Ropörtaj

Site Haritası | Ücretsiz Üyelik | Site İçi Arama | Erişim | E-Posta | ANA SAYFA
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

English 

 
 

 

 

   
 

14.12.2005

 TGRT - EKONOMİ KULİSİ (*)

Ziya Osman Açıkel : Değerli izleyenler, İstanbul’dan hayırlı akşamlar, mutlu geceler diliyorum. Yeni bir “Ekonomi Kulisi” programıyla TGRT Haber TV canlı yayın stüdyolarından sizlere tekrar iyi akşamlar diliyorum efendim.

Muhterem izleyenler, biliyorsunuz Türkiyemiz 1994 yılların sonunda cep telefonlarıyla tanıştı, sektör çok hızla gelişti ve aradan geçen 11 yıl sonrasında 2005 yılı biterken cep telefonu sektöründe muazzam bir gelişme oldu. Özellikle de sevgili izleyenler, 12 Temmuz 2005 tarihinden itibaren çıkan bir kanunla beraber kayıt dışı cep telefonlarının kayıt altına alınması konusu tüm Türkiye’yi sarsmaya başladı. Aslında bazı insanlar bunlardan rahatsız ama, bence bu işi başaran Telekomünikasyon Kurumunu kutlamak lazım, çünkü Türkiye’nin hayrına olan bir iş yaptılar.

Değerli izleyenler, bu hafta iki büyük olay var ülkemizde. Bir tanesi, Telsim İhalesiydi. Bir tanesi de, bu akşam saatlerinde bitmesini beklediğimiz ve bitecek olan cep telefonlarının kayıt dışı olup olmadığına dair e-mail numaralarıyla beraber vatandaşların yapması gereken çalışmaydı. Biz de, bu haftaki programımızı gerçekten kamu oyunda pek ismi bilinmeyen, pek ortaya çıkmayan, ama son derece net çalışmalarıyla sessiz sedasız bir kurum pozisyonunda olan Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Sayın Doktor Tayfun Acarer’i canlı yayın konuğu olarak ağırlıyoruz.

Tayfun Bey, hoşgeldiniz.

Dr. Tayfun Acarer : Hoşbulduk Ziya Bey, teşekkür ederim. Ayrıca, böyle seviyeli bir programda bulunduğum için de mutluluk duyuyorum, onu da belirtmek isterim.

Ziya Osman Açıkel    : Çok sağolun efendim. Sayın Başkanım, böyle bir giriş yaptım. Şimdi herkes konuşur, her ağızdan bir laf çıkar, ama bu işin mimarı da sizsiniz, bu işin başındaki olan insan da sizsiniz, o yüzden diyeceğiniz açıklamalar bu akşam yayınımızı izleyen milyonlarca insan tarafından dikkate alınacak.

Efendim, sizden aldığımız bilgiler sonucunda gördük ki, Türkiyemizde Telsim, Türkcell ve Avea hattı aboneleri olan insanların sayısı, abone sayısı 43 milyon civarında. 43 milyon abone var, buna karşılık kullanılan cep telefonu sayısı 35-36 milyon arasında. 36 milyonluk cep telefonunun efendim, 20 milyon tanesinin, yaklaşık olarak 20 milyon tanesinin kayıt dışı olduğuna dair sizin ortaya çıkardığınız rakamlar var. Şimdi efendim, 5 Aralık tarihiyle 13 Aralık tarihi arasında 12 Temmuz 2005’ten önce cep telefonu satın alan vatandaşları kapsayan bir konu yok, onlar rahat olsunlar. Doğrudur değil mi efendim?

Dr. Tayfun Acarer : Evet. İsterseniz rakamlarla olayı ortaya koyarsak daha somut olarak olaylar anlaşılır diye düşünüyorum. Malumuzun 1994 yılının sonlarına doğru GSM ilk kez Türkiye’de kullanılmaya başlandı ve uzunca bir zaman çok düşük bir trend izledi, çok ciddi sayıda abonesi olmadı. GSM, abone sayısında dikkat ederseniz son birkaç yıldır ciddi artışlar var, onun dışında rakam oldukça cüzi kaldı. Şöyle rakam verebiliriz. 94 yılından beri Türkiye’de kullanılan GSM makinelerinin sayısı yaklaşık 80 milyon. Şu anda biraz evvel söylediğiniz gibi GSM abone sayısı 43 milyon ve kullanılan makine ise yaklaşık 35-36 milyon. Şu anda 20 milyon sorunlu makine var ama, bu makinelerin bir kısmı halen kullanılmıyor. O yüzden kullanıcılara bazen mesaj geliyor. Kullanıcı haklı olarak diyor ki, benim makinem kesinlikle faturalı, niye bana mesaj geldi. Şimdi burada şuna özellikle dikkat etmelerini tavsiye ediyorum. Gelen mesajdaki e-mail ya da seri numarası, öyle diyelim, daha kolay anlaşılır, 15 karakterli, biraz evvel söylediniz, “yıldız, kare 06 kareden” tespit edilen seri numarası o an kullandığı makineye ilişkindir, ama gelen mesajın içindeki seri numarası muhtemelen o an kullandığı makineye ait değildir. O nedenle abonelerin bu konuda telaşlanmamaları gerekir. Biraz önce, güzel bir noktaya temas ettiniz, 13 Temmuz öncesi yasalarda bir boşluk vardı ve o boşluk bir şekilde kayıt dışıyla ve özellikle de klonlanmış  makinalar ile dolduruldu. Bu arada isterseniz klonlamanın da bir tanımını yapalım. Klonlama, bir telefon makinasının numarası başka yüzlerce, binlerce, on binlerce makinaye kopyalanması demek. Bir numaranın kopyalanması veya anlamsız bir numara verilmesi. Hem klonlanmış, hem kayıt dışı olan makine sayısı 20 milyon civarında idi. 13 Temmuz kayıtlarına göre bu. 13 Temmuz’dan önceki bu makinaler için getirilen Meclisimizin ortak konsensüsüyle çıkmış bu yasaya göre 13 Temmuz’dan evvel bu tür makineler için bir çözüm getiriliyor ve bundan sonra ne klonlama, ne kayıt dışı yapmayın diyor; yasanın özü bu. Yasada iki temel amaç var, bunlardan bir tanesi, olayın sosyal boyutu, diğeri de ekonomik tarafı.

Sosyal boyutu, malumunuz 13 Temmuz’dan önce artık insanlar gündüz saatlerinde bile yanlarında cep telefonu taşıyamıyorlardı korkudan.

Ziya Osman Açıkel : Evet efendim, kapkaç olayları, bunlara bağlı ölümler, yaralanmalar var, bunlarla ilgili bir araştırma yaptık. 12 Temmuz 2005 tarihinden sonraki ölümlü yaralamalı ve olay sayısında azalma varmış, çok ilginç. 

Dr. Tayfun Acarer : Hem de çok büyük oranda, yani yüzde 80’lerin üstünde. 12 Temmuz’dan evvelki Emniyet kayıtlarına yansıyan rakamları vermek isterim; 32 binin üstünde gasp olayı olmuş, 617 tane yaralanma olayı var, 7 tane ölüm olayı var. Şimdi çok şükür 13 Temmuzdan sonra hiç ölüm olayı olmadı, yaralanma olayları çok münferit, gasp olaylarında da çok büyük düşüş var. 32 bin sayısı aslında bana göre gerçek sayı da değil, çünkü birçok gaspa uğrayan kişi bildirmedi bunu Emniyete.

Ziya Osman Açıkel    : Doğru. Şimdi efendim, siz özetle bu çerçeveyi çizdiniz, şimdi buradaki amaç gerçekleştiği an, bir tabir var, Anadolu lafı, “kardeşim, bizim telefon 13 Aralık’tan sonra çöp yolcusu, çöpe mi gidecek.” şimdi aynen bu laf efendim. Yaklaşık olarak bazı gazetelere göre 2 milyon, bazı gazetelere göre 1 milyon telefonun çöpe gideceği, çöpe atılacağı, atılmak zorunda kalınacağı, hiçbir işe yaramayacağına dair iddiaları var. Bunlar bizim programımızın iddiaları değil, oradan buradan duyduklarımız. Lütfen bu konuda kamuoyunu aydınlatır mısınız efendim? Telefonun çöpe atılması olayı olacak mı, çöpe atılması ne demektir?

Dr. Tayfun Acarer : Şimdi 13 Temmuz'dan önce yasada getirilen düzenlemeyle çok güzel bir çözüm getiriliyor ve bunların 5 YTL karşılığında, o da faturası yoksa 5 YTL karşılığında kayıt altına alınması hedefleniyor. Eğer faturanız varsa o 5 YTL’yi de ödemiyorsunuz. Bu konuda kanun çıktıktan sonra hem teknik alt yapının hazırlanması, hem de bu mevzuatın işlerliği konusunda ilgili tüm kuruluşlarla bunların başında GSM operatörleri geliyor, bazı tüketici dernekleri geliyor, bazı bu cihazları satan kuruluşlar geliyor, bunlarla defalarca toplantılar yapıldı ve özellikle bu mesaj gönderme şeklinde, mesajın içeriği konusunda GSM operatörleriyle bir ortak konsensüs sağlandı. O da şu: Dedik ki, burada mühim olan bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Şimdi burada hedeflenen ne? Buradaki makineleri bloke ettiğimiz zaman bu makineler ne olacak? Çöpe gidecek, yani neticede yurt dışından neredeyse tamamı, maalesef neredeyse tamamı diyorum, çünkü Türkiye’de bu makineler üretilmiyor, son dönemde iki firmamız bu konuda girişimde bulundu, inşallah onlar başarılı olur diye ümit ediyoruz. Bu makinelerin tamamı yurt dışından gelmiş olsa bile neticede milli ekonomiye kazandırılmış bir servet durumunda. Burada amaç en asgari düzeyde makineyi bloke edebilmek. O nedenle de çok değişik formüller üretildi.

