standartları
tamamlanmayan fakat “IEEE” tarafından
standardı son hale getirilen şu anda da
uluslararası telekomünikasyon
kuruluşlarından onay beklediğimiz mobil
wimax konusu var. Bu mobil WIMAX
konusunda da bildiğimiz GSM cep
telefonları gibi belli alanlarda normal
cep telefonları ile WIMAX bağlantıları
mobil olarak yapılıyor. Fakat dünyada
mobil wimax henüz başlamış değil, çok
yaygın değil. Çok az sayıda test
denemeleri yapılıyor. Fakat sabit WIMAX
uygulamaları var. En son Hong Kong’da 4
tane sabit wimax lisansı verildiğini
yerinde gördük ve mesela Hong Kong’daki
telekomünikasyon otoritesi mobil WIMAX’ı
2008 yılında verebileceklerini
söylüyorlar. Fakat benim şahsi tahminim
daha önce olacağı yönünde. Çünkü wimax
konusundaki gelişmeler çalışmalar
düşündüğümüzden daha hızlı gelişiyor.
Dolayısı ile 2008’de kalmayacağını
tahmin ediyorum. Bizim de teknik
çalışmalarımız devam ediyor. Önümüzdeki
yıl daha da yoğunlaşacak. Sayın
Ulaştırma Bakanımız da bu konuyu
yakından takip ediyor. Yeni bir
teknoloji olduğu ve bir çok şeyi de
kolaylaştıracağı için. Önümüzdeki yıl bu
konuda gelişmeler olacağını tahmin
ediyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Evet. Efendim arkadaşlarım yine
uyarıyorlar beni. Sektörden sorularda
yağmaya deyim yerinde ise devam ediyor.
Şimdi tabi 2 yıla aşkın bir süre
olmasına rağmen lisanslar verildi fakat
B ve A tipi konusunda çalışmalar
tamamlanmadı daha, faaliyete
başlamadılar. Ne bekleniyor orada
efendim, niye bir sorun yaşanıyor?
GALİP ZEREY :
Şimdi bildiğiniz gibi lisanslar
verilirken 17 Mayıs 2004 günü verildi
lisanslar. A, B ve C tipi verildi. C
başladı. Fakat A ve B tipi başlayamadı.
Bunun nedeni de Türk Telekom’un alt
yapısı tamamlanamadı bu süre içerisinde.
Biz bu konuda Türk Telekom ile bir çok
kereler toplantılar yaptık. Niye
başlayamıyor, niye gecikiyor, ne yapmak
lazım, sıkıntı nerdedir diye. Gördük ki
Türk Telekom alt yapısının büyük çapta
değiştirilmesi, yenileştirilmesi bir
takım ilaveler yapılması gerekiyor.
Onların da bu konuda bize sundukları
haklı gerekçeler var, teknolojik
gerekçeler var ve büyük çapta bir
harcama söz konusu. Fakat biz de
görevimiz gereği bu konuyu kısa süre
içerisinde başlatmak zorundayız,
başlatmak hedefindeyiz. Bu çalışmalar
Türk Telekom’da son aşamaya kadar geldi.
Yakın zamanda sonuçlanacağını tahmin
ediyorum. Türk Telekom yönetimi de bu
konuda yakın ilgi ve çaba içerisinde.
Fakat maalesef kolay bir iş değil. Büyük
çapta yatırım gerektirmesi mevcut alt
yapının büyük çapta değiştirilmesinin
gerekmesi bir takım teknik kısıtlamalar
dolayısı ile A ve B tipinin kullanılır
hale gelmesine gayret ediyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Öngörülür bir gelecekte olacak mı?
