|
14.12.2005
TGRT - EKONOMİ KULİSİ
(*)
Ziya
Osman Açıkel
: Değerli izleyenler,
İstanbul’dan hayırlı akşamlar, mutlu
geceler diliyorum. Yeni bir “Ekonomi
Kulisi” programıyla TGRT Haber TV canlı
yayın stüdyolarından sizlere tekrar iyi
akşamlar diliyorum efendim.
Muhterem izleyenler,
biliyorsunuz Türkiyemiz 1994 yılların
sonunda cep telefonlarıyla tanıştı,
sektör çok hızla gelişti ve aradan geçen
11 yıl sonrasında 2005 yılı biterken cep
telefonu sektöründe muazzam bir gelişme
oldu. Özellikle de sevgili izleyenler,
12 Temmuz 2005 tarihinden itibaren çıkan
bir kanunla beraber kayıt dışı cep
telefonlarının kayıt altına alınması
konusu tüm Türkiye’yi sarsmaya başladı.
Aslında bazı insanlar bunlardan rahatsız
ama, bence bu işi başaran
Telekomünikasyon Kurumunu kutlamak
lazım, çünkü Türkiye’nin hayrına olan
bir iş yaptılar.
Değerli izleyenler, bu
hafta iki büyük olay var ülkemizde. Bir
tanesi, Telsim İhalesiydi. Bir tanesi
de, bu akşam saatlerinde bitmesini
beklediğimiz ve bitecek olan cep
telefonlarının kayıt dışı olup
olmadığına dair e-mail numaralarıyla
beraber vatandaşların yapması gereken
çalışmaydı. Biz de, bu haftaki
programımızı gerçekten kamu oyunda pek
ismi bilinmeyen, pek ortaya çıkmayan,
ama son derece net çalışmalarıyla sessiz
sedasız bir kurum pozisyonunda olan
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Sayın
Doktor Tayfun Acarer’i canlı yayın
konuğu olarak ağırlıyoruz.
Tayfun Bey, hoşgeldiniz.
Dr. Tayfun Acarer
: Hoşbulduk Ziya Bey,
teşekkür ederim. Ayrıca, böyle seviyeli
bir programda bulunduğum için de
mutluluk duyuyorum, onu da belirtmek
isterim.
Ziya Osman Açıkel
: Çok sağolun efendim.
Sayın Başkanım, böyle bir giriş yaptım.
Şimdi herkes konuşur, her ağızdan bir
laf çıkar, ama bu işin mimarı da
sizsiniz, bu işin başındaki olan insan
da sizsiniz, o yüzden diyeceğiniz
açıklamalar bu akşam yayınımızı izleyen
milyonlarca insan tarafından dikkate
alınacak.
Efendim, sizden aldığımız
bilgiler sonucunda gördük ki,
Türkiyemizde Telsim, Türkcell ve Avea
hattı aboneleri olan insanların sayısı,
abone sayısı 43 milyon civarında. 43
milyon abone var, buna karşılık
kullanılan cep telefonu sayısı 35-36
milyon arasında. 36 milyonluk cep
telefonunun efendim, 20 milyon
tanesinin, yaklaşık olarak 20 milyon
tanesinin kayıt dışı olduğuna dair sizin
ortaya çıkardığınız rakamlar var. Şimdi
efendim, 5 Aralık tarihiyle 13 Aralık
tarihi arasında 12 Temmuz 2005’ten önce
cep telefonu satın alan vatandaşları
kapsayan bir konu yok, onlar rahat
olsunlar. Doğrudur değil mi efendim?
Dr. Tayfun Acarer
: Evet. İsterseniz
rakamlarla olayı ortaya koyarsak daha
somut olarak olaylar anlaşılır diye
düşünüyorum. Malumuzun 1994 yılının
sonlarına doğru GSM ilk kez Türkiye’de
kullanılmaya başlandı ve uzunca bir
zaman çok düşük bir trend izledi, çok
ciddi sayıda abonesi olmadı. GSM, abone
sayısında dikkat ederseniz son birkaç
yıldır ciddi artışlar var, onun dışında
rakam oldukça cüzi kaldı. Şöyle rakam
verebiliriz. 94 yılından beri Türkiye’de
kullanılan GSM makinelerinin sayısı
yaklaşık 80 milyon. Şu anda biraz evvel
söylediğiniz gibi GSM abone sayısı 43
milyon ve kullanılan makine ise yaklaşık
35-36 milyon. Şu anda 20 milyon sorunlu
makine var ama, bu makinelerin bir kısmı
halen kullanılmıyor. O yüzden
kullanıcılara bazen mesaj geliyor.
Kullanıcı haklı olarak diyor ki, benim
makinem kesinlikle faturalı, niye bana
mesaj geldi. Şimdi burada şuna özellikle
dikkat etmelerini tavsiye ediyorum.
Gelen mesajdaki e-mail ya da seri
numarası, öyle diyelim, daha kolay
anlaşılır, 15 karakterli, biraz evvel
söylediniz, “yıldız, kare 06 kareden”
tespit edilen seri numarası o an
kullandığı makineye ilişkindir, ama
gelen mesajın içindeki seri numarası
muhtemelen o an kullandığı makineye ait
değildir. O nedenle abonelerin bu konuda
telaşlanmamaları gerekir. Biraz önce,
güzel bir noktaya temas ettiniz, 13
Temmuz öncesi yasalarda bir boşluk vardı
ve o boşluk bir şekilde kayıt dışıyla ve
özellikle de klonlanmış makinalar ile
dolduruldu. Bu arada isterseniz
klonlamanın da bir tanımını yapalım.
Klonlama, bir telefon makinasının
numarası başka yüzlerce, binlerce, on
binlerce makinaye kopyalanması demek.
Bir numaranın kopyalanması veya anlamsız
bir numara verilmesi. Hem klonlanmış,
hem kayıt dışı olan makine sayısı 20
milyon civarında idi. 13 Temmuz
kayıtlarına göre bu. 13 Temmuz’dan
önceki bu makinaler için getirilen
Meclisimizin ortak konsensüsüyle çıkmış
bu yasaya göre 13 Temmuz’dan evvel bu
tür makineler için bir çözüm getiriliyor
ve bundan sonra ne klonlama, ne kayıt
dışı yapmayın diyor; yasanın özü bu.
Yasada iki temel amaç var, bunlardan bir
tanesi, olayın sosyal boyutu, diğeri de
ekonomik tarafı.
Sosyal boyutu, malumunuz
13 Temmuz’dan önce artık insanlar gündüz
saatlerinde bile yanlarında cep telefonu
taşıyamıyorlardı korkudan.
Ziya Osman Açıkel
: Evet efendim, kapkaç
olayları, bunlara bağlı ölümler,
yaralanmalar var, bunlarla ilgili bir
araştırma yaptık. 12 Temmuz 2005
tarihinden sonraki ölümlü yaralamalı ve
olay sayısında azalma varmış, çok
ilginç.
Dr. Tayfun Acarer
: Hem de çok büyük
oranda, yani yüzde 80’lerin üstünde. 12
Temmuz’dan evvelki Emniyet kayıtlarına
yansıyan rakamları vermek isterim; 32
binin üstünde gasp olayı olmuş, 617 tane
yaralanma olayı var, 7 tane ölüm olayı
var. Şimdi çok şükür 13 Temmuzdan sonra
hiç ölüm olayı olmadı, yaralanma
olayları çok münferit, gasp olaylarında
da çok büyük düşüş var. 32 bin sayısı
aslında bana göre gerçek sayı da değil,
çünkü birçok gaspa uğrayan kişi
bildirmedi bunu Emniyete.
Ziya Osman Açıkel
: Doğru. Şimdi efendim,
siz özetle bu çerçeveyi çizdiniz, şimdi
buradaki amaç gerçekleştiği an, bir
tabir var, Anadolu lafı, “kardeşim,
bizim telefon 13 Aralık’tan sonra çöp
yolcusu, çöpe mi gidecek.” şimdi aynen
bu laf efendim. Yaklaşık olarak bazı
gazetelere göre 2 milyon, bazı
gazetelere göre 1 milyon telefonun çöpe
gideceği, çöpe atılacağı, atılmak
zorunda kalınacağı, hiçbir işe
yaramayacağına dair iddiaları var.
Bunlar bizim programımızın iddiaları
değil, oradan buradan duyduklarımız.
Lütfen bu konuda kamuoyunu aydınlatır
mısınız efendim? Telefonun çöpe atılması
olayı olacak mı, çöpe atılması ne
demektir?
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi 13 Temmuz'dan
önce yasada getirilen düzenlemeyle çok
güzel bir çözüm getiriliyor ve bunların
5 YTL karşılığında, o da faturası yoksa
5 YTL karşılığında kayıt altına alınması
hedefleniyor. Eğer faturanız varsa o 5
YTL’yi de ödemiyorsunuz. Bu konuda kanun
çıktıktan sonra hem teknik alt yapının
hazırlanması, hem de bu mevzuatın
işlerliği konusunda ilgili tüm
kuruluşlarla bunların başında GSM
operatörleri geliyor, bazı tüketici
dernekleri geliyor, bazı bu cihazları
satan kuruluşlar geliyor, bunlarla
defalarca toplantılar yapıldı ve
özellikle bu mesaj gönderme şeklinde,
mesajın içeriği konusunda GSM
operatörleriyle bir ortak konsensüs
sağlandı. O da şu: Dedik ki, burada
mühim olan bağcıyı dövmek değil, üzüm
yemek. Şimdi burada hedeflenen ne?