20 milyon sorunlu makinaden bahsediyoruz. Belki bu makinelerin şu anda 15-16 milyonu kullanılıyor, 3-4 milyonu zaten kullanılmıyor, buraya kadar tamam. Şimdi bizim burada 15-16 milyon adet dahi olsa veya toplam 20 milyon SMS gitti, bu kadar abonenin abone merkezlerinin önüne yığıldığını düşünün. Türkiye’de ekonomi felç olur. Burada kanun koyucu, Meclisimiz bu konuda da bir zorlama yapmadı, çok güzel bir şey, bizim de GSM operatörleriyle özellikle, onlara da teşekkür ediyorum. GSM operatörlerinin başta Genel Müdürleri olmak üzere hepsi son derece anlayışlı bir işbirliği içinde değişik formüller getirdi. Hatta o formüller kanunda emredilen hükümlerin de abonenin lehine yorumlayacak şekilde formüller getirildi. Dikkat ederseniz gelen mesajlara, diyor ki mesela, “sizin telefonunuz kayıt dışıdır, fakat kuruluşumuz bu 5 YTL’yi üstlenmiştir”.

Ziya Osman Açıkel : Kimi de hediye puandan.

Dr. Tayfun Acarer : Hediye puandan ben bunu yapacağım diyor, karşılayacağım diyor. Benim hediye puanlarım var diyor, ben onu orada kullandırırım, bir tanesi çip puanım var diyor, oradan kullandıracağım diyor. Yani, dikkat ederseniz uygulamanın tam şekli tamamen kullanıcının lehine. Bugün abone merkezlerinde kuyruklar var, kuyruklardan şikayet ediliyor. Bir kere orada kuyruğa girenlerin birçoğu zaten beyaz listede olan, hiçbir sorunu olmayan, sırf merak ettiği için oraya giren kişiler. Bazıları da mesela bu konuda GSM operatörlerinden bir tanesi istatistik yaptırmış, bu aboneler niye gitti buraya diye; yüzde 68’i ben diyor, mesaja yanlışlıkla hayır bastım, o yüzden abone merkezine gittim. Yüzde 20 civarında diyor ki, ben zaten farklı GSM operatöründeydim, bana yanlışlıkla mesaj geldi, onu düzeltmek için gittim diyor. 20 milyon abonenin kaydının otomatik yapılması yönünde bir politika izledik ve büyük ölçüde de bu başarılı oluyor.

Ziya Osman Açıkel : Peki efendim, vatandaşın cep telefonuna hiçbir şekilde mesaj gelmezse?..

Dr. Tayfun Acarer : Zaten o beyaz listededir, onun için hiçbir sorun yok demektir. Yani, uygulanan yöntem, güzel bir yöntem ve sizin de söylediğiniz gibi rakam çok büyük, yani 20 tane makineden bahsetmiyorum, 20 milyon makineden bahsediyoruz.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkan, Sayın Acarer, peki efendim, şöyle bir durum daha var: Kaçak telefon satan, kaçak telefon kelimesini kullanayım, kayıt dışı demeyeyim, kaçak telefon satan insanlarla yapılan haber çalışmalarında kullandıkları ifadeler aynen şöyle: Bu böyle gitti, böyle devam eder, hiçbir şey olmaz, vatandaş yine 50 YTL, 100 YTL ucuz diye bu işlemlerden sonra yine kaçak telefon almaya devam eder diye iddialar var.

Bir başka gelişme de, bazı tüketici hakları derneği sizin Kurumunuzu mahkemeye vermek istiyormuş, sizler vatandaşın cep telefonuna sahip çıkamadınız, haklarını koruyamadınız diye; ben bunu anlayamadım. Şimdi vatandaşın Ankara Maltepe Pazarından almış olduğu kaçak cep telefonuna siz ne yapabilirsiniz anlayamadım ben.

Dr. Tayfun Acarer : Şimdi çok güzel bir konuya değindiniz, teşekkür ederim Ziya Bey. Öncelikle şunu açıklamak isterim: Telekomünikasyon Kurumu diğer kamu kuruluşları ve diğer üst kurullar gibi yürütme organıdır. Yasama organının aldığı veya yargının karar verdiği konularda yürütme yapar. Sadece o yasama organının vermiş olduğu kararlarda inisiyatifine bırakılan konularda yorumlar yaparak bunu da tüketicinin lehine kullanır, yapılan şey budur. Bu konuda çok ciddi bir sosyal olay vardı, kayıt dışı ekonomi vardı. Bakın, 20 milyon kayıt dışından bahsediyoruz kaçak ve klonlanmış, neyse. Çok basit bir hesap, 250 dolar olarak bu makinelerin ortalama bedelini düşünün, yani 1 milyara da makine var, 150 milyona da makine var. 250 dolar çarpı 20 milyon 5 milyar dolarlık bir kayıt dışı ekonomiden bahsediyoruz. Ve bu rakam giderek büyüyecek, çünkü kayıtlı ve kayıtsız ya da kaçak ya da normal makinelerin arasındaki neredeyse yüzde 50’lere varan, belki daha bile fazla. Fiyat farkı, kayıt dışı ekonominin ister istemez bu konuda artmasına yol açıyor. Yani, 5 milyar dolarlık bir kayıt dışı yatırımdan bahsediyoruz, 20 milyon telefonun karşılığı o.

Ziya Osman Açıkel : Şimdi bu yaklaşımınız çok doğru, benim anlayamadığım nokta şu: Biz yapmış olduğumuz tüm programlarda tüketiciyi koruduk, onların bilinçlenmesi için çalıştık, ama tüketici hakları derneklerini de hep destekledik, bunlar da iyi güzel şeyler. Ama bu seferki çalışmalarını ben anlayamıyorum. Diyor ki, Telekomünikasyon Kurumu vatandaşın hakkını koruyamadı. Kardeşim, İstanbul’dun Karaköy’ünde, Ankara’nın Maltepesi’nde, İzmir’in Kemeraltı’nda tezgahta satılan cep telefonunu vatandaş kaçak olarak biliyor ve ucuz diye alıyorsa, buna sizin kurum ne yapar, beni bunu anlayamıyorum.

Tüketici hakları derneklerinden bazılarını aradım sordum, biz mahkemeye verdik bir kere diyorlar.  Ben bu işi anlayamadım efendim.

Dr. Tayfun Acarer : Tabii Türkiye demokratik bir ülke, herkesin kararına saygı duyuyoruz. Ancak Telekomünikasyon Kurumu, yani bu ithalatın birinci derece sorumlusu değil. Kaçak yoldan Türkiye’ye mal getiriliyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bununla mücadele ediyor. Bir de ben şunu belirtmek istiyorum; tüketici hakları tabii muhakkak korunması lazım. Peki bana söyler misiniz, ölen 7 kişinin hayat bedeli ne kadardır? Bu kanun çıktıktan sonra, gerçekten Meclisimizin çıkarttığı çok güzel bir kanun. Bu kanun çıktıktan sonra hiçbir ölüm olayı yaşanmadı. Bu 617 tane dediğim yaralanma, o da Emniyete intikal eden olayların çoğu, yüzde 85-90 oranında azaldı. Kayıt dışı olarak ekonomiye giren makine sayısında çok büyük oranda azalma var.

Ziya Osman Açıkel : Peki, efendim, bu 5 YTL karşılığında kayıt dışı operasyonu yapıyorsunuz ya, devletin bundan geliri ne? Bu 5 YTL kime kalıyor efendim.

Dr. Tayfun Acarer : 5 YTL’nin bir kısmı GSM operatörlerine kalıyor.

Ziya Osman Açıkel : Şimdi bir hesap yapalım, siz hesap adamısınız, teknik insansınız; 10 milyon telefondan 5 YT alınsa rakamı söylemeye güç yetmiyor artık.

Dr. Tayfun Acarer: 50 trilyon yapar. Şimdi 50 trilyon ya da 50 milyon YTL, ama tabii bunun tamamı devletin değil artı burada devlet bununla ilgili sistem kuruyor şu anda, çok büyük bir sistem. Şimdi, kanunun uygulanması burada bitmeyecek, 13 Aralık’ta bitmeyecek, bundan sonra aynı etkin şekilde mücadele edilecek. Yani, devletle bir kere inatlaşma olmaz, devlet mutlaka halkının iyiliğini düşünüyor. 13 Aralık’tan sonra denetimler, özellikle satıcılar üzerindeki denetimler daha da artacak. Yani, şu anda bir geçiş süreci yaşanıyor, ama dikkat edin, 13 Aralık’ta bu konuda satıcılar üzerinde denetimlerin yapıldığını göreceksiniz. Ben o nedenle bu konuda devletle inatlaşılmasını doğru bulmuyorum, çünkü devlet mutlaka her zaman halkın yanında olmuştur, halkı korumuştur.