GALİP ZEREY :
Yani yakın olduğunu düşünüyoruz. Yakın
zamanda başlayacağını düşünüyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Peki. Sayın Başkanım, şimdi tabi
kitlesel konulara ayrı bir önem
veriyoruz yani çok yoğun kesimleri
ilgilendiren konulara. Şimdi bir süre
çok tartışması yapılmıştı haksız
tartışmaları yapılmıştı aslında. Kafa
karışıklığı oluşmuştu baz istasyonları
ile ilgili. Şimdi siz bu konuyu çözdünüz
önemli ölçüde şu anda berraklaşma
sağlandı fakat bu günlerde de yeni
çalışmalar var. Bunların ölçümleri ile
ilgili bir takım yeni çalışmalar var.
Biraz bunlarla ilgili bilgi verir
misiniz bizlere?
DR. TAYFUN ACARER :
Baz istasyonu konusu toplumda çok
tartışılan bir konu. Özellikle bunların
insan sağlığı açısından zararları ile
ilgili iddialar var. Tabii bunların hiç
biri kanıtlanamamış daha. Çünkü burada
İsmail Bey önemli olan frekansın
değeridir, frekansın değeri yükseldiği
zaman ancak belli bir sınırın üzerinde
iyonlaşma etkisi yapar. Bu da gen
yapısını bozarak kansere yol açar. Ama
bu şu anda kullanılan telekomünikasyon
sistemlerindeki frekanslardaki olan bir
olay değil. Yani şu anda bizim
kullandığımız telekomünikasyon
sistemlerinde iyonlaşma etkisi yapacak
frekans değerlerini kullanmıyoruz biz.
Bu beta, gama ışınları dediğimiz iyon
yapısında iyonlaşma yapan, hücre
yapısını bozan frekansların dışında şu
an kullanılan telekomünikasyon
sistemleri. Buna baz istasyonları da
dahil, radyo televizyon vericileri de
dahil, kullanılan evdeki televizyonlar
hatta bilgisayarlar da dahil. Ben
bunların insan sağlığı üzerindeki
etkilerine kişisel olarak da
katılmıyorum. Benim eski çalıştığım
yerde çok kuvvetli bir elektromanyetik
alan vardı. Hatta şöyle söyleyeyim
floresan lamba elinizde yanardı, yani o
kadar yüksek bir elektromanyetik alan
vardı ama ben hiç orada kanser olan
kimse görmedim. Ancak tabi Türkiye’de
yine de bu konu çok hassastır ve
Türkiye’de Telekomünikasyon Kurumunun
tespit etmiş olduğu değerler Avrupa
ülkelerinin pek çoğundan çok daha düşük
seviyededir. Örneğin; Avrupa’da
Almanya’da 41 mili volt bölü metre
civarında bir değer tespit edilirken
Türkiye’de Telekomünikasyon Kurumunca
emniyetli değer olarak 10 mili volt bölü
metre tespit edilmiştir.
Telekomünikasyon Kurumu olarak bu konuda
son derece hassasız. Bunun ötesinde
Türkiye’de GSM işletmecilerinin şu anda
yaklaşık 24 binin üstünde baz
istasyonları Türkiye’nin muhtelif
yerlerine dağılmış vaziyette. Bu baz
istasyonlarının kurulduktan sonra
verilen kat’i sertifikalar konusunda bu
sene çok yoğun bir çalışma başlattık.
Ben burada bütün Kurumdaki arkadaşlarıma
teşekkür ediyorum. Gerçekten çok büyük
bir özveri ile çalışma başlattık ve bu
çalışmaların içine bölge müdür
yardımcıları dahil katıldılar. Fiilen
gidip ölçüm yaparak. Yüzde 5’lerden
Temmuz ayında bizim ölçtüğümüz, kat’i
sertifika verdiğimiz baz istasyonu
sayısı yüzde 5’di. Şu anda yüzde 85 yani
yaklaşık 24 bin baz istasyonunun biz
yüzde 85’ine kat’i sertifika verdik. Bu
5 aylık süreç içinde yani yüzde 80’lik
bir ölçüm yaptık. Umuyorum Şubat ayının
başında bunu yüzde 98’e çıkartacağız.
