TELEKOMÜNİKASYON KURUMU
25.12.2003 TARİHLİ BASIN TOPLANTISI
KURUL BAŞKANI DOÇ. DR. ÖMER ARASIL:
Basınımızın çok saygın temsilcileri öncelikle her zaman olduğu gibi temsilinden çok büyük onur duyduğum Telekomünikasyon Kurumu adına hepinize hoş geldiniz diyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Toplantımıza gösterdiğiniz ilgiden dolayı da çok teşekkür ediyorum.Sizlerle toplu bir araya gelmeyeli sanırım 1 yıl oluyor aslında bir tesadüf. Hatırlayacak arkadaşlarımız var. Geçen sene tam bu tarihte sektörümüze ülkemizin gerek genel anlamda bilişim gerek özelde telekomünikasyon sektörü ve tabi ki tüm kesimlerine büyük katkı sağlayacak olan serbestleştirmeye yönelik yapacaklarımıza dair bir taahhütte bulunmuştuk, iş planımızı açıklamıştık. Aradan geçen 1 yılda neler yaptığımızı 1 Ocak 2004'ten itibaren yeni bir başlangıçta gerek Kurumumuza gerek sektörümüze ülkemizin her kademesindeki yöneticilere ve tabi ki asıl daha önemlisi yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı, yapacaklarımızı siz saygın sektörümüze uygun, nitelikli, erdemli basın mensupları aracılığıyla paylaşmak için buradayız .
Aslında son yılların moda deyimi governence ya da yönetişimin temel determinantlarından biri olan hesap sorabilme ve hesap vermenin çok güzel uygulamasını burada yapmak istiyoruz.
Telekomünikasyon Kurumu gerçekten kurulduğundan beri idari ve yapısal sorunları bir tarafa, başlamış bir sürece müdahil olma durumunda kaldı. Aslında bu, çok kısa geçmişine rağmen, hiç de öngöremediği, kimsenin öngöremediği bir çok problemin ortaya çıkmasıyla birlikte belki de eşdeğer kurumlara göre çok uzun yıllarda edinilecek tecrübeleri edinmemize katkı sağladı. Ancak tabi ki bu kadar hassas, bu kadar önemli, öngörülemeyen, temel özelliği eks-ante yani dönem başı ya da planlanan bir yapı taşıyan Kurumun bu süreç içerisinde hata yapması herşeyi öngörmesi mümkün değildi. Bizim de hatalarımız oldu ancak en azından Türk kamu yönetiminin ortalamasının üzerinde bir gayretle, ortalamasının çok çok üzerinde bir süratle üzerimizdeki sorumluluğunun bilincinde pekçok şeyi yaptık.
Bu hesap verme günümüzde yeni bir başlangıcı artık dönüşü olmayan olmaması gereken ve olmayacağına inandığımız bir sürecin asıl bundan sonra nelerle karşılaşıp neleri ne kadar sürede yapabileceğimizin hesabını size vereceğiz.
Bunu yaparken tabi ki sizlerden ayrı kaldığımız süreç içerisinde herkes, sektörümüzün temsilcileri, sosyal paydaşlarımız, yerleşik operatör, konuyla ilgili herkesin bu sürece ve önümüzdeki döneme ait nispeten daha subjektif değerlendirmeleri oldu, oluyor ve olacak; bu çok doğal. Yani herkes taktığı şapkaya, bulunduğu konuma uygun olarak bir şeyler söylüyor; kendi faydasını, kendi kârını, beklentilerini bir rasyonalite içersinde maksimize etmeye çalışıyor.