Ziya Osman Açıkel : Şimdi efendim, çok konu var, dediğim gibi siz teknik bir insansınız, size spekülasyonlu sorular soramayız, bize de yakışmaz, siz de zaten cevap vermezsiniz, sizin alan değil.

Dr. Tayfun Acarer : Teşekkür ederim.

Ziya Osman Açıkel : Şöyle bakıyorum sorularıma, bir tanesi telefonların dinlenmesi konusu, hassas bir konu, onu soracağım size.

Bir tanesi, baz istasyonları sağlığımıza aykırı mıdır, değil midir, onu soracağım.

Bir tanesi, üçüncü nesil denilen görüntülü telefonlar konusu, ki Avrupa’da bizden fazla görüntülü telefon olan ülke yokmuş, en fazla bizdeymiş, buna rağmen insanlarımızın bu kadar lüks telefon almasını neye bağlıyorsunuz, bunu soracağım size.

Bir diğer konu efendim, toplum daha tam olarak algılayamadı, ama muazzam bir gelişme, elektronik imza olayı.

Bir diğer sorumuz efendim, numara taşınabilirliği konusu var, bunu da insanlarımız tam olarak algılayamadılar. Bunların hepsine gireceğiz. Şimdi efendim, gelin şu telefonun dinlenmesi olayına bir bakalım.

Dr. Tayfun Acarer : Ben kayıt dışı telefonlarla ilgili, son bir mesajı da vermek istiyorum ondan sonra da isterseniz sorularınıza teker teker geçelim. 13 Aralıktan sonra bloke edilecek telefonlar, bu telefonların sayısının birkaç yüz bini aşacağını zannetmiyorum, yani 20 milyonda birkaç yüz bini geçmez bana göre. Çünkü, çok güzel çalışma yapıldı Telekomünikasyon Kurumuyla GSM operatörleri arasında, çok güzel formüller bulundu. Büyük ölçüde sorunlar çözüldü. Burada özellikle belirtmek istediğim diğer bir husus da, burada bloke edilecek telefon sayısı birkaç yüz bin. Ama burada dikkat edin, abonenin sim kartı bloke edilmiyor, abonenin normal numarası devam ediyor, onda bir sorun yok makina bloke edilecek. En kötü ihtimal, abone oradan sim kartını çıkartıp başka makinede kullanabilir, onda bir sorun yok. Yani, abonenin aboneliliği gidiyor veya yıllardır kullandığı telefon numarası iptal ediliyor gibi bir şey yok. Ve dediğim gibi o sayıda muhtemelen çok az bir sayı olacaktır, yani milyonları konuşmayacağız diye düşünüyorum.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkanım, bir tüketici derneğinin ifadesi aynen şu, diyor ki oranın yöneticisi: “Telefonları kitlenen, telefonları bloke edilen vatandaş gidecek, bu telefonu almış olduğu bayi ile satıcıyla kavga edecek, bu konudan dolayı ölümler, yaralanmalar, olaylar çıkacak, bunun sorumlusu Telekomünikasyon Kurumudur”, yani bu kadar da absürd bir yaklaşım olamaz diyorum.

Dr. Tayfun Acarer : Ben yorum getirmiyorum.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkanım, telefonlar konusuna gelelim. Bu arada sevgili izleyenler, bir konu daha benim tarafından öğrenilmiş oldu, sizlerle de bunu paylaşmak isterim. Türkiye’deki televizyonları kapatan kurum sadece RTÜK, yani Radyo Televizyon Üst Kurumu değilmiş, Telekomünikasyon Kurumunun da televizyonları kapatma yetkisi varmış, biraz sonra bu konuyu da konuşacağız.

Sayın Başkanım, gelelim telefonlara. Telefonların dinlenmesiyle ilgili olarak her zaman gazetelerde yazılar çıkar, televizyonlarda haberler izleriz, devletimizin bazı birimleri telefonları dinlerler-dinlemezler, her neyse; şimdi efendim, sizin bu konuda bir çalışmanız var. Öncelikle bir sorum var, arkasından diğerine geçeceğim.

İlk sorum şu efendim: Mahkeme kararı olmadan telefonlar dinleniyorsa, sizin kurum olarak buradaki konumuz nedir?

İkinci sorum da efendim; bir kanun çalışması var veya yürürlükteki kanun var, bu kanunla beraber siz kurum olarak telefonların dinlenmesini sizden izin almadan yapacak kurumlara karşı hangi yaptırımları gerçekleştirebilirsiniz?

Dr. Tayfun Acarer : Şöyle söyleyeyim: Tabii bizim bir düzenlememiz değil, yine Yüce Meclisimizin almış olduğu bir karardır 5397 Sayılı Kanundur bu. O kanunla ilgili de bu konuda, dinlemeler konusunda bir düzenleme getirilmiştir ve bu düzenleme de özellikle Avrupa müktesebatına tamamen paralel, uyumlu bir düzenlemedir; öncelikle onu açıklamak isterim, yani Telekomünikasyon Kurumunun bir yönetmeliği, mevzuatı falan değil bu. Dinlemelerin mutlaka bir gerekçesi vardır, özellikle ülke güvenliği açısından risk teşkil eden hususlar vardır. Burada amaç, bu işin tamamen hukuksal mevzuata uygun bir şekilde yapılması ve hukuksal kararlar doğrultusunda, hakimin almış olduğu karar doğrultusunda dinlemenin yapılması. Burada tabii bir ince husus var, bazı olaylarda hakim kararı beklenilmeyecek kadar acildir, örneğin bir sabotajla ilgili bir ihbar alınmıştır, hakim kararı beklenilmeyecek kadar acildir.

Ziya Osman Açıkel : Bir istihbarat vardır, hakim kararı beklenilmeyecek kadar acildir diyorsunuz.

Dr. Tayfun Acarer : Doğru. O zaman işte yine kanunda bu tanımlanmış. Bu gerekçeler İletişim Başkanlığına iletilir, İletişim Başkanlığı tarafından onaylandıktan sonra da bu dinleme yapılabilir. Ancak hani daha sonra hakim kararı alınamadı, yani 24 saat içinde hakim kararı olmadı, bu takdirde o dinlemeyle ilgili tüm belgeler, bilgiler İletişim Başkanlığınca imha edilir ve bununla ilgili de tutanak tutulur; yani olayın özü bu.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkanım, gelelim televizyonların kapatılması konusuna. Dün gece saat 2:30’a kadar çalıştım, çünkü siz çok teknik bir Kurumun Başkanısınız ve zaten sizin geçmişinize baktığımız zaman teknik bir insansınız. Çalışırken gördüm ki bir cümle arasında RTÜK’ten başka Telekomünikasyon Kurumu da televizyonları kapatma yetkisine sahip olduğunu gördük. Şimdi, burada bir baskın olma konusu geçiyor. Baskın olma konusu nedir efendim? Yani, siz kurum olarak bir televizyonu neden, ne hakla, neden ve niçin kapatırsınız? 

Dr. Tayfun Acarer : Ziya Bey, teşekkür ederim, çok güzel konulara değiniyorsunuz, çünkü bu kamuoyunda genelde karıştırılıyor. Şimdi bizim yayınların içeriği konusunda herhangi bir yetkimiz yok.

Ziya Osman Açıkel : Yayınlara karışmıyorsunuz.

Dr. Tayfun Acarer : Yayınlara karışmıyoruz, o tamamen RTÜK’ün inisiyatifindedir, onun görev sorumlulukları içindedir. Bizim gerek radyo ve gerekse televizyonlarla ilgili tek baktığımız nokta, radyo ve televizyonların kullanmış olduğu frekansların başka kullanıcıları veya başka bir sistemleri enterfere dediğimiz Türkçesi karıştırma olaylarıdır. Bu bazen radyoyu karıştırabilir, televizyon televizyonları karıştırabilir, sizin televizyonunuz başkasını karıştırabilir veya başka televizyon sizin yayınlarınızı karıştırabilir. Tabii burada bütün bu Telekomünikasyon sektörünün düzenleyici kuruluşu olması itibariyle Telekomünikasyon Kurumu buna müdahale eder. Bu karıştırma neden meydana gelebilir? Çok büyük bir ihtimalle, çok büyük bir oranda bu verici olarak tanımladığımız cihazların zaman içinde değer değiştirmesi, arızalanmasından meydana gelebilir, yani üretmiş olduğu frekansın dışında frekanslar da üretmeye başlar, o frekanslar da yan kanallardaki ya da harmonikleri yan kanallardaki diğer yayın yapan kuruluşları etkiler.

Ziya Osman Açıkel : Peki efendim, aklıma hemen şöyle bir şey geldi: Ben Tokat Niksar Başçiftlikliyim. Benim bölgemdeki herhangi bir televizyon kanalının vericisini düşünelim. O vericiden benim bölgemdeki insanlar rahat izlerken, bir anda karlanma puslanma oluyor, parazitlenme oluyor, muhtemelen dediğiniz olay, başka bir kanalın bu kanala bir yerde tecavüz mantığı mı çıkıyor efendim?