Yüzde 100 hiçbir zaman olmayacak. Çünkü
sadece İstanbul bölgede yani Marmara
bölgesini kontrol eden merkezimizde
aylık ortalama 300 tane baz istasyonu ya
kuruluyor, ya yer değiştiriyor.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Müthiş bir sirkülasyon var orada. Yüzde
100’de değil ama yüzde 98’lere
ulaşırsanız her halde muhteşem bir rakam
olacak.
DR. TAYFUN ACARER
: Muhteşem bir rakam olacak. Fakat ben
arkadaşlarımdaki o heyecanı gördüğüm
için buna kesinlikle ulaşacağımıza
inanıyorum. Bu arada yalnız 2006 yılı da
bu özellikle biraz evvel Galip
Bey’insöylediği kalitenin artırılması,
kapsama alanının genişletilmesi ile
ilgili çalışmalarda da bir dönüm noktası
olacak. Çünkü biliyorsunuz iki GSM
şirketimizin yönetimi el değiştirdi.
Gerek Telsim’in yeni yönetimi, gerekse
Avea’nın yeni yönetimi ki yaptığımız
görüşmelerde onlardan aldığımız
bilgilerde de kapsama alanlarının
genişletilmesi için hızlı bir yatırıma
girilecek. Benim üç GSM işletmecisinin
yöneticileri ile yaptığım görüşmede
Sayın Genel Müdürlerin vermiş olduğu
bilgiyi ben topladığımda yaklaşık 2006
yılında 1 milyar dolarlık bir alt yapı
yatırımının olacağını görüyorum.
Bu tabii muazzam bir
rakam ve umuyorum kapsama alanı 2006’nın
sonunda bugünkünden çok daha iyi olacak
diye düşünüyorum.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Hemen bununla ilgili efendim yeri
gelmişken daha önceleri de çok
tartışılmıştı ama realize edilememişti.
Şimdi yeni dönemde özellikle bu yeni
teknoloji ile ilgili olarak ortak baz
istasyonu kullanımı vesaire bu konuda
gündeminizde mi sizin?
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi şu anki teknolojide yani ikinci
nesil dediğimiz GSM teknolojisinde
dünyada hiçbir ülkede benim bildiğim
ortak baz istasyonu kullanılmıyor. Yani
böyle bir teknoloji yok. Roamingler var
o da kısıtlı sayıda ama ortak baz
istasyonu yok. Ortak kule olabilir bu
doğru ama santralar da ortak olamaz şu
anki sistemde.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Aslında benim söylemeye çalıştığım ortak
kule kullanımıydı. Çünkü daha tasarruf
yapalım. Çevre anlamında da belki biraz
daha iyimser bir noktaya gidilebilir
şeklinde bir yaklaşım vardı. Böyle bir
belge yeni dönemde olacak mı?
DR. TAYFUN ACARER
: Özellikle
üçüncü nesil lisanslar verilirken
bunlara özellikle dikkat edilecek. Bizim
Sayın Ulaştırma Bakanı’na sunacağımız
raporda bunlar da yer alacak. Bu ortak
kuleler kullanılabilir, roaming’e
zorlanabilirler veya bölgeler seçilerek
neticede mükerrer yatırımların yapılması
engellenebilir ama tabii bu dediğim gibi
siyasi otoritenin vereceği kararlar
olacak.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Evet şimdi Galip Bey tabi kablo TV
konusunda da beklentiler var. Bu konuda
lisanslar verilecek. Nasıl bir takvim
öngörüyorsunuz orada?