Buradaki makineleri bloke ettiğimiz
zaman bu makineler ne olacak? Çöpe
gidecek, yani neticede yurt dışından
neredeyse tamamı, maalesef neredeyse
tamamı diyorum, çünkü Türkiye’de bu
makineler üretilmiyor, son dönemde iki
firmamız bu konuda girişimde bulundu,
inşallah onlar başarılı olur diye ümit
ediyoruz. Bu makinelerin tamamı yurt
dışından gelmiş olsa bile neticede milli
ekonomiye kazandırılmış bir servet
durumunda. Burada amaç en asgari düzeyde
makineyi bloke edebilmek. O nedenle de
çok değişik formüller üretildi.
20 milyon sorunlu
makinaden bahsediyoruz. Belki bu
makinelerin şu anda 15-16 milyonu
kullanılıyor, 3-4 milyonu zaten
kullanılmıyor, buraya kadar tamam. Şimdi
bizim burada 15-16 milyon adet dahi olsa
veya toplam 20 milyon SMS gitti, bu
kadar abonenin abone merkezlerinin önüne
yığıldığını düşünün. Türkiye’de ekonomi
felç olur. Burada kanun koyucu,
Meclisimiz bu konuda da bir zorlama
yapmadı, çok güzel bir şey, bizim de GSM
operatörleriyle özellikle, onlara da
teşekkür ediyorum. GSM operatörlerinin
başta Genel Müdürleri olmak üzere hepsi
son derece anlayışlı bir işbirliği
içinde değişik formüller getirdi. Hatta
o formüller kanunda emredilen hükümlerin
de abonenin lehine yorumlayacak şekilde
formüller getirildi. Dikkat ederseniz
gelen mesajlara, diyor ki mesela, “sizin
telefonunuz kayıt dışıdır, fakat
kuruluşumuz bu 5 YTL’yi üstlenmiştir”.
Ziya Osman Açıkel
: Kimi de hediye puandan.
Dr. Tayfun Acarer
: Hediye puandan ben bunu
yapacağım diyor, karşılayacağım diyor.
Benim hediye puanlarım var diyor, ben
onu orada kullandırırım, bir tanesi çip
puanım var diyor, oradan kullandıracağım
diyor. Yani, dikkat ederseniz
uygulamanın tam şekli tamamen
kullanıcının lehine. Bugün abone
merkezlerinde kuyruklar var,
kuyruklardan şikayet ediliyor. Bir kere
orada kuyruğa girenlerin birçoğu zaten
beyaz listede olan, hiçbir sorunu
olmayan, sırf merak ettiği için oraya
giren kişiler. Bazıları da mesela bu
konuda GSM operatörlerinden bir tanesi
istatistik yaptırmış, bu aboneler niye
gitti buraya diye; yüzde 68’i ben diyor,
mesaja yanlışlıkla hayır bastım, o
yüzden abone merkezine gittim. Yüzde 20
civarında diyor ki, ben zaten farklı GSM
operatöründeydim, bana yanlışlıkla mesaj
geldi, onu düzeltmek için gittim diyor.
20 milyon abonenin kaydının otomatik
yapılması yönünde bir politika izledik
ve büyük ölçüde de bu başarılı oluyor.
Ziya Osman Açıkel
: Peki efendim,
vatandaşın cep telefonuna hiçbir şekilde
mesaj gelmezse?..
Dr. Tayfun Acarer
: Zaten o beyaz
listededir, onun için hiçbir sorun yok
demektir. Yani, uygulanan yöntem, güzel
bir yöntem ve sizin de söylediğiniz gibi
rakam çok büyük, yani 20 tane makineden
bahsetmiyorum, 20 milyon makineden
bahsediyoruz.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkan, Sayın
Acarer, peki efendim, şöyle bir durum
daha var: Kaçak telefon satan, kaçak
telefon kelimesini kullanayım, kayıt
dışı demeyeyim, kaçak telefon satan
insanlarla yapılan haber çalışmalarında
kullandıkları ifadeler aynen şöyle: Bu
böyle gitti, böyle devam eder, hiçbir
şey olmaz, vatandaş yine 50 YTL, 100 YTL
ucuz diye bu işlemlerden sonra yine
kaçak telefon almaya devam eder diye
iddialar var.
Bir başka gelişme de,
bazı tüketici hakları derneği sizin
Kurumunuzu mahkemeye vermek istiyormuş,
sizler vatandaşın cep telefonuna sahip
çıkamadınız, haklarını koruyamadınız
diye; ben bunu anlayamadım. Şimdi
vatandaşın Ankara Maltepe Pazarından
almış olduğu kaçak cep telefonuna siz ne
yapabilirsiniz anlayamadım ben.
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi çok güzel bir
konuya değindiniz, teşekkür ederim Ziya
Bey. Öncelikle şunu açıklamak isterim:
Telekomünikasyon Kurumu diğer kamu
kuruluşları ve diğer üst kurullar gibi
yürütme organıdır. Yasama organının
aldığı veya yargının karar verdiği
konularda yürütme yapar. Sadece o yasama
organının vermiş olduğu kararlarda
inisiyatifine bırakılan konularda
yorumlar yaparak bunu da tüketicinin
lehine kullanır, yapılan şey budur. Bu
konuda çok ciddi bir sosyal olay vardı,
kayıt dışı ekonomi vardı. Bakın, 20
milyon kayıt dışından bahsediyoruz kaçak
ve klonlanmış, neyse. Çok basit bir
hesap, 250 dolar olarak bu makinelerin
ortalama bedelini düşünün, yani 1
milyara da makine var, 150 milyona da
makine var. 250 dolar çarpı 20 milyon 5
milyar dolarlık bir kayıt dışı
ekonomiden bahsediyoruz. Ve bu rakam
giderek büyüyecek, çünkü kayıtlı ve
kayıtsız ya da kaçak ya da normal
makinelerin arasındaki neredeyse yüzde
50’lere varan, belki daha bile fazla.
Fiyat farkı, kayıt dışı ekonominin ister
istemez bu konuda artmasına yol açıyor.
Yani, 5 milyar dolarlık bir kayıt dışı
yatırımdan bahsediyoruz, 20 milyon
telefonun karşılığı o.
Ziya Osman Açıkel
: Şimdi bu yaklaşımınız
çok doğru, benim anlayamadığım nokta şu:
Biz yapmış olduğumuz tüm programlarda
tüketiciyi koruduk, onların
bilinçlenmesi için çalıştık, ama
tüketici hakları derneklerini de hep
destekledik, bunlar da iyi güzel şeyler.
Ama bu seferki çalışmalarını ben
anlayamıyorum. Diyor ki,
Telekomünikasyon Kurumu vatandaşın
hakkını koruyamadı. Kardeşim,
İstanbul’dun Karaköy’ünde, Ankara’nın
Maltepesi’nde, İzmir’in Kemeraltı’nda
tezgahta satılan cep telefonunu vatandaş
kaçak olarak biliyor ve ucuz diye
alıyorsa, buna sizin kurum ne yapar,
beni bunu anlayamıyorum.
Tüketici hakları
derneklerinden bazılarını aradım sordum,
biz mahkemeye verdik bir kere diyorlar.
Ben bu işi anlayamadım efendim.
Dr. Tayfun Acarer
: Tabii Türkiye
demokratik bir ülke, herkesin kararına
saygı duyuyoruz. Ancak Telekomünikasyon
Kurumu, yani bu ithalatın birinci derece
sorumlusu değil. Kaçak yoldan Türkiye’ye
mal getiriliyorsa, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti bununla mücadele ediyor. Bir de
ben şunu belirtmek istiyorum; tüketici
hakları tabii muhakkak korunması lazım.
Peki bana söyler misiniz, ölen 7 kişinin
hayat bedeli ne kadardır? Bu kanun
çıktıktan sonra, gerçekten Meclisimizin
çıkarttığı çok güzel bir kanun. Bu kanun
çıktıktan sonra hiçbir ölüm olayı
yaşanmadı. Bu 617 tane dediğim
yaralanma, o da Emniyete intikal eden
olayların çoğu, yüzde 85-90 oranında
azaldı. Kayıt dışı olarak ekonomiye
giren makine sayısında çok büyük oranda
azalma var.
Ziya Osman Açıkel
: Peki, efendim, bu 5 YTL
karşılığında kayıt dışı operasyonu
yapıyorsunuz ya, devletin bundan geliri
ne? Bu 5 YTL kime kalıyor efendim.
Dr. Tayfun Acarer
: 5 YTL’nin bir kısmı GSM
operatörlerine kalıyor.
Ziya Osman Açıkel
: Şimdi bir hesap
yapalım, siz hesap adamısınız, teknik
insansınız; 10 milyon telefondan 5 YT
alınsa rakamı söylemeye güç yetmiyor
artık.
Dr. Tayfun Acarer:
50 trilyon yapar. Şimdi 50 trilyon ya da
50 milyon YTL, ama tabii bunun tamamı
devletin değil artı burada devlet
bununla ilgili sistem kuruyor şu anda,
çok büyük bir sistem. Şimdi, kanunun
uygulanması burada bitmeyecek, 13
Aralık’ta bitmeyecek, bundan sonra aynı
etkin şekilde mücadele edilecek. Yani,
devletle bir kere inatlaşma olmaz,
devlet mutlaka halkının iyiliğini
düşünüyor. 13 Aralık’tan sonra
denetimler, özellikle satıcılar
üzerindeki denetimler daha da artacak.
Yani, şu anda bir geçiş süreci
yaşanıyor, ama dikkat edin, 13 Aralık’ta
bu konuda satıcılar üzerinde
denetimlerin yapıldığını göreceksiniz.