Dr. Tayfun Acarer : Ya o an vericide bir problem yaşanıyor içinde veya başka verici ona müdahale ediyor.

Ziya Osman Açıkel : Bu müdahale ettiğini varsaysak ve bu süreklilik arz ediyorsa, o bölgede yaşayan insanlar Kurumunuza Sayın Kurum Başkanlığına diye bölgemizdeki televizyon kanalı sık sık devreden çıkmakta, izlenememekte şeklinde bir dilekçe verirlerse bununla ilgili çalışmalar başlatır mısınız?

Dr. Tayfun Acarer : Tabii, doğrudan zaten bizim görev sorumluluğumuza giriyor. Burada bir husus daha belirteyim; yani buradaki sadece yayının bozulması değil bazen çok daha ciddi olaylar da olabiliyor.

Ziya Osman Açıkel : Mesela efendim?

Dr. Tayfun Acarer : Mesela bu uçakların haberleşmesi, onlar da neticede telsiz kullanıyorlar ve yapılan bir yayın, ki genellikle radyo yayınlarından bir kısmı uçakların yerle yapmış olduğu haberleşmeyi de enterfere edebiliyor, yani çok tehlikeli. Düşünün, yani tam inişe geçtiği sırada bir uçağın bağlantısının bozulması, kopması ve bunun getireceği risk, çok önemli bir şey.

Ziya Osman Açıkel : Hiç televizyon kanalı kapattınız mı?

Dr. Tayfun Acarer : Evet, isim vermeyeceğim yalnız, evet. 

Ziya Osman Açıkel : Bu olaylar oldu yani.

Dr. Tayfun Acarer : Tabii, yani birçoğu da bu hava haberleşmesini enterfereden dolayı oldu. Yani, bir radyo yayını uçakların yerle yapmış olduğu haberleşmeyi enterfere ediyor, bozuyor öyle diyelim daha doğrusu, ona mutlaka müdahale etmemiz lazım. Bu konuda zaten RTÜK’le gayet güzel bir çalışmamız var, çok iyi diyaloğumuz var. Bizim dedim dediğim gibi, yani yayının içeriği konusunda bir işimiz yok, biz sadece teknik olarak olaya bakıyoruz.

Ziya Osman Açıkel : Ama vatandaşların şikayeti anında derhal o bölgede devreye girerseniz.

Dr. Tayfun Acarer : Tabii tabii.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkanım, bir diğer sorum da; baz istasyonlarının denetimi konusu. Şimdi belirli dönemlerde gazetelerde yine haberler çıkar, işte falan caminin minaresine baz istasyonu direği dikildi. Falan apartmanda iki tane istasyon var, falan okulun duvarında var, tabi ki bu istasyonların direklerinin kullanıldığı yerlerdeki insanlar, yöneticiler, her neyse bu şirketlerden bir miktar da ücret alıyorlar, bu da onların yok apartman için veyahut da binası için bir gelir kaynağı. Şimdi insanlar için baz istasyonlarının sağlık konusundaki rahatsızlıklarını şimdi bir tartışalım, değerlendirelim.

Efendim, siz de bir babasınız, siz de bir aile reisisiniz, lütfen samimiyetinize sığınarak söyler misiniz; baz istasyonları sağlık açısından gerçekten tehlikeli midir veyahut da bunun oranı nedir vücut açısından değerlendirme açısından, ne yapabiliriz?

Dr. Tayfun Acarer : Şimdi şöyle söyleyeyim: Radyasyonların değerlerine göre vücutta yoğunlaşma etkisi yapanlar var, yapmayanlar var. Gerek radyo televizyonlarda, gerek baz istasyonlarında kullanılan elektromanyetik dalga insan sağlığı üzerinde yoğunlaşma etkisi göstermeyen değerlerdedir, yani baz istasyonlarında bizim kullandığımız frekans işte 1.8 GHz, 800 MHz, 900 MHz civarında,  bunların doğrudan insan sağlığı üzerine bir etkisi yok, olumsuz bir etkisi yok. Ben daha da ilerisini söyleyeyim, ben eski çalıştığım telsiz biriminde çok güçlü vericiler vardı, çok yoğun kullanılırdı, florasan lamba elinizde havada yanardı, fakat öyle çok şükür kanser olana falan da rastlamadım hiç.

Şimdi bir şeyi belirtmek isterim; bakın biz GSM’i kullanıyoruz, GSM ikinci nesil telekomünikasyon teknolojisidir, yarın üçüncü nesil görüntülü telefonlar geliyor, ondan sonra dördüncü nesil, şu anda beşinci nesilin çalışmaları başladı. Şimdi üçüncü nesil geliyor işte, birçok ülkede kullanılmaya başlandı, buradaki teknolojiyi başka bir şekilde başka bir sistemle kullanma imkanınız yok. Baz istasyonlarıyla kullanacaksınız. Ve baz istasyonlarında da baz istasyonu kuracağınız yeri çok fazla seçme ihtimaliniz de yok. Yani, baz istasyonları işte radyo televizyon vericilerinde olduğu gibi şehrin dışına çıkartalım, tek bir istasyondan her tarafa yayını basalım, olmaz, bu teknoloji bu değil. Üçüncü nesil dediğimiz görüntülü telefonlarda da  yine baz istasyonları kullanılacak, hatta onların sayısı yüzde 35-40 daha fazla olacak şu anda kullanılan baz istasyonlarından. Çünkü, onların frekansı daha yüksek, daha sık baz istasyonu kullanmanız lazım. Yani, o zaman hani bir tercih, bilmiyorum, yani halk oyu yoklaması yapsak, GSM’i hiç kullanmayalım desek, bilmiyorum…

Ziya Osman Açıkel :  Millet güler, deli misin derler değil mi, evet.

Dr. Tayfun Acarer : Güler. Kaldı ki bu sadece Türkiye’de değil ki, dünyada da böyle. Bir şey söylüyorum, bakın altını çizerek söylüyorum bunu, tartışılmaya da açık bir nokta olarak da kabul etmiyorum, yani bunu bu konuda araştırma yapan tüm bilim adamları da benimle aynı görüştedir diye düşünüyorum: Baz istasyonunun çokluğu değil azlığı tehlikeli aslında. Neden? Bunu hemen çek edebilirsiniz, baz istasyonu ne kadar uzaksa belinizdeki, cebinizdeki ya da başınıza dayayıp konuştuğunuz telefon o kadar çok enerji yaymak zorunda o istasyonla irtibat kurabilmek için. Yani, mesela şehir dışına çıktığınızda baz istasyonunun pili daha çabuk biter. Özellikle baz istasyonu kapsama alanı zayıf olduğu veya olmadığı yerlerde şarj çabuk biter. Niye? Daha fazla enerji sarf ediyor, ulaşmaya çalışıyor. Halbuki ne kadar baz istasyonunun yakınındaysa o kadar az enerji harcayacaktır. Baz istasyonundan ziyade cep telefonunuz size çok daha yakın. Eğer bu tehlikeliyse, ki ben onu da kabul etmiyorum, tehlikeliyse, o zaman cep telefonu çok daha tehlikeli demektir. Çünkü, o ya başınızda, ya belinizde. O nedenle baz istasyonundan kaçmak olmaz. Orada çok önemli bir husus; baz istasyonları da zaman içinde sizin radyo televizyon vericileriniz gibi değer değiştirebiliyor, yani bizim belirlediğimiz sınırların ötesinde bir sınıra geçebiliyor,  o nedenle de bizim bu konuda denetim yapmamız lazım ve bölge müdürlüklerimiz, Telekomünikasyon Kurumunun bölge müdürlükleri 7 ildedir bunlar, son 4-5 aydır çok ciddi bir ölçüde yüzde 5’lerdeki olan denetim oranını şu anda yüzde 70’lere doğru götürdüler. Fakat, bir taraftan baz istasyonu geliyor, öbür taraftan denetim yapıyorsunuz ve gayet de güzel sonuçlar aldık. İnşallah bu Aralık sonuna kadar bunu yüzde 85’lere taşımayı ve önümüzdeki senenin başında da yüzde 100 baz istasyonlarının denetimini hedefliyoruz. Burada eğer değeri değişmiş, tehlike arz edecek istasyonlar varsa ki, bazı istasyonlarda bunu tespit ettik, onların düzeltilmesini istiyoruz.

Ziya Osman Açıkel :  Sayın Tayfun Acarer, Sayın Başkan, gelelim elektronik imza olayına. Bu bir devrim, bu muazzam bir çalışma.

Dr. Tayfun Acarer : Evet.

Ziya Osman Açıkel : Elektronik imza ile ilgili bu kadar ehemmiyetli olduğunu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener Beyle yaptığımız bir program vardı, orada öğrenmiştim ama, o geçen süre içerisinde neler oldu, neler bitti son altı ayda bilemiyoruz. Efendim, elektronik imza dediğimiz zaman çalışmalarda şöyle bir cümle var, siz de buna katılıyor musunuz; elektronik satın alma işlemleri, vergi ödemeleri, pasaportlarda, nüfus cüzdanlarında, ÖSS gibi üniversite imtihanı ve diğer belge hazırlama işlemlerinde ve onaylamalarında tek bir imzayla her şey yapılabilir. Şimdi efendim. elektronik imza olayıyla beraber Türkiyemizde ne gibi bir çağ atlama olayı yaşayacağız?