GALİP ZEREY :
Şimdi bildiğiniz gibi Kablo TV konusunda
şu an lisans alınabilir. Bu konudaki
bütün düzenlemeler yapıldı. Başvuru
olduğunda lisans alınabilir orada bir
sıkıntımız yok. Şimdi Kablo TV konusu
biliyorsunuz Türk Telekom’un yüzde
55’inin özelleşmesinden önce Türk
Telekom’un kontrolündeydi Kablo TV. Şu
an Türksat’ın kontrolünde ve Kablo TV
altyapısı çok kıymetli bir altyapı. Türk
Telekom alt yapısının şu an için yegane
alternatifi. Yani yeni bir altyapı
kurulmadığı sürece yegane alternatifi ve
çok kıymetli, hızlı İnternet
bağlantılarının yapılabileceği, geniş
bant hizmetlerinin verilebileceği,
telefon hizmetinin verilebileceği bir
alt yapı ve maalesef Kablo TV konusunda
bir takım sıkıntılarımız var şu an için.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Nedir onlar efendim?
GALİP ZEREY :
Kablo TV ile ilgili Türk Telekom’un 6
özel firmayla yaptıkları anlaşmalar var.
Bu anlaşmalar on yıllık sürelidir ve
büyük çoğunluğu 2007 yılında bitiyor.
2007 yılı yaklaştığı için de bu firmalar
belki de haklı olarak yatırım yapmakta
çekingen davranıyorlar. Çünkü 2007 yılı
geldiğinde yaptıkları yatırımların
sonucunda bir belirsiz durum var. Yani
aynı firma devam edecek mi? Başka
firmaya mı geçecek. Böyle belirsiz durum
var ve Sayın Ulaştırma Bakanımızda bu
konuyu hassasiyetle takip ediyor.
Kendisine geniş bir sunum yaptık, bilgi
verdik. Bu alt yapının daha etkin daha
efektif kullanılması nasıl olabilir, ne
yapmamız lazım. Bu konuda çalışmalar
yapıyoruz. Fakat öncelikle Türksat ile
Türksat’ın sorumlu olduğu bir konudur.
Biz burada bir nevi hakem durumundayız.
Gönlümüz istiyor ki Türksat ile özel
firmalar belli bir anlaşma çerçevesinde
bu alt yapının daha etkin kullanımını
sağlayabilseler. Biliyorsunuz
Telekomünikasyon Kurumunun mevzuatında
karşılıklı firmalar kendi rızalarıyla
anlaşma yaparlarsa bizim herhangi bir
müdahalemiz söz konusu değil. Hatta
memnun oluyoruz. Tercihimiz böyle
çünkü. Ama herhangi bir anlaşmazlık
olursa hakem olarak devreye girmemiz söz
konusu. Bazı konular da mahkemelerin
konusu mahkemelere gidiyorlar. Dolayısı
ile alt Kablo TV konusunda 2007 yılından
önce eğer şu anki mevcut 6 firmaydı 5’e
indi ve biliyorsunuz bunların bir kısmı
TMSF’nin kontrolünde.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
2 tanesi galiba.
GALİP ZEREY :
Sanırım 2 tanesi onun kontrolünde. Bir
kısım alt yapı Türksat’ın kendi
kontrolünde dolayısı ile yüzde 60-70’i
zaten devletin kontrolünde şu an Kablo
TV alt yapısının. Bizim beklediğimiz
lisansların alınmasına müteakip lisansı
alan firmalarla yani mevcut altyapı da
hizmet veren ve lisans alan firmalarla
Türksat’ın anlaşması. Anlaşırlarsa
problem yok.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Ama anlaşamıyorlar.
GALİP ZEREY
: Benim bildiğim kadarıyla görüşmeler
devam ediyor. Yani anlaşmalarını
bekliyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Yani bu aslında 2007 yılına bekleme.
GALİP ZEREY :
Zannetmiyorum, beklenmeyecektir. Yani
bizim beklentimiz 2006 yılı içinde bunun
da çözümlenmesi, sonuçlanması. Ayrıca
Kablo TV lisansı alan yeni bir bölge
yani Kablo TV alt yapısı olmayan bir
bölge için lisans alırlarsa orada
problem yok. Oraya gidip alt yapıyı
kurar, çalışmaya başlayabilirler. Orada
herhangi bir sorun, sıkıntı söz konusu
değil.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Sayın Başkanım vergi yükünü biraz önce
konuştuk ama benim aklıma şimdi geldi.