Ben o nedenle bu konuda devletle
inatlaşılmasını doğru bulmuyorum, çünkü
devlet mutlaka her zaman halkın yanında
olmuştur, halkı korumuştur.
Ziya Osman Açıkel
: Şimdi efendim, çok konu
var, dediğim gibi siz teknik bir
insansınız, size spekülasyonlu sorular
soramayız, bize de yakışmaz, siz de
zaten cevap vermezsiniz, sizin alan
değil.
Dr. Tayfun Acarer
: Teşekkür ederim.
Ziya Osman Açıkel
: Şöyle bakıyorum
sorularıma, bir tanesi telefonların
dinlenmesi konusu, hassas bir konu, onu
soracağım size.
Bir tanesi, baz
istasyonları sağlığımıza aykırı mıdır,
değil midir, onu soracağım.
Bir tanesi, üçüncü nesil
denilen görüntülü telefonlar konusu, ki
Avrupa’da bizden fazla görüntülü telefon
olan ülke yokmuş, en fazla bizdeymiş,
buna rağmen insanlarımızın bu kadar lüks
telefon almasını neye bağlıyorsunuz,
bunu soracağım size.
Bir diğer konu efendim,
toplum daha tam olarak algılayamadı, ama
muazzam bir gelişme, elektronik imza
olayı.
Bir diğer sorumuz
efendim, numara taşınabilirliği konusu
var, bunu da insanlarımız tam olarak
algılayamadılar. Bunların hepsine
gireceğiz. Şimdi efendim, gelin şu
telefonun dinlenmesi olayına bir
bakalım.
Dr. Tayfun Acarer
: Ben kayıt dışı
telefonlarla ilgili, son bir mesajı da
vermek istiyorum ondan sonra da
isterseniz sorularınıza teker teker
geçelim. 13 Aralıktan sonra bloke
edilecek telefonlar, bu telefonların
sayısının birkaç yüz bini aşacağını
zannetmiyorum, yani 20 milyonda birkaç
yüz bini geçmez bana göre. Çünkü, çok
güzel çalışma yapıldı Telekomünikasyon
Kurumuyla GSM operatörleri arasında, çok
güzel formüller bulundu. Büyük ölçüde
sorunlar çözüldü. Burada özellikle
belirtmek istediğim diğer bir husus da,
burada bloke edilecek telefon sayısı
birkaç yüz bin. Ama burada dikkat edin,
abonenin sim kartı bloke edilmiyor,
abonenin normal numarası devam ediyor,
onda bir sorun yok makina bloke
edilecek. En kötü ihtimal, abone oradan
sim kartını çıkartıp başka makinede
kullanabilir, onda bir sorun yok. Yani,
abonenin aboneliliği gidiyor veya
yıllardır kullandığı telefon numarası
iptal ediliyor gibi bir şey yok. Ve
dediğim gibi o sayıda muhtemelen çok az
bir sayı olacaktır, yani milyonları
konuşmayacağız diye düşünüyorum.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkanım, bir
tüketici derneğinin ifadesi aynen şu,
diyor ki oranın yöneticisi: “Telefonları
kitlenen, telefonları bloke edilen
vatandaş gidecek, bu telefonu almış
olduğu bayi ile satıcıyla kavga edecek,
bu konudan dolayı ölümler, yaralanmalar,
olaylar çıkacak, bunun sorumlusu
Telekomünikasyon Kurumudur”, yani bu
kadar da absürd bir yaklaşım olamaz
diyorum.
Dr. Tayfun Acarer
: Ben yorum getirmiyorum.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkanım,
telefonlar konusuna gelelim. Bu arada
sevgili izleyenler, bir konu daha benim
tarafından öğrenilmiş oldu, sizlerle de
bunu paylaşmak isterim. Türkiye’deki
televizyonları kapatan kurum sadece
RTÜK, yani Radyo Televizyon Üst Kurumu
değilmiş, Telekomünikasyon Kurumunun da
televizyonları kapatma yetkisi varmış,
biraz sonra bu konuyu da konuşacağız.
Sayın Başkanım, gelelim
telefonlara. Telefonların dinlenmesiyle
ilgili olarak her zaman gazetelerde
yazılar çıkar, televizyonlarda haberler
izleriz, devletimizin bazı birimleri
telefonları dinlerler-dinlemezler, her
neyse; şimdi efendim, sizin bu konuda
bir çalışmanız var. Öncelikle bir sorum
var, arkasından diğerine geçeceğim.
İlk sorum şu efendim:
Mahkeme kararı olmadan telefonlar
dinleniyorsa, sizin kurum olarak
buradaki konumuz nedir?
İkinci sorum da efendim;
bir kanun çalışması var veya
yürürlükteki kanun var, bu kanunla
beraber siz kurum olarak telefonların
dinlenmesini sizden izin almadan yapacak
kurumlara karşı hangi yaptırımları
gerçekleştirebilirsiniz?
Dr. Tayfun Acarer
: Şöyle söyleyeyim: Tabii
bizim bir düzenlememiz değil, yine Yüce
Meclisimizin almış olduğu bir karardır
5397 Sayılı Kanundur bu. O kanunla
ilgili de bu konuda, dinlemeler
konusunda bir düzenleme getirilmiştir ve
bu düzenleme de özellikle Avrupa
müktesebatına tamamen paralel, uyumlu
bir düzenlemedir; öncelikle onu
açıklamak isterim, yani Telekomünikasyon
Kurumunun bir yönetmeliği, mevzuatı
falan değil bu. Dinlemelerin mutlaka bir
gerekçesi vardır, özellikle ülke
güvenliği açısından risk teşkil eden
hususlar vardır. Burada amaç, bu işin
tamamen hukuksal mevzuata uygun bir
şekilde yapılması ve hukuksal kararlar
doğrultusunda, hakimin almış olduğu
karar doğrultusunda dinlemenin
yapılması. Burada tabii bir ince husus
var, bazı olaylarda hakim kararı
beklenilmeyecek kadar acildir, örneğin
bir sabotajla ilgili bir ihbar
alınmıştır, hakim kararı beklenilmeyecek
kadar acildir.
Ziya Osman Açıkel
: Bir istihbarat vardır,
hakim kararı beklenilmeyecek kadar
acildir diyorsunuz.
Dr. Tayfun Acarer
: Doğru. O zaman işte
yine kanunda bu tanımlanmış. Bu
gerekçeler İletişim Başkanlığına
iletilir, İletişim Başkanlığı tarafından
onaylandıktan sonra da bu dinleme
yapılabilir. Ancak hani daha sonra hakim
kararı alınamadı, yani 24 saat içinde
hakim kararı olmadı, bu takdirde o
dinlemeyle ilgili tüm belgeler, bilgiler
İletişim Başkanlığınca imha edilir ve
bununla ilgili de tutanak tutulur; yani
olayın özü bu.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkanım, gelelim
televizyonların kapatılması konusuna.
Dün gece saat 2:30’a kadar çalıştım,
çünkü siz çok teknik bir Kurumun
Başkanısınız ve zaten sizin geçmişinize
baktığımız zaman teknik bir insansınız.
Çalışırken gördüm ki bir cümle arasında
RTÜK’ten başka Telekomünikasyon Kurumu
da televizyonları kapatma yetkisine
sahip olduğunu gördük. Şimdi, burada bir
baskın olma konusu geçiyor. Baskın olma
konusu nedir efendim? Yani, siz kurum
olarak bir televizyonu neden, ne hakla,
neden ve niçin kapatırsınız?
Dr. Tayfun Acarer
: Ziya Bey, teşekkür
ederim, çok güzel konulara
değiniyorsunuz, çünkü bu kamuoyunda
genelde karıştırılıyor. Şimdi bizim
yayınların içeriği konusunda herhangi
bir yetkimiz yok.
Ziya Osman Açıkel
: Yayınlara
karışmıyorsunuz.
Dr. Tayfun Acarer
: Yayınlara karışmıyoruz,
o tamamen RTÜK’ün inisiyatifindedir,
onun görev sorumlulukları içindedir.
Bizim gerek radyo ve gerekse
televizyonlarla ilgili tek baktığımız
nokta, radyo ve televizyonların
kullanmış olduğu frekansların başka
kullanıcıları veya başka bir sistemleri
enterfere dediğimiz Türkçesi karıştırma
olaylarıdır. Bu bazen radyoyu
karıştırabilir, televizyon
televizyonları karıştırabilir, sizin
televizyonunuz başkasını karıştırabilir
veya başka televizyon sizin
yayınlarınızı karıştırabilir. Tabii
burada bütün bu Telekomünikasyon
sektörünün düzenleyici kuruluşu olması
itibariyle Telekomünikasyon Kurumu buna
müdahale eder. Bu karıştırma neden
meydana gelebilir? Çok büyük bir
ihtimalle, çok büyük bir oranda bu
verici olarak tanımladığımız cihazların
zaman içinde değer değiştirmesi,
arızalanmasından meydana gelebilir, yani
üretmiş olduğu frekansın dışında
frekanslar da üretmeye başlar, o
frekanslar da yan kanallardaki ya da
harmonikleri yan kanallardaki diğer
yayın yapan kuruluşları etkiler.
Ziya Osman Açıkel
: Peki efendim, aklıma
hemen şöyle bir şey geldi: Ben Tokat
Niksar Başçiftlikliyim. Benim bölgemdeki
herhangi bir televizyon kanalının
vericisini düşünelim. O vericiden benim
bölgemdeki insanlar rahat izlerken, bir
anda karlanma puslanma oluyor,
parazitlenme oluyor, muhtemelen
dediğiniz olay, başka bir kanalın bu
kanala bir yerde tecavüz mantığı mı
çıkıyor efendim?