Ancak bu söylenenler sizler aracılığıyla kamuoyundan duyduklarımız okuduklarımız ve bizim sürekli birlikte çalışarak edindiğimiz intibalarda bence bilinmesi gereken çok önemli bir ayrıntı var, o da nedir: Yazılanlar söylenenler benzetimde hata olmaz bir puzzle'nin sadece bir parçası gibi yani belli bir bakış açısını, ne olunması istendiğini kendilerinden bizim aracılığımızla ne beklenildiğini ortaya koyan yaklaşımlar. Ancak bizim görevimiz, varlık sebebimiz puzzle'ların bütün parçalarını birleştirerek bu muhteşem tabloyu bir villa mı dersiniz harika bir manzara mı dersiniz ortaya sağlıklı bir biçimde çıkarabilmek. O zaman paydaşlarımızın söyledikleri belki bu muhteşem tablonun örneğin bir villaysa bahçesindeki çitten sarkan yaprak gibi kalacaktır.
İşte bugün bu zor ama çok anlamlı, zevkli görevin giderek netleşen resmin ortaya çıkmasında nerede olduğumuzu, neler yaptığımızı ve neler yapacağımızı sanırım alışılmış klasik basın toplantılarının birazcık dışına da çıkarak ve sizin birazcık da sabrınızı rica ederek en azından "bir yıla yakın" toplu ayrılığımızın hasretini gidermek adına da bir sunumla anlatmak istiyoruz. Çünkü bizlerin görevi sizler vasıtasıyla hep son derece nitelikli, erdemli, ülkemizin dünya ölçeğinde rekabet gücünün avantajını elde edebilecek sayılı, belki de tek sektörü olarak tanımladığımız telekomünikasyon sektöründe doğruları, yapılması gerekenleri ve bizim yapabildiklerimizi bir mesaj olarak sadece sosyal paydaşlarımızla değil; nihai ve asıl hedefimiz olan tüketicilerimizin bilgisine sunmak; son tahlilde onların son derece çeşitli, kaliteli hizmetleri, olabildiğince seçenek fazlalığı içinde en ucuza almalarını sağlamaktır.
Bu sürece giden yol meşakkatli, çok ağır. Ve bu süreç içerisinde bizim temel araçlarımız var. Onlar nelerdir; yaptığımız düzenlemeler serbestleşme çalışmalarında yetkilendirmelerde buraya gelecek paydaşlarımızın rekabetçi bir kâr oranı içerisinde, ama tabi ki hukuk düzeni içerisinde kendi yerlerini almaları ve onların varlığını sürekli kılacak bir yapıya kavuşturmalarıdır.
Bu çerçevede bugün sizlere kısa bir sunum yapmak istiyoruz. Gelişmiş ülke örneklerinde bizim de avantajlı olduğumuz veya gelişmiş ülke örneklerinde telekomünikasyon sektörünün serbestleştirme, düzenleme ve yetkilendirme sürecinde kendimize özgü niteliklerini de niye düşünmemiz gereğini sanırım ampirik olarak, mukayeseli olarak daha somut göstergelerle sizlere sunmak istiyoruz.
Bu arada sunuma başlamadan önce hep ısrarla söylediğim göreve geldiğim günden beri kurumların bağımsızlık sınırlarının tekrar burada size kısa bir açıklamayla anlatılmasında fayda görüyorum. Çünkü politika ve strateji belirleme görevi demokrasiye inanan herkes için geçerli olduğu gibi milletin teveccüh gösterdiği seçilmiş insanlara aittir. Bağımsız kurumların temel işlevi, hele sektörel, bizim gibi kurumların ikincil düzenlemelerle uygulanacak politika ve stratejilere ulusal menfaatler, uluslararası ilişkiler, sektörün kendine özgü özellikleri gibi birçok faktöre bağlı olarak örtüşecek mevzuatları geliştirmektir. Bu çok doğaldır. Asla ve kat'â hukukun üstünlüğüne, demokratik parlamenter sistemin üstünlüğüne inanan insanlar için eleştirilmesi gereken bir nokta değildir.
Yani bağımsızlık mutlak anlamda bir bağımsızlık değildir. Bizler ne politikalara, seçilmiş insanların politikalarına rağmen bir düzenleme ve yetkilendirme yaparız; Çünkü o güç, o yetki ve o hak bizde yoktur, ne de sektörümüzün, sosyal paydaşlarımızın kendi rasyonalitelerine aykırı en uygun gördükleri uzun bir süreçte -size onları da anlatacağım, karar aşamasına nasıl gelindiğini- onların isteklerinin, planladıklarının aksine bir şey yapabiliriz.Yani eşit uzaklıkta ama dediğim gibi, hem kuruluş amacımıza, kanunla verilen yetkilere hem de bağımsız kurumların felsefesine uygun bir biçimde davranmak zorundayız.