Bugün gazetelerde haber vardı. Bu
aslında depremden sonra konmuştu
iletişim vergisi. Zam geldi, zam yapıldı
şeklinde. Doğru mu efendim bu?
GALİP ZEREY
: Şimdi bu konuda biliyorsunuz bir cep
telefonu yeni abnesi olunduğunda 22 YTL
bir vergi söz konusuydu. Bu vergi
enflasyon oranında artırılmıştır. Yani
olay bu.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Anladım. Ama herhalde bunun kaldırılması
içinde mücadele etmek gerekir. Bu bir
defa için konulmuştu. Ben yer gelmişken
söyleyeyim.
GALİP ZEREY :
Tabii tamamı için teknik arkadaşlarımız
raporlar hazırlıyorlar, gerekçeler
hazırlıyorlar, diğer ülkelerdeki durumu
hazırlıyorlar. Biliyorsunuz bizde vergi
yükü yüzde 60 küsür. Ama bizim en yakın
vergi yükü olan ülke Uganda yüzde 30.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
: Muzaffer Bey bu rakamı söylemişti
galiba.
GALİP ZEREY :
Doğrudur, evet. Aynı bilgiler bizde de
var. Biz özellikle, Sayın Maliye
Bakanımıza bu konularda bilgi vermeyi
bir görev addediyoruz kendimize. Bu
bilgileri hazırlıyoruz kendilerine
sunacağız, Ulaştırma Bakanımıza
sunacağız ama tabi karar siyasi
otoritenin olduğu için bizim karar verme
şansımız yok.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Efendim tekrar bu kayıp ve kaçak cep
telefonu işine dönelim. Çünkü ihbar
merkezi kurdunuz galiba ya da
kuracaktınız. Kuruldu mu şu anda,
faaliyete girdi mi? Örneğin ben cep
telefonumu kaybettim diyelim ya da
çaldırdım. Ne yapmam gerekiyor? Tabii
biz hemen anında operatörümüzü arayıp
önce iptal ettiriyoruz ama ondan sonra
ne yapmamız gerekiyor?
DR. TAYFUN ACARER
: İhbar merkezi işte bu amaçla
kuruluyor. Abonelerden öncelikle biz
ihbar merkezine kendilerine
kaydettirmelerini isteyeceğiz. Bu
Ocak’ın hemen başında başlayacağız buna.
Özellikle buraya SMS ile SMS mesajı
göndererek kendilerini tanıtmalarını
kısa bilgi vermelerini isteyeceğiz. SMS
mesajı çok önemli bizim için. Bildiğiniz
gibi mesaj geldiği zaman hem sim kart
numarası geliyor hem de makinenin IMEI
numarası geliyor. Yani o makinelerin
üzerindeki sim kartın bilgisi otomatik
geliyor. Bunun değiştirilmesi farklı bir
şekilde gönderilmesi mümkün değil. Bu
şekilde kayıt yapıldıktan sonra demin
dediğiniz gibi bir makinenizi
kaybettiğinizde veya çaldırdığınızda bu
merkezi arayarak kendinizi
tanıtıyorsunuz ve makinenizi bloke
ettirebiliyorsunuz veya diyebilirsiniz
ki hayır bunun emniyete bildirin
takibini yapın makinemi çalanı bulun. Bu
da mümkün. Ama tabi o sırada bir takım
görüşmeler olacaktır. Eğer tabi makineyi
çalan tespit edilebilirse sorun yok ama
tespit edilemezse o kötü. O zaman o
kullanım dönüp kullanıcıya
yansıyacaktır. O nedenle bu ihbar
merkezine çok önem veriyoruz. 2005 yılı
hakikaten çok yoğun bir yıl. 2006 yılı
belki ondan daha yoğun olacak. Gerçekten
Telekomünikasyon Kurumunun çalışanları
çok büyük bir özveriyle çalışıyorlar.