Dr. Tayfun Acarer
: Ya o an vericide bir
problem yaşanıyor içinde veya başka
verici ona müdahale ediyor.
Ziya Osman Açıkel
: Bu müdahale ettiğini
varsaysak ve bu süreklilik arz ediyorsa,
o bölgede yaşayan insanlar Kurumunuza
Sayın Kurum Başkanlığına diye
bölgemizdeki televizyon kanalı sık sık
devreden çıkmakta, izlenememekte
şeklinde bir dilekçe verirlerse bununla
ilgili çalışmalar başlatır mısınız?
Dr. Tayfun Acarer
: Tabii, doğrudan zaten
bizim görev sorumluluğumuza giriyor.
Burada bir husus daha belirteyim; yani
buradaki sadece yayının bozulması değil
bazen çok daha ciddi olaylar da
olabiliyor.
Ziya Osman Açıkel
: Mesela efendim?
Dr. Tayfun Acarer
: Mesela bu uçakların
haberleşmesi, onlar da neticede telsiz
kullanıyorlar ve yapılan bir yayın, ki
genellikle radyo yayınlarından bir kısmı
uçakların yerle yapmış olduğu
haberleşmeyi de enterfere edebiliyor,
yani çok tehlikeli. Düşünün, yani tam
inişe geçtiği sırada bir uçağın
bağlantısının bozulması, kopması ve
bunun getireceği risk, çok önemli bir
şey.
Ziya Osman Açıkel
: Hiç televizyon kanalı
kapattınız mı?
Dr. Tayfun Acarer
: Evet, isim vermeyeceğim
yalnız, evet.
Ziya Osman Açıkel
: Bu olaylar oldu yani.
Dr. Tayfun Acarer
: Tabii, yani birçoğu da
bu hava haberleşmesini enterfereden
dolayı oldu. Yani, bir radyo yayını
uçakların yerle yapmış olduğu
haberleşmeyi enterfere ediyor, bozuyor
öyle diyelim daha doğrusu, ona mutlaka
müdahale etmemiz lazım. Bu konuda zaten
RTÜK’le gayet güzel bir çalışmamız var,
çok iyi diyaloğumuz var. Bizim dedim
dediğim gibi, yani yayının içeriği
konusunda bir işimiz yok, biz sadece
teknik olarak olaya bakıyoruz.
Ziya Osman Açıkel
: Ama vatandaşların
şikayeti anında derhal o bölgede devreye
girerseniz.
Dr. Tayfun Acarer
: Tabii tabii.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkanım, bir
diğer sorum da; baz istasyonlarının
denetimi konusu. Şimdi belirli
dönemlerde gazetelerde yine haberler
çıkar, işte falan caminin minaresine baz
istasyonu direği dikildi. Falan
apartmanda iki tane istasyon var, falan
okulun duvarında var, tabi ki bu
istasyonların direklerinin kullanıldığı
yerlerdeki insanlar, yöneticiler, her
neyse bu şirketlerden bir miktar da
ücret alıyorlar, bu da onların yok
apartman için veyahut da binası için bir
gelir kaynağı. Şimdi insanlar için baz
istasyonlarının sağlık konusundaki
rahatsızlıklarını şimdi bir tartışalım,
değerlendirelim.
Efendim, siz de bir
babasınız, siz de bir aile reisisiniz,
lütfen samimiyetinize sığınarak söyler
misiniz; baz istasyonları sağlık
açısından gerçekten tehlikeli midir
veyahut da bunun oranı nedir vücut
açısından değerlendirme açısından, ne
yapabiliriz?
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi şöyle söyleyeyim:
Radyasyonların değerlerine göre vücutta
yoğunlaşma etkisi yapanlar var,
yapmayanlar var. Gerek radyo
televizyonlarda, gerek baz
istasyonlarında kullanılan
elektromanyetik dalga insan sağlığı
üzerinde yoğunlaşma etkisi göstermeyen
değerlerdedir, yani baz istasyonlarında
bizim kullandığımız frekans işte 1.8
GHz, 800 MHz, 900 MHz civarında,
bunların
doğrudan insan sağlığı üzerine bir
etkisi yok, olumsuz bir etkisi yok. Ben
daha da ilerisini söyleyeyim, ben eski
çalıştığım telsiz biriminde çok güçlü
vericiler vardı, çok yoğun kullanılırdı,
florasan lamba elinizde havada yanardı,
fakat öyle çok şükür kanser olana falan
da rastlamadım hiç.
Şimdi bir şeyi belirtmek
isterim; bakın biz GSM’i kullanıyoruz,
GSM ikinci nesil telekomünikasyon
teknolojisidir, yarın üçüncü nesil
görüntülü telefonlar geliyor, ondan
sonra dördüncü nesil, şu anda beşinci
nesilin çalışmaları başladı. Şimdi
üçüncü nesil geliyor işte, birçok ülkede
kullanılmaya başlandı, buradaki
teknolojiyi başka bir şekilde başka bir
sistemle kullanma imkanınız yok. Baz
istasyonlarıyla kullanacaksınız. Ve baz
istasyonlarında da baz istasyonu
kuracağınız yeri çok fazla seçme
ihtimaliniz de yok. Yani, baz
istasyonları işte radyo televizyon
vericilerinde olduğu gibi şehrin dışına
çıkartalım, tek bir istasyondan her
tarafa yayını basalım, olmaz, bu
teknoloji bu değil. Üçüncü nesil
dediğimiz görüntülü telefonlarda da
yine baz istasyonları kullanılacak,
hatta onların sayısı yüzde 35-40 daha
fazla olacak şu anda kullanılan baz
istasyonlarından. Çünkü, onların
frekansı daha yüksek, daha sık baz
istasyonu kullanmanız lazım. Yani, o
zaman hani bir tercih, bilmiyorum, yani
halk oyu yoklaması yapsak, GSM’i hiç
kullanmayalım desek, bilmiyorum…
Ziya Osman Açıkel
: Millet güler, deli
misin derler değil mi, evet.
Dr. Tayfun Acarer
: Güler. Kaldı ki bu
sadece Türkiye’de değil ki, dünyada da
böyle. Bir şey söylüyorum, bakın altını
çizerek söylüyorum bunu, tartışılmaya da
açık bir nokta olarak da kabul
etmiyorum, yani bunu bu konuda araştırma
yapan tüm bilim adamları da benimle aynı
görüştedir diye düşünüyorum: Baz
istasyonunun çokluğu değil azlığı
tehlikeli aslında. Neden? Bunu hemen çek
edebilirsiniz, baz istasyonu ne kadar
uzaksa belinizdeki, cebinizdeki ya da
başınıza dayayıp konuştuğunuz telefon o
kadar çok enerji yaymak zorunda o
istasyonla irtibat kurabilmek için.
Yani, mesela şehir dışına çıktığınızda
baz istasyonunun pili daha çabuk biter.
Özellikle baz istasyonu kapsama alanı
zayıf olduğu veya olmadığı yerlerde şarj
çabuk biter. Niye? Daha fazla enerji
sarf ediyor, ulaşmaya çalışıyor. Halbuki
ne kadar baz istasyonunun yakınındaysa o
kadar az enerji harcayacaktır. Baz
istasyonundan ziyade cep telefonunuz
size çok daha yakın. Eğer bu
tehlikeliyse, ki ben onu da kabul
etmiyorum, tehlikeliyse, o zaman cep
telefonu çok daha tehlikeli demektir.
Çünkü, o ya başınızda, ya belinizde. O
nedenle baz istasyonundan kaçmak olmaz.
Orada çok önemli bir husus; baz
istasyonları da zaman içinde sizin radyo
televizyon vericileriniz gibi değer
değiştirebiliyor, yani bizim
belirlediğimiz sınırların ötesinde bir
sınıra geçebiliyor, o nedenle de bizim
bu konuda denetim yapmamız lazım ve
bölge müdürlüklerimiz, Telekomünikasyon
Kurumunun bölge müdürlükleri 7 ildedir
bunlar, son 4-5 aydır çok ciddi bir
ölçüde yüzde 5’lerdeki olan denetim
oranını şu anda yüzde 70’lere doğru
götürdüler. Fakat, bir taraftan baz
istasyonu geliyor, öbür taraftan denetim
yapıyorsunuz ve gayet de güzel sonuçlar
aldık. İnşallah bu Aralık sonuna kadar
bunu yüzde 85’lere taşımayı ve
önümüzdeki senenin başında da yüzde 100
baz istasyonlarının denetimini
hedefliyoruz. Burada eğer değeri
değişmiş, tehlike arz edecek istasyonlar
varsa ki, bazı istasyonlarda bunu tespit
ettik, onların düzeltilmesini istiyoruz.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Tayfun Acarer,
Sayın Başkan, gelelim elektronik imza
olayına. Bu bir devrim, bu muazzam bir
çalışma.
Dr. Tayfun Acarer
: Evet.
Ziya Osman Açıkel
: Elektronik imza ile
ilgili bu kadar ehemmiyetli olduğunu
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener Beyle yaptığımız bir
program vardı, orada öğrenmiştim ama, o
geçen süre içerisinde neler oldu, neler
bitti son altı ayda bilemiyoruz.
Efendim, elektronik imza dediğimiz zaman
çalışmalarda şöyle bir cümle var, siz de
buna katılıyor musunuz; elektronik satın
alma işlemleri, vergi ödemeleri,
pasaportlarda, nüfus cüzdanlarında, ÖSS
gibi üniversite imtihanı ve diğer belge
hazırlama işlemlerinde ve
onaylamalarında tek bir imzayla her şey
yapılabilir. Şimdi efendim. elektronik
imza olayıyla beraber Türkiyemizde ne
gibi bir çağ atlama olayı yaşayacağız?