Bunu niye söylüyorum? Biz Telekomünikasyon Kurumu olarak bir yıldır serbestleşme sürecinde karşılaştığımız son derece doğal sorunlar arasında boğuşurken, en büyük desteği elbette ki sektörümüzün değerli temsilcilerinden ve ilişkili bakanımız sayın Binali Yıldırım'dan gördük. Bu iki destek, bizim için olmazsa olmaz koşuldur. Çünkü siyasetin bakış açısının bizim misyonumuzla, bizim vizyonumuzla örtüşmüş olması, en azından Kurumumuzun otoriter anlamda saygınlığının korunmasında; bizim taahhütlerimizin yerine getirilmesinde son derece belirleyici, belki de birinci faktör konumundadır.
O yüzden sizler vasıtasıyla bu çalışmaların gerçekleştirilmesinde sektöre verdiğimiz taahhütlerin yüzde yüz olmasa bile yüzde doksanını aşmış bir oranda gerçekleştirilmiş olmasında o desteğin bizim saygınlığımızın ve bizim misyonumuzla örtüşen vizyonun çok büyük bir önemi vardır. Bu çerçevede sayın bakanımızın pazartesi günü sizlerle yapmış olduğu basın toplantısının arka planında kendi bürokratlarının, bizlerin, ne yaptığına ilişkin bilgilendirilme süreci, bizimle arkadaşlarımızla bir çalışma dönemi geçirdiklerini söylememde büyük fayda var. O yüzden gerçekten kurumsal haklılığın ve kurumsal kimliğimizin pekişmesinde, genel kabul görmemizde sanırım demokrasi açısından çok güzel bir uyum, çok önemli bir eylemi gerçekleştirmiş oluyoruz. Ve bizim Perşembe günü sizlerle bu basın toplantısını yapacağımızın duyurusun da sayın bakana ben arz etmiştim. Çünkü kendilerinin onlarca iş arasında bizim size yapacağımız teknik detayları, daha analitik yaklaşımları elbette ki sunma şansını hem zaman hem de yoğunluk açısından, farklı alanlarla iştigalleri açısından mümkün değildi. Bunun da buradan sizler aracılığıyla bilinmesinde ve duyurulmasında büyük fayda görüyorum.
Bu sunumumuzda temel amacımız bir kere asıl vurgulanması gereken tabii ki şu ana kadar yaptıklarımız ve 1 Ocak 2004' den sonra yetkilendirilecek olan alanların net bir biçimde ortaya konmasıdır.
Şimdi bir kere neden serbestleşmek ihtiyacı olduğunu, bu hedeflerin neler olduğunu, bizim ne söz verdik neleri bir senede gerçekleştirdik, yaptığımız yetkilendirme ve düzenleme çalışmalarıyla henüz kurul kararı aşamasına gelmemiş olan, planladığımız 2004 iş planımızdaki çalışmalarımız nelerdir ve sonuç olarak da stratejik hedeflerimiz gibi çok özet bilgilerin yer alacağı bir sunumu size takdim etmek istiyorum.
Tabi biraz önce açıkladığım gibi öncelikle sektörümüzde yer alan aktörler ve fonksiyonlarını açıklarken Ulaştırma Bakanlığının politika ve stratejileri belirlemede; Kurumumuzun regülatör görevini yerine getirmede; hizmet sunumununda işletmeciler tarafından yerine getirildiği güçlü bir yapı üzerinde bir kere temel dayanağımızın oturtulması gerekir.
Sektördeki aktörler ve fonksiyonlarında siz basın temsilcileri de çok önemli bir yere sahipsiniz.