Dr. Tayfun Acarer : Elektronik imza, e-devletin en önemli unsurlarından bir tanesi, yani devlet elektronik devlet olacaksa mutlaka elektronik imzanın yaygınlaşması gerekir.

Ziya Osman Açıkel : Bunu örnekleyelim efendim, halkımızın anlayacağı şekilde.

Dr. Tayfun Acarer : Çok güzel saydınız nerelerde kullanılabileceğini, şöyle söyleyeyim: Elektronik imzanın normal ıslak imzadan, yani elle attığınız imzadan tek farkı merasim gerektiren bazı olaylarda kullanamıyorsunuz, mesela evlilikte, nikah töreninde elektronik imza ile evlenme yapamıyorsunuz, mutlaka işte şahitler gerekiyor, o nedenle elektronik imzayı orada kullanamıyorsunuz, normal imza atmanız gerekiyor. Ama onun dışında hemen hemen her yerde elektronik imza kullanabilirsiniz, ama tabii burada önemli olan elektronik imzanın yaygınlaşması.

Elektronik imzayı özellikle kamu kuruluşları, kullanması arttıkça kamu kuruluşlarının elektronik imza yaygınlaşacaktır, aksi taktirde sadece bireyler arasındaki elektronik imza bilgisinin gelip gitmesi fazla bir anlam ifade etmeyecek. Mesela nüfus idaresi, eğer nüfus idaresi elektronik imzaya geçerse, şu anda onların web sayfasında bir formları var, bu formu şu anda siz internetten indirebilirsiniz, ama ne yapıyorsunuz, formu dolduruyorsunuz, sonra altını imzalıyorsunuz ve nüfus idaresine gidiyorsunuz. Çünkü, o doldurduğunuz formu fakslamanız bir anlam ifade etmiyor, mail olarak göndermeniz de bir anlam ifade etmiyor, çünkü sizin onu gönderdiğinize dair resmi belge yok.

Elektronik imzada ne olacak? Elektronik imzada aynı form kullanılacak ama, aşağıda bir elektronik imzanın onaylanma penceresi açılacak ve siz eğer elektronik imza kartına sahipseniz, bir token dediğimiz kart, aynı kredi kartı gibi bir kart veya USB cihazı gibi ufak,  bunu kullandığınız taktirde o pencereye, elektronik imzadaki onay isteyen pencereye  tıkladığınızda bu sizsiniz, o nedenle sizin elinizde belgeyle nüfus idaresine, pasaport almak için veya vergi idaresine, bankaya gitmeniz gerekmeyecek, onu tıkladığınız zaman siz sanki nüfus idaresine gittiniz, imzayı attınız ve belgenizi teslim ettiğiniz anlamına gelecek.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkanım, Avrupa Birliği’ne yönelik çalışmalar tüm hızıyla sürüyor, Avrupa Birliğine en hazır kurumun Sermaye Piyasası Kurulu olduğunu biliyorum. Sizin sektörünüzü, sizin bölümünüzü ben çok iyi bilen bir insan değildim, lütfen bunu bizimle paylaşır mısınız? Telekomünikasyon Kurumu AB kapısına dayanmış olan Türkiye’nin şanına layık bir şekilde hazırlığını yapmış mıdır? Sizin gibi kurumlar Avrupa’da var mıdır, o kurumlar Avrupa’da var ise neler yapıyorlar, sizin çalışmalarınızla karşılaştırdığımız zaman hangi paralelliktesiniz ve onların hür ve özgür, bağımsız olduklarını düşünüyor musunuz, siz hür, özgür ve bağımsız mısınız, onlara iktidarlardan baskı var mı, size iktidardan baskı var mı? Buyurun Sayın Başkanım.

Dr. Tayfun Acarer : Bütün Avrupa Topluluğunda düzenleyici otorite olarak tanımlanan bu tür kuruluşlar var. Bu kuruluşların temel amacı, düzenleme, sektörüne ait düzenleme, denetleme, yetkilendirme ve arabuluculuktur; yani, hem düzenleme yapar, yetkilendirme yapar, denetler ve arabuluculuk yapar. Yani, GSM operatörleri arasında ihtilaf çıktı bu arada arabuluculuk yapar, iki tarafı bir araya getirmeye çalışır, getiremezse de kararını verir, böyle olsun der. Bu Avrupa müktesebatının da zaten ayrılmaz bir parçası.

Bu kurullar biliyorsunuz üst kuruldur, siyasi otoritenin politikaları doğrultusunda çalışmalar yapar ama, bu politikalarda tabii uluslararası gelişmelere göre de o politikaları da yönlendirir, yani uluslararası gelişmelerin dışında da bir iş yapamaz. Örneğin, bir frekans planlaması yapılmıştır uluslararası, tabii o frekans planlaması içinde devletin genel görüşü, politikası doğrultusunda çalışmalar yapar. Bir örnek vereyim; mesela üçüncü nesil konusu, görüntülü telefonlar çok popüler bir konu olduğu için, belki 2006’da en popüler konularından bir tanesi olacak o. Şimdi burada politikayı devlet belirliyor, ne diyor mesela, ben daha üçüncü nesile geçmedim diyor, örneğin 2006’da geçerim diyor. Şimdi tabii burada kurum devletin politikasını bekliyor. Şu ana kadar bazı ülkeler geçti, Türkiye geçmedi, Türkiye geçer, hangi koşullarla geçer? İşte bunu politika belirler. Ondan sonraki bütün teknik altyapıyı bağımsız bir üst kurul olarak Telekomünikasyon Kurulu götürecektir, yani devlette zaten bir karmaşa olamaz.

Ziya Osman Açıkel : İktidarlardan veya iktidardan herhangi bir baskı yok diyorsunuz efendim.

Dr. Tayfun Acarer : Hayır, yok kesinlikle.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkanım, şu üçüncü nesil denilen telefonlara gelelim, görüntülü telefonlara. Efendim, bir çalışma yaptım, bu konudaki ilk işlem Almanya’da olmuş. Almanya’da üçüncü nesil denilen görüntülü telefonların lisans ihalelerindeki rakam anormal bir rakam, dudak uçuklatacak bir rakam, 50 milyar dolara çıkmış efendim. 50 milyar dolar verip lisans alan firmaların maalesef ömürleri de az olmuş.

Dr. Tayfun Acarer :  Doğru iki tanesinin bildiğim kadarıyla ömrü olmadı, devam edemedi, diğer 4 tanesini de devlet zar zor ayakta tutmaya çalışıyor.

Ziya Osman Açıkel : Şimdi hani diyoruz ya, devlet malını yüksek fiyata satsın, güzel bir sonuç alsın. Şimdi Almanya’daki satışta çıkan rakam 50 milyar dolar, iki tane firma yaşamış dedim, siz dediniz ki hiç yaşamadılar hemen bittiler, diğerleri de devlet sahiplenmek zorunda kalmış, o da devlete bir yük getirmiştir. Şimdi efendim, demek ki çok büyük lisans bedelleriyle ihale yapmak da anormal sonuçlar doğurabiliyor. Şimdi bunu bizim vatandaşımız hemen devletin malı ucuza mı gidiyor kardeşim, siz ne demek istiyorsunuz diyebilirler, lütfen bunu mantıklı gerekçelerle açıklayabilir misiniz?

Dr. Tayfun Acarer : Ziya Bey çok teşekkür ediyorum, şimdi bana göre medyanın en önemli unsurlarından bir tanesi doğruyu göstermektir, popülist yaklaşımlar ülkeye çok büyük zararlar veriyor, hani Almanya örneğini verdiniz. Türkiye’de de bir örnek yaşandı biliyorsunuz. Aria 2.5 milyar dolara aldı, bunun işte KDV’si falan 3 milyar doları buldu, tabi Aycell’de aynı 3 milyar dolar o zamanki Türk Telekom bu parayı vermek durumunda kaldı ve daha sonra bu iki şirket o parayla,  o büyük yatırımla ayakta duramadılar ve onunla ilgili düzenleme, hatta düzenlemeler yapmak zorunda kaldı, yani burada popülist yaklaşımlardan kaçınmak lazım, aksi takdirde hani devlet çok büyük kazandı diyorsunuz ama, devlet bir süre sonra kazandığından fazlasını vererek o şirketleri ayakta tutmaya çalışıyor, gerçekçi olmak lazım. Bazı ülkeler bu konuda güzellik yarışmaları düzenliyor, o da ilginç, benim de ilgimi çekmişti; yani en iyi formülü, çözümü kim veriyor. Şimdi Türkiye’de bu tabii siyasi otoritenin vereceği karardır, o bizim dışımızda. Biz, tamamen teknik alt yapının teşkiliyle uğraşıyoruz, siyasi otoriteyi tabii bilgilendirmemiz ayrı bir görevimizdir, o konuda da sürekli Sayın Ulaştırma Bakanımıza bilgiler arz ediyoruz. O ayrı bir husus, ama burada en gerçekçi, en objektif yaklaşımları bizim yapmamız lazım. Mesela bazı ülkelerde inceledik ilk 5 yıl çok cüzi bir lisans bedeli alıyor, mesela 50 milyon dolar, 50’şer milyon dolar alıyor, sonra, 5 yıl niye, bu 4 yıl da olur, 3 yıl da olur, 6 yıl da olur, artık o o anki sizin ekonominize bağlı, o arada kuruluş yatırımını yapıyor, alt yapısını teşkil ediyor, çünkü alt yapıya ciddi bir rakam harcıyor yatırımcı, şimdi bir taraftan lisans parası vermiş, dünyanın parası, 3 milyar dolar, 2 milyar dolar her neyse, öbür taraftan da alt yapı için de yine bir o kadar para harcayacak, dayanamıyor şirketler buna. Kaç firma bu kadar büyük mali güce sahip? Zaten bir tanesi dayanırsa bu sefer tekel meydana gelmeye başlıyor, işin diğer tehlikeli tarafı da o, çünkü diğerleri siliniyor, neticede bir firmaya kalıyorsunuz. Bu nedenle devlet ne yapıyor, 3-4 firma neyse işte, hepsinin birden büyümesine çalışıyor, hepsi büyüsün de dengeli olsun ve aralarında rekabet olsun. Demin dediğim gibi, bir tanesi buna dayanabilirse mali yönden, diğerleri dayanamazsa zaten otomatikman o sektörde tekel olur, o da çok tehlikeli bir şey.