Dr. Tayfun Acarer
: Elektronik imza,
e-devletin en önemli unsurlarından bir
tanesi, yani devlet elektronik devlet
olacaksa mutlaka elektronik imzanın
yaygınlaşması gerekir.
Ziya Osman Açıkel
: Bunu örnekleyelim
efendim, halkımızın anlayacağı şekilde.
Dr. Tayfun Acarer
: Çok güzel saydınız
nerelerde kullanılabileceğini, şöyle
söyleyeyim: Elektronik imzanın normal
ıslak imzadan, yani elle attığınız
imzadan tek farkı merasim gerektiren
bazı olaylarda kullanamıyorsunuz, mesela
evlilikte, nikah töreninde elektronik
imza ile evlenme yapamıyorsunuz, mutlaka
işte şahitler gerekiyor, o nedenle
elektronik imzayı orada
kullanamıyorsunuz, normal imza atmanız
gerekiyor. Ama onun dışında hemen hemen
her yerde elektronik imza
kullanabilirsiniz, ama tabii burada
önemli olan elektronik imzanın
yaygınlaşması.
Elektronik imzayı
özellikle kamu kuruluşları, kullanması
arttıkça kamu kuruluşlarının elektronik
imza yaygınlaşacaktır, aksi taktirde
sadece bireyler arasındaki elektronik
imza bilgisinin gelip gitmesi fazla bir
anlam ifade etmeyecek. Mesela nüfus
idaresi, eğer nüfus idaresi elektronik
imzaya geçerse, şu anda onların web
sayfasında bir formları var, bu formu şu
anda siz internetten indirebilirsiniz,
ama ne yapıyorsunuz, formu
dolduruyorsunuz, sonra altını
imzalıyorsunuz ve nüfus idaresine
gidiyorsunuz. Çünkü, o doldurduğunuz
formu fakslamanız bir anlam ifade
etmiyor, mail olarak göndermeniz de bir
anlam ifade etmiyor, çünkü sizin onu
gönderdiğinize dair resmi belge yok.
Elektronik imzada ne
olacak? Elektronik imzada aynı form
kullanılacak ama, aşağıda bir elektronik
imzanın onaylanma penceresi açılacak ve
siz eğer elektronik imza kartına
sahipseniz, bir token dediğimiz kart,
aynı kredi kartı gibi bir kart veya USB
cihazı gibi ufak, bunu kullandığınız
taktirde o pencereye, elektronik
imzadaki onay isteyen pencereye
tıkladığınızda bu sizsiniz, o nedenle
sizin elinizde belgeyle nüfus idaresine,
pasaport almak için veya vergi
idaresine, bankaya gitmeniz
gerekmeyecek, onu tıkladığınız zaman siz
sanki nüfus idaresine gittiniz, imzayı
attınız ve belgenizi teslim ettiğiniz
anlamına gelecek.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkanım, Avrupa
Birliği’ne yönelik çalışmalar tüm
hızıyla sürüyor, Avrupa Birliğine en
hazır kurumun Sermaye Piyasası Kurulu
olduğunu biliyorum. Sizin sektörünüzü,
sizin bölümünüzü ben çok iyi bilen bir
insan değildim, lütfen bunu bizimle
paylaşır mısınız? Telekomünikasyon
Kurumu AB kapısına dayanmış olan
Türkiye’nin şanına layık bir şekilde
hazırlığını yapmış mıdır? Sizin gibi
kurumlar Avrupa’da var mıdır, o kurumlar
Avrupa’da var ise neler yapıyorlar,
sizin çalışmalarınızla
karşılaştırdığımız zaman hangi
paralelliktesiniz ve onların hür ve
özgür, bağımsız olduklarını düşünüyor
musunuz, siz hür, özgür ve bağımsız
mısınız, onlara iktidarlardan baskı var
mı, size iktidardan baskı var mı?
Buyurun Sayın Başkanım.
Dr. Tayfun Acarer
: Bütün Avrupa
Topluluğunda düzenleyici otorite olarak
tanımlanan bu tür kuruluşlar var. Bu
kuruluşların temel amacı, düzenleme,
sektörüne ait düzenleme, denetleme,
yetkilendirme ve arabuluculuktur; yani,
hem düzenleme yapar, yetkilendirme
yapar, denetler ve arabuluculuk yapar.
Yani, GSM operatörleri arasında ihtilaf
çıktı bu arada arabuluculuk yapar, iki
tarafı bir araya getirmeye çalışır,
getiremezse de kararını verir, böyle
olsun der. Bu Avrupa müktesebatının da
zaten ayrılmaz bir parçası.
Bu kurullar biliyorsunuz
üst kuruldur, siyasi otoritenin
politikaları doğrultusunda çalışmalar
yapar ama, bu politikalarda tabii
uluslararası gelişmelere göre de o
politikaları da yönlendirir, yani
uluslararası gelişmelerin dışında da bir
iş yapamaz. Örneğin, bir frekans
planlaması yapılmıştır uluslararası,
tabii o frekans planlaması içinde
devletin genel görüşü, politikası
doğrultusunda çalışmalar yapar. Bir
örnek vereyim; mesela üçüncü nesil
konusu, görüntülü telefonlar çok popüler
bir konu olduğu için, belki 2006’da en
popüler konularından bir tanesi olacak
o. Şimdi burada politikayı devlet
belirliyor, ne diyor mesela, ben daha
üçüncü nesile geçmedim diyor, örneğin
2006’da geçerim diyor. Şimdi tabii
burada kurum devletin politikasını
bekliyor. Şu ana kadar bazı ülkeler
geçti, Türkiye geçmedi, Türkiye geçer,
hangi koşullarla geçer? İşte bunu
politika belirler. Ondan sonraki bütün
teknik altyapıyı bağımsız bir üst kurul
olarak Telekomünikasyon Kurulu
götürecektir, yani devlette zaten bir
karmaşa olamaz.
Ziya Osman Açıkel
: İktidarlardan veya
iktidardan herhangi bir baskı yok
diyorsunuz efendim.
Dr. Tayfun Acarer
: Hayır, yok kesinlikle.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkanım, şu
üçüncü nesil denilen telefonlara
gelelim, görüntülü telefonlara. Efendim,
bir çalışma yaptım, bu konudaki ilk
işlem Almanya’da olmuş. Almanya’da
üçüncü nesil denilen görüntülü
telefonların lisans ihalelerindeki rakam
anormal bir rakam, dudak uçuklatacak bir
rakam, 50 milyar dolara çıkmış efendim.
50 milyar dolar verip lisans alan
firmaların maalesef ömürleri de az
olmuş.
Dr. Tayfun Acarer
: Doğru iki tanesinin
bildiğim kadarıyla ömrü olmadı, devam
edemedi, diğer 4 tanesini de devlet zar
zor ayakta tutmaya çalışıyor.
Ziya Osman Açıkel
: Şimdi hani diyoruz ya,
devlet malını yüksek fiyata satsın,
güzel bir sonuç alsın. Şimdi
Almanya’daki satışta çıkan rakam 50
milyar dolar, iki tane firma yaşamış
dedim, siz dediniz ki hiç yaşamadılar
hemen bittiler, diğerleri de devlet
sahiplenmek zorunda kalmış, o da devlete
bir yük getirmiştir. Şimdi efendim,
demek ki çok büyük lisans bedelleriyle
ihale yapmak da anormal sonuçlar
doğurabiliyor. Şimdi bunu bizim
vatandaşımız hemen devletin malı ucuza
mı gidiyor kardeşim, siz ne demek
istiyorsunuz diyebilirler, lütfen bunu
mantıklı gerekçelerle açıklayabilir
misiniz?
Dr. Tayfun Acarer
: Ziya Bey çok teşekkür
ediyorum, şimdi bana göre medyanın en
önemli unsurlarından bir tanesi doğruyu
göstermektir, popülist yaklaşımlar
ülkeye çok büyük zararlar veriyor, hani
Almanya örneğini verdiniz. Türkiye’de de
bir örnek yaşandı biliyorsunuz. Aria 2.5
milyar dolara aldı, bunun işte KDV’si
falan 3 milyar doları buldu, tabi
Aycell’de aynı 3 milyar dolar o zamanki
Türk Telekom bu parayı vermek durumunda
kaldı ve daha sonra bu iki şirket o
parayla, o büyük yatırımla ayakta
duramadılar ve onunla ilgili düzenleme,
hatta düzenlemeler yapmak zorunda kaldı,
yani burada popülist yaklaşımlardan
kaçınmak lazım, aksi takdirde hani
devlet çok büyük kazandı diyorsunuz ama,
devlet bir süre sonra kazandığından
fazlasını vererek o şirketleri ayakta
tutmaya çalışıyor, gerçekçi olmak lazım.
Bazı ülkeler bu konuda güzellik
yarışmaları düzenliyor, o da ilginç,
benim de ilgimi çekmişti; yani en iyi
formülü, çözümü kim veriyor. Şimdi
Türkiye’de bu tabii siyasi otoritenin
vereceği karardır, o bizim dışımızda.