Şimdi bizim serbestleşmekte temel amacımız bir kere tüketiciler bağlamında ucuz kaliteli hızlı ve farklı hizmetlere ulaşabilmek, işletmeciler açısından giriş engellerinin kaldırılması, piyasaya arz ettikleri veya edecekleri mal ve hizmetlerde rekabetçi kâr marjlarının olduğu bir ortamı bulma beklentileridir.
Tabii buradaki nihai hedef, toplumun refah seviyesine kalıcı bir katkıda bulunacak serbest piyasa yapısının oluşturulmasıdır. Ancak hemen şunu açıklamakta fayda görüyoruz: Bizim serbest piyasadan anladığımız, sürekli misyon ve vizyon olarak sizlere anlatmaya çalıştığımız çerçevede, "bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler"ci bir piyasa yapısı değildir. Yani zaten düzenleyici otorite onun için vardır. Bir düzen içerisinde önceden işletmecilerin önünü görebileceği, kaotik bir yapının oluşmasına engel olunacak bir fonksiyonu icra etmektir. Çünkü Türkiye, özellikle 1980 sonrası dışa açık sanayileşme stratejileri hedefi doğrultusunda çok radikal bir biçimde giriştiği ekonomik devriminde sanırım hukuksal ve kurumsal altyapının olmaması nedeniyle özelleştirme gibi finansal piyasalardaki yaşadığımız ve halen yaşıyor ve faturalarını bütün milletin yıllardır ödeyemediği, ödemeye devam ettiği çok büyük krizlerle karşılaştı. Biz en azından sektörümüze bu yakın geçmişte aldığımız dersler doğrultusunda böyle bir krizi yaşatmayı aklımızdan dahi geçirmiyoruz. Bütün planlarımız bir düzen içerisinde sektörümüzün erdemine, niteliğine uygun bir yapıda serbestleştirmeyi gerçekleştirmektir. Yani dileyenin istediği anda gelip ne olursa olsun bir piyasa yapısı içerisinde her türlü hizmeti sunduğu, inşallah ilerde malları üretilebileceği bir yapıyı asla düşünmüyoruz. Düzenleyici otorite bunun için var.
Şimdi bu bütün genel yaklaşımlar çerçevesinde Kurumumuz malumunuz düzenleme, denetleme, yetkilendirme ve uzlaştırma görevlerini görüyor ve hemen kısaca belki onu da söylemekte fayda var. Gerçekten Telekomünikasyon Kurumu son 1 yılda çok büyük bir özveriyle çalıştı. Aslında kendisine verilen görevleri yerine getirmeye çalıştı. Ancak biz geçen sene bu tarihte sektörümüze iş planımızı açıklarken, hatırlayacak arkadaşlarımız vardır, önemli eleştiriler almıştık. Oysa o iş planımızı sektörümüzle paylaşarak kendi önceliklerinin ağırlıklı olarak daha geniş kapsamlı, sektörün düzenlenmesine yönelik düzenlemeleri tespit etmiş ve hep Kasım-Aralık gibi tarihlerde bitirme sözünü vermiştik. Bunu yaparken Türkiye'nin kendi özgün yapısından kaynaklanabilecek bazı sorunları -sezgilerimizle öngörülerimizle düşünmüştük,- örneğin bir ihale yasasının bize bir engel teşkil edebileceğini biliyorduk. Üç defa ihaleye çıkmış olmamıza rağmen bir türlü Danışmanlık hizmeti almayı beceremedik. Biz değil, Türkiye'de hemen hemen hiçbir kamu kurumu bunu beceremedi. Dolayısıyla, bazıları çok eleştirdi ama "kervan yolda toplanır" dedik. Hiçbir şey yapmayacağız böyle bir şey olur mu, söz verdik. Pırıl pırıl gencecik çok nitelikli arkadaşlarımızla aynı gün çalışmalara başlayarak tamamen kendi gayretlerimiz, -buradaki kendi ifadesi sürekli sektörle, ilgililerle paylaşarak yaptığımız çalışmalar şeklinde alıyorum- sonucunda, gerçekten büyük bir başarı öyküsünün ilk sayfalarını yazmaya başladık. Bunun için ben çok büyük özverilerde bulunan sektörümüze, ülkemize gerçekten şu anda belki pek çoğunuz tarafından idrak edilemeyen hizmetleri gerçekleştiren bu arkadaşlarımıza da Kurum Başkanı olarak teşekkürü bir minnet borcu olarak telakki ediyorum.