Ziya Osman Açıkel: Şimdi efendim, tekel işine de geleceğim de, üçüncü nesil denilen görüntülü telefonları bir açalım, bu telefonlar neyi kapsıyor?

Şimdi bir de asıl sormak istediğim soru şuydu: Hemen hemen herkesin cebinde en son model telefonlar var, kimi MP3 çalar, kimi internete bağlanır, kiminde film indirir izlersiniz, yani almış başını gidiyor teknoloji. Sizinle program öncesinde bir ön görüşme yaparken, sohbet ederken telefonunuz çaldı, telefonunuza baktınız, son model, teknolojik bir telefon, elbette ki siz koskoca bir Kurum Başkanısınız, size sordum ki, Sayın Başkanım sizin telefonunuz son model, teknolojik olmasına rağmen kullanıyor musunuz, zamanım olduğu kadar, gücüm yettiği kadar ve işim gereği elimden geleni yapıyorum ama, toplumda benim telefonum kadar teknolojik, yeni olan pek çok telefon var ama, kimsenin kullandığını görmedim dediniz. Şimdi bir yerde efendim, hani hurda araç mezarlığı olur ya efendim, bizim telefonlar da son model telefon mezarlığına mı dönüyor?

Dr. Tayfun Acarer : Şimdi şu hususu belirteyim burada: Türkiye’de üçüncü nesil alt yapı yok daha, şebeke kurulmadı ama, üçüncü nesil telefonlar şu an piyasada hızla çoğalıyor. Yani üçüncü nesil şebeke kurulduğu zaman, milletin, halkın bunu ayrı makine alması gerekmeyecek, zaten makinelerin çoğu üçüncü nesil şu anda ya da hızla ona doğru dönüyor.

Ziya Osman Açıkel : Avrupa’da bu kadar telefon yokmuş.

Dr. Tayfun Acarer : İyi bir tespit. Üçüncü nesil makine hızla çoğalıyor Türkiye’de, yani ilginç, ama üçüncü nesil şebeke yok.

Şimdi üçüncü nesilde hedef ne,ya da ikinci nesil dediğimiz GSM teknolojisinden farkı ne? Bir kere geniş bant veri iletimi yapabiliyorsunuz, yani şu an ADSL dediğimiz geniş bant veri iletim sisteminden kat kat fazla veriyi cep telefonunuzdan yapabiliyorsunuz, örneğin kütüphanedeki bir kitabı çok kısa bir sürede indirebiliyorsunuz.

Ziya Osman Açıkel : Muazzam bir hız.

Dr. Tayfun Acarer : Muazzam bir hız, artı görüntü olması tabii çok büyük olanaklar getiriyor . Yani kontrol olanağı getiriyor, düşünün evinizde bir uzaktan kumanda sistemi var, siz evinizdeki şofbeni cep telefonunuzdan yakıp söndürebiliyorsunuz, klimayı çalıştırabiliyorsunuz, yani bu tür geniş olanaklar getiren bir sistem. Türkiye nüfusunun yüzde 52’si 25 yaşın altıdır ve dünyada şu son dönemlerde en hızlı GSM abone sayısı Türkiye’de gerçekleşiyor. Penatrasyon oranı şu anda yüzde 60’ları geçti yani, çok hızlı bir artış var. Mesela dikkat edin, sabit telefonda artık durdu, sabit telefonda yaklaşık 19 milyon abone var ve penatrasyon oranı, yani eve göre sabit telefon oranı yüzde 98, yani bundan sonra yüzde 2 artarsa artar, 19 milyonda durdu, yani bu normal, artık bir doyuma ulaştı. Ama GSM teknolojisinde veya mobil teknoloji dediğimiz ikinci nesil, belki üçüncü nesilde Türkiye’de çok hızlı bir şey var, Türkiye’de aşağı yukarı her ay 500 bin civarında yeni abone geliyor. Yani rakamları yetiştiremiyoruz, ben Eylül’de veya Ekimde konuşurken Türkiye’de 42 milyon diyordum şu anda aradan 2 ay geçti 43 milyon diyoruz, belki şu anda 43 milyonu da geçti, çok ciddi oranda bir artış var ve penatrasyon oranı bu şekilde giderse yüzde 100’lerin üzerine çıkabilir. Böyle dünyada ülkeler var, mesela Hong Kong’ta yüzde 120, yani 100 kişi yaşıyorsa 120 tane numara var demektir, Türkiye tabi çok ilginç bir ülke, genç nüfusu çok fazla, bu makinelerdeki değişim ve kullanma oranı tabii gençlerde çok fazla.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkanım, siz bir Anadolu çocuğusunuzdur, öğrendiğim için şunu söylemek istiyorum: Televizyondaki akşam dizilerine bakıyor musunuz, ara sıra şöyle bakıyorum ben, izlemek için değil, ne var ne yok diye, bütün dizilerin çevrildiği evler dubleks, hepsinin önünde villası, havuzu, villaların, köşklerin kapısında lüks model arabalar, artık 2006 model arabalar başladı şu anda, hiç yani piyasada göremediğimiz şeyler, evlerdeki eşyalar son derece şık, modern, insanlara özentili bir yaşamı bazı medya kanalları veriyorlar, tabii ki bu da ahlakı yozlaşmayı da beraberinde getirdiği gibi, özenti yozlaşmasını da getiriyor. Onun elindeki yeni de bendeki niye eski dediği zaman da ortaya bu çıkıyor.

Dr. Tayfun Acarer :  Son dediğinize tabii yorum getiremiyorum konumum itibariyle ama, şöyle söyleyeyim: Burada tabii nüfusun çok genç olması da Türkiye’de üçüncü nesil telefon şebekesi kurulmadan makinelerin bu kadar yaygınlaşmasındaki çok önemli bir etkendir.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Acarer, şimdi bir numara taşınabilirliği diye bir konu var, vatandaşlarımızdan aldığımız sorulardan bir tanesi de buydu. Şimdi efendim, diyelim ki vatandaş herhangi bir mobil sektörde faaliyet gösteren bir GSM operatörünün abonesi, bu vatandaş imkanlarından veyahut da rakamlarından memnun kalmadı  başka bir şirkete geçmek istiyor, kiminin numarası kendisiyle ilgili özel bir numarası, kiminin numarası bir şeyleri ona hatırlatan bir numara, herkesin numarasına karşı bir sevgi, sempatisi var, bunu vermek istemiyor. Şimdi aslında bazı izleyenler bu konuyu son derece basite indirgeyebilirler, ya bu da soru mu diyebilirler ama, o kadar yoğun bir şeklide numara taşınabilirliğine önem veren insan sayısı oldu ki hazırlık yaparken, bu konuda neler yapmayı planlıyorsunuz, yani benim telefonum 0500’lü bir hat ise, başka bir 500’lü hatta geçmek istiyorsam, bu numaramı götürebilir miyim, götürürsem neler olur?

Dr. Tayfun Acarer : Dediğiniz gibi aynen şu an kullandığınız tüm numarayı, dokuz karakterli GSM numarasını, o 500’lü başlayan numarayı kesinlikle değiştirmeden Turkcell abonesiyseniz Telsime veya Avea’ya veya tersi Telsim veya Avea abonesi iseniz Turkcell’e veya diğerine geçme olanağını getiren bir uygulama bu numara taşınabilirliği. Ve yine gerek Uluslararası Telekomünikasyon Birliği tarafından istenen ve desteklenen, gerekse Avrupa müktesebatı içinde yer alan halkın özgürce hareketine olanak veren bir uygulama şekli. Bununla ilgili de GSM operatörleriyle çalışmalarımız Kurumumuz başkanlığında devam ediyor. Numaralandırmanın tam tanımını şu şekilde yapabiliriz: abonenin telefon numarasını değiştirmeden hizmet aldığı operatörü veya hizmet çeşidini değiştiren bir düzenlemedir.