Biz, tamamen teknik alt yapının
teşkiliyle uğraşıyoruz, siyasi otoriteyi
tabii bilgilendirmemiz ayrı bir
görevimizdir, o konuda da sürekli Sayın
Ulaştırma Bakanımıza bilgiler arz
ediyoruz. O ayrı bir husus, ama burada
en gerçekçi, en objektif yaklaşımları
bizim yapmamız lazım. Mesela bazı
ülkelerde inceledik ilk 5 yıl çok cüzi
bir lisans bedeli alıyor, mesela 50
milyon dolar, 50’şer milyon dolar
alıyor, sonra, 5 yıl niye, bu 4 yıl da
olur, 3 yıl da olur, 6 yıl da olur,
artık o o anki sizin ekonominize bağlı,
o arada kuruluş yatırımını yapıyor, alt
yapısını teşkil ediyor, çünkü alt yapıya
ciddi bir rakam harcıyor yatırımcı,
şimdi bir taraftan lisans parası vermiş,
dünyanın parası, 3 milyar dolar, 2
milyar dolar her neyse, öbür taraftan da
alt yapı için de yine bir o kadar para
harcayacak, dayanamıyor şirketler buna.
Kaç firma bu kadar büyük mali güce
sahip? Zaten bir tanesi dayanırsa bu
sefer tekel meydana gelmeye başlıyor,
işin diğer tehlikeli tarafı da o, çünkü
diğerleri siliniyor, neticede bir
firmaya kalıyorsunuz. Bu nedenle devlet
ne yapıyor, 3-4 firma neyse işte,
hepsinin birden büyümesine çalışıyor,
hepsi büyüsün de dengeli olsun ve
aralarında rekabet olsun. Demin dediğim
gibi, bir tanesi buna dayanabilirse mali
yönden, diğerleri dayanamazsa zaten
otomatikman o sektörde tekel olur, o da
çok tehlikeli bir şey.
Ziya Osman Açıkel:
Şimdi efendim, tekel işine de geleceğim
de, üçüncü nesil denilen görüntülü
telefonları bir açalım, bu telefonlar
neyi kapsıyor?
Şimdi bir de asıl sormak
istediğim soru şuydu: Hemen hemen
herkesin cebinde en son model telefonlar
var, kimi MP3 çalar, kimi internete
bağlanır, kiminde film indirir
izlersiniz, yani almış başını gidiyor
teknoloji. Sizinle program öncesinde bir
ön görüşme yaparken, sohbet ederken
telefonunuz çaldı, telefonunuza
baktınız, son model, teknolojik bir
telefon, elbette ki siz koskoca bir
Kurum Başkanısınız, size sordum ki,
Sayın Başkanım sizin telefonunuz son
model, teknolojik olmasına rağmen
kullanıyor musunuz, zamanım olduğu
kadar, gücüm yettiği kadar ve işim
gereği elimden geleni yapıyorum ama,
toplumda benim telefonum kadar
teknolojik, yeni olan pek çok telefon
var ama, kimsenin kullandığını görmedim
dediniz. Şimdi bir yerde efendim, hani
hurda araç mezarlığı olur ya efendim,
bizim telefonlar da son model telefon
mezarlığına mı dönüyor?
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi şu hususu
belirteyim burada: Türkiye’de üçüncü
nesil alt yapı yok daha, şebeke
kurulmadı ama, üçüncü nesil telefonlar
şu an piyasada hızla çoğalıyor. Yani
üçüncü nesil şebeke kurulduğu zaman,
milletin, halkın bunu ayrı makine alması
gerekmeyecek, zaten makinelerin çoğu
üçüncü nesil şu anda ya da hızla ona
doğru dönüyor.
Ziya Osman Açıkel
: Avrupa’da bu kadar
telefon yokmuş.
Dr. Tayfun Acarer
: İyi bir tespit. Üçüncü
nesil makine hızla çoğalıyor Türkiye’de,
yani ilginç, ama üçüncü nesil şebeke
yok.
Şimdi üçüncü nesilde
hedef ne,ya da ikinci nesil dediğimiz
GSM teknolojisinden farkı ne? Bir kere
geniş bant veri iletimi
yapabiliyorsunuz, yani şu an ADSL
dediğimiz geniş bant veri iletim
sisteminden kat kat fazla veriyi cep
telefonunuzdan yapabiliyorsunuz, örneğin
kütüphanedeki bir kitabı çok kısa bir
sürede indirebiliyorsunuz.
Ziya Osman Açıkel
: Muazzam bir hız.
Dr. Tayfun Acarer
: Muazzam bir hız, artı
görüntü olması tabii çok büyük olanaklar
getiriyor . Yani kontrol olanağı
getiriyor, düşünün evinizde bir uzaktan
kumanda sistemi var, siz evinizdeki
şofbeni cep telefonunuzdan yakıp
söndürebiliyorsunuz, klimayı
çalıştırabiliyorsunuz, yani bu tür geniş
olanaklar getiren bir sistem. Türkiye
nüfusunun yüzde 52’si 25 yaşın altıdır
ve dünyada şu son dönemlerde en hızlı
GSM abone sayısı Türkiye’de
gerçekleşiyor. Penatrasyon oranı şu anda
yüzde 60’ları geçti yani, çok hızlı bir
artış var. Mesela dikkat edin, sabit
telefonda artık durdu, sabit telefonda
yaklaşık 19 milyon abone var ve
penatrasyon oranı, yani eve göre sabit
telefon oranı yüzde 98, yani bundan
sonra yüzde 2 artarsa artar, 19 milyonda
durdu, yani bu normal, artık bir doyuma
ulaştı. Ama GSM teknolojisinde veya
mobil teknoloji dediğimiz ikinci nesil,
belki üçüncü nesilde Türkiye’de çok
hızlı bir şey var, Türkiye’de aşağı
yukarı her ay 500 bin civarında yeni
abone geliyor. Yani rakamları
yetiştiremiyoruz, ben Eylül’de veya
Ekimde konuşurken Türkiye’de 42 milyon
diyordum şu anda aradan 2 ay geçti 43
milyon diyoruz, belki şu anda 43 milyonu
da geçti, çok ciddi oranda bir artış var
ve penatrasyon oranı bu şekilde giderse
yüzde 100’lerin üzerine çıkabilir. Böyle
dünyada ülkeler var, mesela Hong Kong’ta
yüzde 120, yani 100 kişi yaşıyorsa 120
tane numara var demektir, Türkiye tabi
çok ilginç bir ülke, genç nüfusu çok
fazla, bu makinelerdeki değişim ve
kullanma oranı tabii gençlerde çok
fazla.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkanım, siz bir
Anadolu çocuğusunuzdur, öğrendiğim için
şunu söylemek istiyorum: Televizyondaki
akşam dizilerine bakıyor musunuz, ara
sıra şöyle bakıyorum ben, izlemek için
değil, ne var ne yok diye, bütün
dizilerin çevrildiği evler dubleks,
hepsinin önünde villası, havuzu,
villaların, köşklerin kapısında lüks
model arabalar, artık 2006 model
arabalar başladı şu anda, hiç yani
piyasada göremediğimiz şeyler, evlerdeki
eşyalar son derece şık, modern,
insanlara özentili bir yaşamı bazı medya
kanalları veriyorlar, tabii ki bu da
ahlakı yozlaşmayı da beraberinde
getirdiği gibi, özenti yozlaşmasını da
getiriyor. Onun elindeki yeni de bendeki
niye eski dediği zaman da ortaya bu
çıkıyor.
Dr. Tayfun Acarer
: Son dediğinize tabii
yorum getiremiyorum konumum itibariyle
ama, şöyle söyleyeyim: Burada tabii
nüfusun çok genç olması da Türkiye’de
üçüncü nesil telefon şebekesi kurulmadan
makinelerin bu kadar yaygınlaşmasındaki
çok önemli bir etkendir.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Acarer, şimdi bir
numara taşınabilirliği diye bir konu
var, vatandaşlarımızdan aldığımız
sorulardan bir tanesi de buydu. Şimdi
efendim, diyelim ki vatandaş herhangi
bir mobil sektörde faaliyet gösteren bir
GSM operatörünün abonesi, bu vatandaş
imkanlarından veyahut da rakamlarından
memnun kalmadı başka bir şirkete geçmek
istiyor, kiminin numarası kendisiyle
ilgili özel bir numarası, kiminin
numarası bir şeyleri ona hatırlatan bir
numara, herkesin numarasına karşı bir
sevgi, sempatisi var, bunu vermek
istemiyor. Şimdi aslında bazı izleyenler
bu konuyu son derece basite
indirgeyebilirler, ya bu da soru mu
diyebilirler ama, o kadar yoğun bir
şeklide numara taşınabilirliğine önem
veren insan sayısı oldu ki hazırlık
yaparken, bu konuda neler yapmayı
planlıyorsunuz, yani benim telefonum
0500’lü bir hat ise, başka bir 500’lü
hatta geçmek istiyorsam, bu numaramı
götürebilir miyim, götürürsem neler
olur?
Dr. Tayfun Acarer
: Dediğiniz gibi aynen şu
an kullandığınız tüm numarayı, dokuz
karakterli GSM numarasını, o 500’lü
başlayan numarayı kesinlikle
değiştirmeden Turkcell abonesiyseniz
Telsime veya Avea’ya veya tersi Telsim
veya Avea abonesi iseniz Turkcell’e veya
diğerine geçme olanağını getiren bir
uygulama bu numara taşınabilirliği. Ve
yine gerek Uluslararası Telekomünikasyon
Birliği tarafından istenen ve
desteklenen, gerekse Avrupa müktesebatı
içinde yer alan halkın özgürce
hareketine olanak veren bir uygulama
şekli. Bununla ilgili de GSM
operatörleriyle çalışmalarımız Kurumumuz
başkanlığında devam ediyor.