Ben buraya gelirken orada bir çok
arkadaşım hala çalışıyordu. Özellikle
ihbar merkezi faaliyete geçtikten sonra
bu tür ihbarlar 24 saat alınacak. O
şekilde sistem kuruluyor ve anında siz
hemen telefonunuzu bloke
ettirebileceksiniz kayıp olduğunda veya
çaldırdığınızda.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Evet. Galip Bey yeni yıla girmek
üzereyiz. 2006’da aslında konuştuğumuz
bütün önemli konuların 2006 yılı
içerisinde de çözüme doğru ilerlediğini
herhalde göreceğiz. Ben de onları özenle
not aldım takip edeceğiz. Tabi bir
gazeteci olarak toplumu bilgilendirme
anlamında önemli. Şimdi sizden ben 2006
yılının bir fotoğrafını rica edebilir
miyim? Sektörü nasıl göreceğiz yıl
sonunda. Yılın sonuna geldiğimiz anda
buradan örneğin GSM abone sayısı kaça
çıkar. Bunun gibi projeksiyonunuzu
bizimle paylaşır mısınız?
GALİP ZEREY
: Şimdi biz son zamanlarda özellikle
Türk Telekom yeni yönetiminden ve Telsim
yeni yönetimiyle görüşmeler yaptık. Tabi
bizde bu yeni firmaları sıkı bir şekilde
takip ediyoruz ne yapacaklar, planları
nelerdir, yatırım planları nelerdir,
neler düşünüyorlar. Ben memnuniyetle
öğrendim ki her iki yeni operatör de
büyük çapta, yani milyar dolar
mertebesinde yatırım yapmayı
planlıyorlar. Bunun anlamı mevcut
altyapının hızla yenileştirilmesi, baz
istasyonu sayısının dolayısı ile kapsama
alanının daha iyi hale gelmesi ve
özellikle katma değerli yeni hizmetlerin
şu an olmayan ama Avrupalıların,
Amerikalıların Uzak Doğu’da ki ülkelerin
kullandığı katma değerliliğe bizim
halkımızın hayatını kolaylaştıracak bir
çok hizmetin kullanıma sunulması demek.
Bunları bekliyoruz yeni yılda. Az önce
de sözünü ettiğimiz gibi üçüncü nesil
veya yeni nesil çünkü üçüncü nesil de
eskidi artık üç buçuk veya dördüncü
nesil hatta beşinci nesile doğru
çalışmalar var. Bunları da yakından
takip ediyoruz. Bizim şöyle bir
çalışmamız var. Yurtdışındaki
seyahatlerimizde incelemelerimizde
gördük ki biz çok şanslıyız çünkü en son
teknoloji ile başlayacağız. Oradaki
üçüncü nesiller kurulmuş kullanıma
başlamış biz üç buçuktan belki
başlayacağız. “HSAPA” dediğimiz yeni
teknoloji ile başlayacağız veyahut da
belki biraz daha üstünden başlayacağız.
Wimax’da onlardan bir tanesi. Dolayısı
ile 2006 yılında yeni nesil ve wimax
çalışmalarının büyük çapta
ilerleyeceğini tahmin ediyoruz. Bunun
yanında yeni bir kavram olarak “MVNO”
dediğimiz mobil sanal network operatör
lisanslarını vermeyi planlıyoruz.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
2006’da.