Şimdi abone numarasını değiştirmek istemiyor. Neden? Dediğiniz gibi hatırası vardır, bazı kendisine kolay hatırlanacak bir numaradır veya daha çok da yüzlerce tanıdığına o numarayı vermiştir ve çok kısa dahi olsa o numaranın değişimi sırasında maddi-manevi birtakım zararlara uğrayacağını düşünür, o yüzden değiştirmek istemiyor. Aynı numarayı kullanarak başka bir operatöre geçme olanağına kavuşmuş oluyor.

Ziya Osman Açıkel : Herhangi bir ceza olmayacak, herhangi bir ödeme olmayacak herhalde?

Dr. Tayfun Acarer : Şimdi çok güzel bir olay dedim ama, tabii görünürde bu kadar masum değil. Hemen yine güncel bir yaşantınıza olayı yansıtırsanız, düşünün ki siz bir GSM operatörünün abonesisiniz, aynı operatöre ait başka bir aboneyi arayacaksınız, diyorsunuz ki benim işte operatörüm bana büyük kolaylıklar sağladı ve ben bunun için de yaklaşık şu kadar bedelle görüşürüm. Ama, sizin aradığınız kişi siz bilmiyorsunuz farklı bir operatöre geçmiş. Biliyorsunuz, yani aynı network içindeki görüşmeler daha ucuz. Operatörler düzenledikleri kampanyalarla da hakikaten çok asgari düzeye getirdiler bunu, bu güzel bir şey aslında, çok cüzi bir ücretle görüşüyor. Ama, farklı bir operatörün abonesini aradığınız zaman bu bir anda birkaç katına çıkıyor, çok ciddi bir rakama ulaşabiliyor. Siz mağdur olursunuz, abone mağdur olur. Abonenin görüştüğü kişinin hangi operatörde olduğunu bilmek hakkıdır. Aksi takdirde bir tüketici mağduriyeti ortaya çıkar. Bununla ilgili de birtakım çalışmalar yapmamız gerekiyor bizim. Nedir onlar? Bir kere teknik alt yapının kurulması lazım, o gerekiyor. İkincisi, bununla ilgili veri tabanının kurulması lazım. Üçüncüsü de, en önemlisi de, arayan, ki arayan önemli, çünkü haberleşme bedelini o ödüyor. Arayan aradığının hangi operatörde bilme hakkına sahip olması lazım. Bu nasıl olur? İşte bir uyarı mesajı gelebilir veya onu aradığında bir uyarı, farklı bir ton çıkabilir arama şeklinden, yani sizin hakkınızdır. Ama siz bile bile başka operatöre geçtiğini bile bile arıyorsanız artık o sizin takdirinizdir, ona kimse de bir şey söyleyemez.

Ziya Osman Açıkel : Efendim, bu bir yerde demokratik ülkelerde olabilecek bir transfer olayıdır, belki çok basit bir soruydu ama, sizin bu anlatım tarzınız ve Avrupa Birliği kapısındaki Türkiye’deki insan hakları ve özgürlükleri açısından insanların tabii ki numaralarını değiştirebilme haklarını da ortaya koymuş olduk bu sorumuzla.

Sayın Tayfun Acarer, gelelim Telsim konusuna. Efendim, Telsim’in özelleştirilmesi öncesinde Uzan Grubundan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna geçmesiyle beraber yaşanan olayları hiçbir şekilde irdelemeyeceğiz, onlar bizi ilgilendirmiyor. Son dönemdeki abone sayısının 9 milyonu aştığını gördük. Bir evvelki abone sayısının, atağa geçtikleri döneme döndüğü zaman 4,5 milyonluk bir abone kitlesi varmış. Efendim, Telsim’in adı el konulan bir şirketti. Türk toplumu el konulan şirketlere iyi gözle bakmaz. Ne oldu da el konulan bir şirketin abone sayısı yüzde 100’den fazla arttı? Abone sayısı artınca piyasa değeri arttı ve itibar arttı. Siz Telekomünikasyon Kurumu Başkanı olarak sizin de kontrolünüzdeki bir şirkette neler olduğunu bizimle paylaşır mısınız?

Dr. Tayfun Acarer :  Bu süreç içerisinde Telsim iyi yönetildi. İlgili kuruluşlarla, TMSF ile Telekomünikasyon Kurumuyla çok iyi diyalogu vardı, abone sayısını kaybetmediği gibi, dediğiniz gibi yüzde 100’e yakın bir artış oldu. Ve Telsim şu andaki değeri eğer bu şekilde olmasaydı çok daha düşük olurdu diye düşünüyorum.

Ziya Osman Açıkel : Peki efendim, Telsim’i de bir kenara koyduğumuz zaman, Avrupa Birliğine hazırız dediniz, Türkiye de Avrupa Birliğine artık hazır, gerçi bizi biraz bekletmek istiyorlar ama, umarız yakın zamanda gireriz. Bütün bunları da bir kenara koyuyoruz. Avrupa Birliğinde GSM sektöründe kartelleşmeye karşı çok sert müeyyideleri var. Türkiye’de GSM sektöründe bir kartelleşme, bir tekelleşme olabilir miydi? Öyle bir şey olduğunu varsayalım, sizin Kurum olarak yapacağınız müeyyideler neler olabilir?

Dr. Tayfun Acarer : Şimdi zaten biraz önce de söylediğim gibi, Telekomünikasyon Kurumunun tanımlanan temel işlevleri; düzenleme, denetleme, yetkilendirme ve arabuluculuk. Telekomünikasyon Kurumunun en önemli işlevlerinden bir tanesi de, bu tekelleşme ve kartelleşmeyi engellemek, bizim zaten en önemli üzerinde durduğumuz husus o. Sektörde eğer boş bıraktığınız zaman mali gücü kuvvetli olan diğerlerini yok edebilir. O nedenle tabii ki sektörde birden çok oyuncunun olması bizim başlıca hedeflerimiz.

Ziya Osman Açıkel : Peki efendim, GSM sektöründe ve Türk Telekom’un özelleştirmesini dikkate aldığımız zaman, hepsinin adını telefon koyayım, telefon sektöründe yerli şirketler, yabancı şirketler, kimi çoğunluğu aldı, kimi azınlıkta kaldı şeklinde bir mantaliteyle bu soruyu yöneltirsem size, yabancı şirketlerin de telefon sektörünün her iki tarafında da yer alması herhangi bir şekilde sakınca doğurur mu, yoksa rekabet kaliteyi getirir mantığından baktığımız zaman daha mı iyi olur, daha mı iyi oldu?

Dr. Tayfun Acarer : Ziya Bey, bir kere rekabet kaliteyi getirir, yani onda hiçbir tereddütümüz yok. GSM sektöründeki kuruluşlara baktığınız zaman da hemen hemen hiçbiri yüzde 100 yerli değil, herkesin belli hissesi başkalarında. Hatta, yani dört beş kademe farklı. Yani, bir şirketin arkasında başka bir şirket var, onun arkasında başka bir şirket var, o dönmüş aradan bir pay almış falan. Yani, bir örümcek ağı gibi örülmüş vaziyette. O nedenle yüzde 100 yerli üretim yapan ülke yok.

Belki istisnalar olabilir, belki yüzde 5-10’luk istisna olabilir, ama Avrupa’da özellikle yüzde 100’ü yerli olan veya yabancı olan şirket çok zor. Yabancıdır ama, o yabancıda da birçok yabancı vardır veya yerli gibi gözükür ama arkasında birçok yabancı hissedar vardır ve oldukça da çok karmaşık bir yapıları var. O nedenle yüzde 100 yabancı, yüzde 100 yerli özellikle bu dönemde pek operatör yok artık.

Ziya Osman Açıkel : Ama şunu söylüyorsunuz efendim: Yerli de olsa, yabancı da olsa rekabetin olduğu yerde kalite gelir, bundan da vatandaş daha fazla faydalanır.

Dr. Tayfun Acarer : Mutlaka tabii.

Ziya Osman Açıkel :  Efendim, bir de gelelim bir vatandaş olarak ben de, siz de, biliyorum ki sizin bir cep telefonunuzu Kurum Başkanı olduğunuz için Kurumunuz ödüyor, bir de kendinize ait özel görüşmeleriniz için özel bir numaranız var. Kurum Başkanı Tayfun Bey değil de, aile babası Tayfun Beyin cep telefonunu maaşınızdan ödüyorsunuz, vergilerin yüksekliği var orada. Şimdi ince bir yerden yakaladım sizi, bırakmam bu konuda. Şimdi hepimizin ödemiş olduğu telefon faturalarında yüzde 60’ı aşan bir vergi var. Vergi oranlarını kurumlar vergisinde AK Parti iktidarı yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirirken 10 puanlık bir vergiyi bırakıyor ama, daha çok vergi geliri sağlayacağım diyor, iyi de bir çalışma. Şimdi, şirketlerin vergilerinden daha düşük vergi alınması gündemdeyken ve bu bir kanun maddesi olarak kanunlaşıp 2006’dan itibaren görecek olursak, biz vatandaşların ödemiş olduğu telefon faturalarındaki yüksek vergilerin düşürülmesi de daha mantıklı değil mi Sayın Başkanım.