Numaralandırmanın tam tanımını şu
şekilde yapabiliriz: abonenin telefon
numarasını değiştirmeden hizmet aldığı
operatörü veya hizmet çeşidini
değiştiren bir düzenlemedir.
Şimdi abone numarasını
değiştirmek istemiyor. Neden? Dediğiniz
gibi hatırası vardır, bazı kendisine
kolay hatırlanacak bir numaradır veya
daha çok da yüzlerce tanıdığına o
numarayı vermiştir ve çok kısa dahi olsa
o numaranın değişimi sırasında
maddi-manevi birtakım zararlara
uğrayacağını düşünür, o yüzden
değiştirmek istemiyor. Aynı numarayı
kullanarak başka bir operatöre geçme
olanağına kavuşmuş oluyor.
Ziya Osman Açıkel
: Herhangi bir ceza
olmayacak, herhangi bir ödeme olmayacak
herhalde?
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi çok güzel bir
olay dedim ama, tabii görünürde bu kadar
masum değil. Hemen yine güncel bir
yaşantınıza olayı yansıtırsanız, düşünün
ki siz bir GSM operatörünün
abonesisiniz, aynı operatöre ait başka
bir aboneyi arayacaksınız, diyorsunuz ki
benim işte operatörüm bana büyük
kolaylıklar sağladı ve ben bunun için de
yaklaşık şu kadar bedelle görüşürüm.
Ama, sizin aradığınız kişi siz
bilmiyorsunuz farklı bir operatöre
geçmiş. Biliyorsunuz, yani aynı network
içindeki görüşmeler daha ucuz.
Operatörler düzenledikleri kampanyalarla
da hakikaten çok asgari düzeye
getirdiler bunu, bu güzel bir şey
aslında, çok cüzi bir ücretle görüşüyor.
Ama, farklı bir operatörün abonesini
aradığınız zaman bu bir anda birkaç
katına çıkıyor, çok ciddi bir rakama
ulaşabiliyor. Siz mağdur olursunuz,
abone mağdur olur. Abonenin görüştüğü
kişinin hangi operatörde olduğunu bilmek
hakkıdır. Aksi takdirde bir tüketici
mağduriyeti ortaya çıkar. Bununla ilgili
de birtakım çalışmalar yapmamız
gerekiyor bizim. Nedir onlar? Bir kere
teknik alt yapının kurulması lazım, o
gerekiyor. İkincisi, bununla ilgili veri
tabanının kurulması lazım. Üçüncüsü de,
en önemlisi de, arayan, ki arayan
önemli, çünkü haberleşme bedelini o
ödüyor. Arayan aradığının hangi
operatörde bilme hakkına sahip olması
lazım. Bu nasıl olur? İşte bir uyarı
mesajı gelebilir veya onu aradığında bir
uyarı, farklı bir ton çıkabilir arama
şeklinden, yani sizin hakkınızdır. Ama
siz bile bile başka operatöre geçtiğini
bile bile arıyorsanız artık o sizin
takdirinizdir, ona kimse de bir şey
söyleyemez.
Ziya Osman Açıkel
: Efendim, bu bir yerde
demokratik ülkelerde olabilecek bir
transfer olayıdır, belki çok basit bir
soruydu ama, sizin bu anlatım tarzınız
ve Avrupa Birliği kapısındaki
Türkiye’deki insan hakları ve
özgürlükleri açısından insanların tabii
ki numaralarını değiştirebilme haklarını
da ortaya koymuş olduk bu sorumuzla.
Sayın Tayfun Acarer,
gelelim Telsim konusuna. Efendim,
Telsim’in özelleştirilmesi öncesinde
Uzan Grubundan Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonuna geçmesiyle beraber yaşanan
olayları hiçbir şekilde irdelemeyeceğiz,
onlar bizi ilgilendirmiyor. Son
dönemdeki abone sayısının 9 milyonu
aştığını gördük. Bir evvelki abone
sayısının, atağa geçtikleri döneme
döndüğü zaman 4,5 milyonluk bir abone
kitlesi varmış. Efendim, Telsim’in adı
el konulan bir şirketti. Türk toplumu el
konulan şirketlere iyi gözle bakmaz. Ne
oldu da el konulan bir şirketin abone
sayısı yüzde 100’den fazla arttı? Abone
sayısı artınca piyasa değeri arttı ve
itibar arttı. Siz Telekomünikasyon
Kurumu Başkanı olarak sizin de
kontrolünüzdeki bir şirkette neler
olduğunu bizimle paylaşır mısınız?
Dr. Tayfun Acarer
: Bu süreç içerisinde
Telsim iyi yönetildi. İlgili
kuruluşlarla, TMSF ile Telekomünikasyon
Kurumuyla çok iyi diyalogu vardı, abone
sayısını kaybetmediği gibi, dediğiniz
gibi yüzde 100’e yakın bir artış oldu.
Ve Telsim şu andaki değeri eğer bu
şekilde olmasaydı çok daha düşük olurdu
diye düşünüyorum.
Ziya Osman Açıkel
: Peki efendim, Telsim’i
de bir kenara koyduğumuz zaman, Avrupa
Birliğine hazırız dediniz, Türkiye de
Avrupa Birliğine artık hazır, gerçi bizi
biraz bekletmek istiyorlar ama, umarız
yakın zamanda gireriz. Bütün bunları da
bir kenara koyuyoruz. Avrupa Birliğinde
GSM sektöründe kartelleşmeye karşı çok
sert müeyyideleri var. Türkiye’de GSM
sektöründe bir kartelleşme, bir
tekelleşme olabilir miydi? Öyle bir şey
olduğunu varsayalım, sizin Kurum olarak
yapacağınız müeyyideler neler olabilir?
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi zaten biraz önce
de söylediğim gibi, Telekomünikasyon
Kurumunun tanımlanan temel işlevleri;
düzenleme, denetleme, yetkilendirme ve
arabuluculuk. Telekomünikasyon Kurumunun
en önemli işlevlerinden bir tanesi de,
bu tekelleşme ve kartelleşmeyi
engellemek, bizim zaten en önemli
üzerinde durduğumuz husus o. Sektörde
eğer boş bıraktığınız zaman mali gücü
kuvvetli olan diğerlerini yok edebilir.
O nedenle tabii ki sektörde birden çok
oyuncunun olması bizim başlıca
hedeflerimiz.
Ziya Osman Açıkel
: Peki efendim, GSM
sektöründe ve Türk Telekom’un
özelleştirmesini dikkate aldığımız
zaman, hepsinin adını telefon koyayım,
telefon sektöründe yerli şirketler,
yabancı şirketler, kimi çoğunluğu aldı,
kimi azınlıkta kaldı şeklinde bir
mantaliteyle bu soruyu yöneltirsem size,
yabancı şirketlerin de telefon
sektörünün her iki tarafında da yer
alması herhangi bir şekilde sakınca
doğurur mu, yoksa rekabet kaliteyi
getirir mantığından baktığımız zaman
daha mı iyi olur, daha mı iyi oldu?
Dr. Tayfun Acarer
: Ziya Bey, bir kere
rekabet kaliteyi getirir, yani onda
hiçbir tereddütümüz yok. GSM
sektöründeki kuruluşlara baktığınız
zaman da hemen hemen hiçbiri yüzde 100
yerli değil, herkesin belli hissesi
başkalarında. Hatta, yani dört beş
kademe farklı. Yani, bir şirketin
arkasında başka bir şirket var, onun
arkasında başka bir şirket var, o dönmüş
aradan bir pay almış falan. Yani, bir
örümcek ağı gibi örülmüş vaziyette. O
nedenle yüzde 100 yerli üretim yapan
ülke yok.
Belki istisnalar
olabilir, belki yüzde 5-10’luk istisna
olabilir, ama Avrupa’da özellikle yüzde
100’ü yerli olan veya yabancı olan
şirket çok zor. Yabancıdır ama, o
yabancıda da birçok yabancı vardır veya
yerli gibi gözükür ama arkasında birçok
yabancı hissedar vardır ve oldukça da
çok karmaşık bir yapıları var. O nedenle
yüzde 100 yabancı, yüzde 100 yerli
özellikle bu dönemde pek operatör yok
artık.
Ziya Osman Açıkel
: Ama şunu söylüyorsunuz
efendim: Yerli de olsa, yabancı da olsa
rekabetin olduğu yerde kalite gelir,
bundan da vatandaş daha fazla
faydalanır.
Dr. Tayfun Acarer
: Mutlaka tabii.
Ziya Osman Açıkel
: Efendim, bir de
gelelim bir vatandaş olarak ben de, siz
de, biliyorum ki sizin bir cep
telefonunuzu Kurum Başkanı olduğunuz
için Kurumunuz ödüyor, bir de kendinize
ait özel görüşmeleriniz için özel bir
numaranız var. Kurum Başkanı Tayfun Bey
değil de, aile babası Tayfun Beyin cep
telefonunu maaşınızdan ödüyorsunuz,
vergilerin yüksekliği var orada. Şimdi
ince bir yerden yakaladım sizi, bırakmam
bu konuda. Şimdi hepimizin ödemiş olduğu
telefon faturalarında yüzde 60’ı aşan
bir vergi var. Vergi oranlarını kurumlar
vergisinde AK Parti iktidarı yüzde
30’dan yüzde 20’ye indirirken 10 puanlık
bir vergiyi bırakıyor ama, daha çok
vergi geliri sağlayacağım diyor, iyi de
bir çalışma. Şimdi, şirketlerin
vergilerinden daha düşük vergi alınması
gündemdeyken ve bu bir kanun maddesi
olarak kanunlaşıp 2006’dan itibaren
görecek olursak, biz vatandaşların
ödemiş olduğu telefon faturalarındaki
yüksek vergilerin düşürülmesi de daha
mantıklı değil mi Sayın Başkanım.