GALİP ZEREY :
Evet. Bu konuda çalışmalarımız son
aşamaya geldi. Bununla ilgili yurt
dışındaki incelemelerimizde bu
lisansları veren ülkelerdeki lisanların
veriliş şeklini, şartlarını fiyatlarını,
sayısını inceledik. Bunun tabi
Türkiye’ye belli oranda adapte etmek
durumundayız. Türkiye’nin bazı şartları
çok farklılıklar gösterebiliyor. Bu
mobil sanal network operatör lisansında
mevcut operatörlerin belli trafiğini
özellikle marka olan kuruluşlar
kiralıyorlar, toptan kiralıyorlar ve
kendileri de bir takım hizmetleri ilave
ederek bunları kendi üyelerine veyahut
da o markayı tanıyan kişilere perakende
olarak satıyorlar. Mantık bu.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Anladım efendim. Evet Sayın Başkan
programımızın sonuna geldik. Ama sizden
de kısa bir yeni yıl mesajı alalım.
Çünkü sektörün beklentileri yüksek
gerçekten. Onunla da kapatalım.
DR. TAYFUN ACARER
: Biraz önce bir ifade kullandınız biz
de bunları takip ediyoruz diye. Tabi ben
tüm medyanın aynı hassasiyetle konuyu
takip ettiğine inanıyorum. Medya çok
önemli çünkü. Halkın doğru
bilgilendirilmesi açısından çok önemli.
Biz gerçekten değişik kuruluşlarla,
değişik paneller şeklinde örneğin
telekom dünyasından ar-ge konusunda
çalışma yaptık şimdi vergi ile
çalışmalar yaparak bunu geniş kitlelere
anlatmak, kendimiz de öğrenmek, bu arada
da ortak bir veri tabanıyla bu konudaki
edinilen sonuçları siyasi otoriteye
aktarmamız gerekiyor. 2006’da yükümüz
çok fazla gerçekten. Çünkü
telekomünikasyon sektörü inanılmaz bir
gelişme içinde. Sayın Başkan’ın biraz
önce söylediği gibi şimdi üçüncü nesil
konuşulurken beşinci nesilin teknik
altyapısı hazırlanmaya başlıyor yani
dördüncü nesil de geçildi beşinci
nesilin alt yapısı hazırlanmaya
çalışılıyor. Belki bu 5-6 sene sonra
gelecek ama bu geçiş süreci çok hızlı
olacak. İsmail Bey GSM Türkiye’ye 11
sene önce girdi. 1994 yılında. GSM’nin
süreci yani ikinci nesil diye
tanımladığımız bu süreç üçüncü nesil ile
beraber tamamlanacak. Yani bir yaklaşık
13-14 senelik bir süreç. Ama üçüncü
nesilin süreci 14 sene sürmeyecek. Belki
10 sene sürecek veya daha kısa sürecek.
Beşinci nesil daha da kısa sürecek.
Telekomünikasyon sektörü gerçekten büyük
bir hızla gelişiyor ancak
telekomünikasyon kurumundaki
arkadaşlarımız gerçekten çok nitelikli
ve çok özveriyle çalışıyor. Buna ayak
uyduracağız diye düşünüyorum.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA :
Efendim çok teşekkür ediyorum. Ben de
sizlere programımıza katıldığınız için
gerçekten çok teşekkürler ve 2006
yılındaki çalışmalarınız içinde
başarılar dilerim. Çok teşekkür ederim.
Evet Sevgili Seyirciler SKY TURK’de
meclis kulisinde bu hafta bir bir bakan
konuğumu yada bir siyasi parti lideri
konuğumu görmediniz ama meclis kulisinde
meclis’teki düzenlemelerin halka geniş
kitlelere yansıması anlamında çok önemli
bir konuyu sadece ekonomiyi değil
yarattığı alt yapı ve sinerji ile
aslında bilgi toplumuna doğru
ilerlememizi ve demokratik kültüre olan
yaklaşımımızı da sağlayan
telekomünikasyon sektörünün sorunlarını
görüştük. Bir başka programda görüşmek
üzere efendim. İyi Akşamlar dilerim.
(*)
Konuşma metni yazı diline çevrilirken,
tekrarların, konuşma diline ait
sözcüklerin çıkarılması gibi düzeltmeler
yapılmıştır.
|