Dr. Tayfun Acarer : Şöyle söyleyeyim: Son dönemlerde bu vergilerde yeni düzenlemeler yapıldı söylemiş olduğunuz gibi, bunlar olumlu gelişmeler. Bu GSM sektöründe de bununla ilgili bir çalışma başlatıldı.

Ziya Osman Açıkel : Öyle mi efendim, bakın bilmiyordum.  

Dr. Tayfun Acarer : Şöyle başlatıldı, yani bunun neticede kararını verecek olan devletimizin diğer organlarıdır, iktidarın ilgili organlarıdır. Biz sadece bilgi olarak bunu arz edeceğiz. Buradaki vergi oranı nedir, dünyadaki uygulamalar nedir, onunla ilgili de sadece bilgi arz edeceğiz, ama bununla ilgili bir çalışma var.

Ziya Osman Açıkel : Telefon faturalarımızda görüyoruz, bir daire, bölümlere ayrılmış, vermiş olduğunuz, ödemiş olduğunuz rakamın şu kadar tutarı devlete vergi olarak gitmektedir diye. Buna da baktığımız zaman yüzde 60’ı geçiyor. Bu rakam, oran aşağı indirildiği zaman insanların konuşma dakikaları da artacak, telefon kullanıcı sayısı da artacak.

Dr. Tayfun Acarer : Zaten bizim Ziya Bey, yapacağımız çalışma da öyle, işi rakamlarla ortaya koymak, ama tabii karar mercii biz değiliz, biz sadece yürütme organıyız.

Ziya Osman Açıkel : Demek ki efendim bir çalışma hazırlığı var.

Dr. Tayfun Acarer : Kurum olarak bu çalışma var, bilgilendirme amacıyla var, ama tabii bunun nihai karar mercii Hükümetimiz.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkan, önemli olan çalışmanın başlamasıdır, demek ki bunun arkası da gelir. Bunu da bu şekilde sizin ağzınızdan almış olduk.

Efendim, son sorum, son dakikalara girdik. Yine programımızın başına dönüyoruz, Ekonomi Kulisi Programımızı bu hafta başlatırken vatandaşın şu andaki gündeminde olan kayıt dışı cep telefonlarının kayıt altına alınmasıyla ilgili işleminden bahsetmiştik. Son söz sizin, vatandaşlara mesajınız ne olacak Sayın Başkan?

Dr. Tayfun Acarer : Şimdi ben müsaade ederseniz o son konuya geçmeden bir başka konuya değinmek istiyorum. Telekomünikasyon sektöründe AR-GE faaliyeti ve yerli mülkiyetin artırılması.

Bakın, telekomünikasyon sektöründe yıllık ciro yaklaşık 16-17 milyar dolar Türkiye’de. Bu çok büyük gibi gözüküyor ama, Avrupa’daki pek çok gelişmiş ülkeye nazaran hiç de büyük değil. Hatta oradaki bazı büyük şirketlerin telekomünikasyon şirketlerinin cirolarından bile küçük. Ama Türkiye genelinde 16-17 milyar dolar ciddi bir rakam. Bununla ilgili yerli mülkiyet payı çok düşük, yüzde 5’lerin altında, hatta bana göre yüzde 2-3. Yani, baz istasyonunun BTS önemlidir orada baz istasyonu, yoksa direği önemli değil, direği biz yerli mülkiyet olarak yapıyoruz ama, mühim olan onun üstündeki baz istasyonu, santralı, aradaki modemleri, radyo linkleridir. Bu açıdan bakarsanız Türkiye’deki yerli mülkiyet oranı yüzde 2 ya da 3 arasında, çok düşük, yani 16-17 milyar dolarlık bir kısmın yüzde 2-3’ü Türkiye’de üretilebiliyor, kalanı yurt dışında. Ha diyeceksiniz ki yüzde 100’ü o ülkede üretilen var mı? Hayır. Herkes, mesela çok büyük cep telefonu şirketleri bunun yazılımlarını kendi geliştiriyor, ama üretimi başka ülkede yaptırıyorlar. Bu mutlaka böyledir, yani yüzde 100’ü bir ülkede olması zaten beklenmez. Ama, makul bir değerde olması lazım ve verdiğiniz kadar da almanız gerekir. Türkiye’de bakın, şu yerli mülkiyeti yüzde 1 artırın, yani yüzde 2’den 3’e çıkartın, 170 milyon dolar yapar, 17 milyar dolara bakarsanız, 170 milyon dolar, bu kaç kişilik bir istihdamdır? Türkiye’de bu kadar genç nüfus var, çok bilgili bir nüfus var, çok hızlı düşünen bir ülkeyiz biz, gençlerimiz pırıl pırıl, özellikle bu yeni nesillerde bunlara yazılım konusunda destek verilirse Türkiye çok önemli yol alır hem istihdam açısından, hem milli gelir açısından.

Kayıt dışı telefonlar konusuna, gelmek istiyorum son olarak.  

Kanunda önemli başka bir husus var, bu ikinci el cihazlarla ilgili. Bu ikinci ellerin aslında bakım servislerinin Türkiye’de olması hedefleniyor. Türkiye’de çok genç bir nüfus var, gelişmiş ülkelerde bakım işi çok zordur, sıkıntılı bir iştir. O nedenle gelişmiş ülkelerin mühendislik eğitimi veren fakültelerine bakın çoğu yabancı öğrenci okur, yani yabancı kökenli öğrencidir. Daha ziyade o ülkenin halkı, gelişmiş ülkelerin halkı işletme, iktisat, hukuk gibi daha finansa yönelik işler, mesleklerle uğraşır. Mühendis kökenlilerin işi sıkıntılı, zor, teknik işlevlerdir. Türkiye çok büyük bir kapasite, çok bilgili ve genç bir nüfus var. Bu konuda Sayın Ulaştırma Bakanının da büyük desteği var AR-GE faaliyetleri konusunda. Bunun mutlaka Türkiye’de geliştirilmesinde her birim, başta medya olmak üzere destek olması lazım. Ben o konuda, yani bir puanlık bir artışın bile binlerce üniversiteli için iş istihdamı oluşturacağını düşünüyorum. Kayıt dışı telefonlarla ilgili ilk baştaki konu, en önemli konu, son olarak isterseniz onu da söyleyeyim.

Bloke olacak telefon sayısı tahminlerden çok az olur diye düşünüyorum, çok güzel formüller geliştirildi GSM operatörleri tarafından.

Ziya Osman Açıkel : Demek ki efendim, insanların telefonlarına herhangi bir mesaj gelmezse, o telefonlar beyaz listede, en ufak bir endişeye gerek yok.

Dr. Tayfun Acarer : Yok demektir.

Ziya Osman Açıkel : İnsanların cep telefonlarına seri numarasıyla ilgili bir mesaj gelirse…

Dr. Tayfun Acarer : Mutlaka seri numarasını kontrol etmesi lazım o an kullandığı telefonla.

Ziya Osman Açıkel: "Yıldız, kare, 06, kare"ye basarak seri numarasını görebilir, o seri numarasını gelen mesajla kontrol edebilir efendim.

Dr. Tayfun Acarer : Evet, aynen öyle, yalnız burada devletin, yasa koyucunun, hedeflediği şey; mevcut sorunluları bir şekilde kayıt altına almak ve bundan sonra gerek sosyal açıdan, gerekse kayıt dışı ekonomi açısından çok büyük risk teşkil eden bu konuyu müsamaha etmemek. 13 Aralık’tan sonra belki ilerleyen günlerde birkaç yüz bin telefon bloke olabilir, ama bundan sonra kullanıcıların, abonelerin mutlaka telefonlarını alırken kayıtlı olmasına dikkat etmelerini, fatura almalarını ben özellikle istirham ediyorum, çok önemli bir husus bu. Şu ana kadar, bu kanun çıkana kadar, yaşanan sorunların bundan sonra da olmamasını temenni ediyorum.

Ziya Osman Açıkel : Sayın Başkanım, ben son derece zevkli bir program yaptığımı düşünüyorum, sizin gibi teknik bir insanla 7 ay önce göreve gelmenize rağmen, son derece hızlı bir çalışma yapmışsınız kendi ekibinizle beraber, sonuçlarını da görüyoruz. Özellikle ölüm, yaralanma ve gasp sayısı, hatta şöyle diyeyim: Olay sayısının muazzam şekilde düşmesinde sizin 12 Temmuz’dan itibaren Hükümetin kanunlaştırdığı tasarıyı hazırlamanızla beraber, o çalışmayı yapmanızla beraber büyük bir hayırlı iş yaptığınızı düşünüyorum.

Sayın Tayfun Acarer, Telekomünikasyon Kurumu Başkanı olarak yayınımıza geldiniz, bizi onurlandırdınız, çok teşekkür ediyorum.

Dr. Tayfun Acarer : Ziya Bey, çok teşekkür ederim. Tabii bunu başarılı bir çalışma olarak tanımlıyorsanız ayrıca teşekkür ederim. Ama tabii bu bir ekip işidir, Telekomünikasyon Kurumunun her ferdi bu konuda gereken desteği göstermiştir.