Dr. Tayfun Acarer
: Şöyle söyleyeyim: Son
dönemlerde bu vergilerde yeni
düzenlemeler yapıldı söylemiş olduğunuz
gibi, bunlar olumlu gelişmeler. Bu GSM
sektöründe de bununla ilgili bir çalışma
başlatıldı.
Ziya Osman Açıkel
: Öyle mi efendim, bakın
bilmiyordum.
Dr. Tayfun Acarer
: Şöyle başlatıldı, yani
bunun neticede kararını verecek olan
devletimizin diğer organlarıdır,
iktidarın ilgili organlarıdır. Biz
sadece bilgi olarak bunu arz edeceğiz.
Buradaki vergi oranı nedir, dünyadaki
uygulamalar nedir, onunla ilgili de
sadece bilgi arz edeceğiz, ama bununla
ilgili bir çalışma var.
Ziya Osman Açıkel
: Telefon faturalarımızda
görüyoruz, bir daire, bölümlere
ayrılmış, vermiş olduğunuz, ödemiş
olduğunuz rakamın şu kadar tutarı
devlete vergi olarak gitmektedir diye.
Buna da baktığımız zaman yüzde 60’ı
geçiyor. Bu rakam, oran aşağı
indirildiği zaman insanların konuşma
dakikaları da artacak, telefon kullanıcı
sayısı da artacak.
Dr. Tayfun Acarer
: Zaten bizim Ziya Bey,
yapacağımız çalışma da öyle, işi
rakamlarla ortaya koymak, ama tabii
karar mercii biz değiliz, biz sadece
yürütme organıyız.
Ziya Osman Açıkel
: Demek ki efendim bir
çalışma hazırlığı var.
Dr. Tayfun Acarer
: Kurum olarak bu çalışma
var, bilgilendirme amacıyla var, ama
tabii bunun nihai karar mercii
Hükümetimiz.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkan, önemli
olan çalışmanın başlamasıdır, demek ki
bunun arkası da gelir. Bunu da bu
şekilde sizin ağzınızdan almış olduk.
Efendim, son sorum, son
dakikalara girdik. Yine programımızın
başına dönüyoruz, Ekonomi Kulisi
Programımızı bu hafta başlatırken
vatandaşın şu andaki gündeminde olan
kayıt dışı cep telefonlarının kayıt
altına alınmasıyla ilgili işleminden
bahsetmiştik. Son söz sizin,
vatandaşlara mesajınız ne olacak Sayın
Başkan?
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi ben müsaade
ederseniz o son konuya geçmeden bir
başka konuya değinmek istiyorum.
Telekomünikasyon sektöründe AR-GE
faaliyeti ve yerli mülkiyetin
artırılması.
Bakın, telekomünikasyon
sektöründe yıllık ciro yaklaşık 16-17
milyar dolar Türkiye’de. Bu çok büyük
gibi gözüküyor ama, Avrupa’daki pek çok
gelişmiş ülkeye nazaran hiç de büyük
değil. Hatta oradaki bazı büyük
şirketlerin telekomünikasyon
şirketlerinin cirolarından bile küçük.
Ama Türkiye genelinde 16-17 milyar dolar
ciddi bir rakam. Bununla ilgili yerli
mülkiyet payı çok düşük, yüzde 5’lerin
altında, hatta bana göre yüzde 2-3.
Yani, baz istasyonunun BTS önemlidir
orada baz istasyonu, yoksa direği önemli
değil, direği biz yerli mülkiyet olarak
yapıyoruz ama, mühim olan onun üstündeki
baz istasyonu, santralı, aradaki
modemleri, radyo linkleridir. Bu açıdan
bakarsanız Türkiye’deki yerli mülkiyet
oranı yüzde 2 ya da 3 arasında, çok
düşük, yani 16-17 milyar dolarlık bir
kısmın yüzde 2-3’ü Türkiye’de
üretilebiliyor, kalanı yurt dışında. Ha
diyeceksiniz ki yüzde 100’ü o ülkede
üretilen var mı? Hayır. Herkes, mesela
çok büyük cep telefonu şirketleri bunun
yazılımlarını kendi geliştiriyor, ama
üretimi başka ülkede yaptırıyorlar. Bu
mutlaka böyledir, yani yüzde 100’ü bir
ülkede olması zaten beklenmez. Ama,
makul bir değerde olması lazım ve
verdiğiniz kadar da almanız gerekir.
Türkiye’de bakın, şu yerli mülkiyeti
yüzde 1 artırın, yani yüzde 2’den 3’e
çıkartın, 170 milyon dolar yapar, 17
milyar dolara bakarsanız, 170 milyon
dolar, bu kaç kişilik bir istihdamdır?
Türkiye’de bu kadar genç nüfus var, çok
bilgili bir nüfus var, çok hızlı düşünen
bir ülkeyiz biz, gençlerimiz pırıl
pırıl, özellikle bu yeni nesillerde
bunlara yazılım konusunda destek
verilirse Türkiye çok önemli yol alır
hem istihdam açısından, hem milli gelir
açısından.
Kayıt dışı telefonlar
konusuna, gelmek istiyorum son olarak.
Kanunda önemli başka bir
husus var, bu ikinci el cihazlarla
ilgili. Bu ikinci ellerin aslında bakım
servislerinin Türkiye’de olması
hedefleniyor. Türkiye’de çok genç bir
nüfus var, gelişmiş ülkelerde bakım işi
çok zordur, sıkıntılı bir iştir. O
nedenle gelişmiş ülkelerin mühendislik
eğitimi veren fakültelerine bakın çoğu
yabancı öğrenci okur, yani yabancı
kökenli öğrencidir. Daha ziyade o
ülkenin halkı, gelişmiş ülkelerin halkı
işletme, iktisat, hukuk gibi daha
finansa yönelik işler, mesleklerle
uğraşır. Mühendis kökenlilerin işi
sıkıntılı, zor, teknik işlevlerdir.
Türkiye çok büyük bir kapasite, çok
bilgili ve genç bir nüfus var. Bu konuda
Sayın Ulaştırma Bakanının da büyük
desteği var AR-GE faaliyetleri
konusunda. Bunun mutlaka Türkiye’de
geliştirilmesinde her birim, başta medya
olmak üzere destek olması lazım. Ben o
konuda, yani bir puanlık bir artışın
bile binlerce üniversiteli için iş
istihdamı oluşturacağını düşünüyorum.
Kayıt dışı telefonlarla ilgili ilk
baştaki konu, en önemli konu, son olarak
isterseniz onu da söyleyeyim.
Bloke olacak telefon
sayısı tahminlerden çok az olur diye
düşünüyorum, çok güzel formüller
geliştirildi GSM operatörleri
tarafından.
Ziya Osman Açıkel
: Demek ki efendim,
insanların telefonlarına herhangi bir
mesaj gelmezse, o telefonlar beyaz
listede, en ufak bir endişeye gerek yok.
Dr. Tayfun Acarer
: Yok demektir.
Ziya Osman Açıkel
: İnsanların cep
telefonlarına seri numarasıyla ilgili
bir mesaj gelirse…
Dr. Tayfun Acarer
: Mutlaka seri numarasını
kontrol etmesi lazım o an kullandığı
telefonla.
Ziya Osman Açıkel:
"Yıldız, kare, 06, kare"ye basarak seri
numarasını görebilir, o seri numarasını
gelen mesajla kontrol edebilir efendim.
Dr. Tayfun Acarer
: Evet, aynen öyle,
yalnız burada devletin, yasa koyucunun,
hedeflediği şey; mevcut sorunluları bir
şekilde kayıt altına almak ve bundan
sonra gerek sosyal açıdan, gerekse kayıt
dışı ekonomi açısından çok büyük risk
teşkil eden bu konuyu müsamaha etmemek.
13 Aralık’tan sonra belki ilerleyen
günlerde birkaç yüz bin telefon bloke
olabilir, ama bundan sonra
kullanıcıların, abonelerin mutlaka
telefonlarını alırken kayıtlı olmasına
dikkat etmelerini, fatura almalarını ben
özellikle istirham ediyorum, çok önemli
bir husus bu. Şu ana kadar, bu kanun
çıkana kadar, yaşanan sorunların bundan
sonra da olmamasını temenni ediyorum.
Ziya Osman Açıkel
: Sayın Başkanım, ben son
derece zevkli bir program yaptığımı
düşünüyorum, sizin gibi teknik bir
insanla 7 ay önce göreve gelmenize
rağmen, son derece hızlı bir çalışma
yapmışsınız kendi ekibinizle beraber,
sonuçlarını da görüyoruz. Özellikle
ölüm, yaralanma ve gasp sayısı, hatta
şöyle diyeyim: Olay sayısının muazzam
şekilde düşmesinde sizin 12 Temmuz’dan
itibaren Hükümetin kanunlaştırdığı
tasarıyı hazırlamanızla beraber, o
çalışmayı yapmanızla beraber büyük bir
hayırlı iş yaptığınızı düşünüyorum.
Sayın Tayfun Acarer,
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı olarak
yayınımıza geldiniz, bizi
onurlandırdınız, çok teşekkür ediyorum.
Dr. Tayfun Acarer
: Ziya Bey, çok teşekkür
ederim. Tabii bunu başarılı bir çalışma
olarak tanımlıyorsanız ayrıca teşekkür
ederim. Ama tabii bu bir ekip işidir,
Telekomünikasyon Kurumunun her ferdi bu
konuda gereken desteği göstermiştir.
|