Bu süreç içerisinde bizim 126 işletmeciyi yetkilendirdiğimiz gözlemleniyor. Bunların dökümü elinizdeki tabloda var. Her bir lisans için aldığımız ücretler ve lisans türleri var. Bunun yanı sıra tabii bu tabloda yer almayan sanırım son düzenlemelerimizle karasal hatlar veri iletim hizmetlerine ilişkin üç şirketimizi yetkilendirdik.
Peki Türkiye'de, Telekomünikasyon Kurumu pek çok kısıtlamalara rağmen bunları gerçekleştirirken bizden çok önceden bu işe başlayan gelişmişlik ve gelişmekte olan arasındaki belki de ölçülemeyen yapısal farklılığı ortaya koyan ülkelerde durum neymiş. Bu somut göstergeler bize inanın şu faydayı sağlayacaktır.
Bugün herkes serbestleştirmeden sanki birilerinin çok kaybedeceğini, birilerinin çok kazanacağını düşünüyor. Oysa inanın birazdan bunu çok hızlı bir biçimde geçeceğiz belki ama sonraki söyleşilerimizde daha bir bilimsel daha amprik kanıtlarla size anlatmaya çalışacağım. Aslında bizler hep birlikte inanıp bu işte başarılı olursak çok kısa sürede kaybeden asla yok, herkes kazanıyor.
Devlet kazanıyor, sektör kazanıyor ve daha önemlisi millet kazanıyor. Dolayısıyla bir kere başlangıçta serbestleştirmenin biraz önce söylediğim gibi şu anda bir bitiş değil yepyeni bir dönemin başlangıcı olduğunu öncelikle vurgulamamız lazım. Kurum olarak, sektör olarak asıl işimiz bundan sonra başlıyor ve üstelik bir de buna uygun hukuk düzenini de yapmak gibi sadece ikincil mevzuatlar anlamında değil hukukun bizden önde gitmesi ya da hukukun yaşadıklarımıza göre fazla gecikmeden yapılması zaruretini de birlikte gerçekleştireceğiz. Örneğin, GSM sektöründe biliyorsunuz bir roaming sorunu, bir ara bağlantı sorunu öngörülemeyen sorunlardı. Öngörülse bile mevcut hukuk düzeni içerisinde o anda çözüm bulmamız mümkün olmayan sorunlardı.
Bunlar hem sektörümüze hem sonuçta ülkemize ve milletimize alternatif maliyetleri oldukça yüksek olacak bir zaman gecikmelerine yol açan hadiselerdir.
Gene malumunuz son altı ay içinde ortaya çıkan hakikaten dünyada örneği az ve bizlerin de yaşayarak çözmek durumunda kaldığımız yine GSM sektörüne yönelik veya internet servis sağlayıcılarında bazı sorunlar.Bunları sadece Telekomünikasyon Kurumunun icrai faaliyetlerinden sonra kurulda karara bağlanması çözmüyor arkadaşlar. Bunun bir hukuk zemini içerisinde bizim kararlarımızın kabul edilmesi gibi de ayrı ve çok daha önemli zamana ihtiyacı olan bir boyutu daha var.
Evet şimdi serbestleşmede özellikle temel amacımızın bir an önce gelişmiş ülkeler safına ulaşmak hatta bunun üzerinde yer almak olduğunu biliyoruz. Örneğin, OECD ülkeleri analiz edildiğinde 1998 Rusya ve Uzak Doğu krizinin etkilerinin özellikle seçildiği ve akut krizin 2000-2001 de bilhassa çok yoğun yaşandığı dönemlerde dahi Telekomünikasyon gelirlerinin sürekli artış gösterdiğini gözlemliyoruz.
Özellikle Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin Telekomünikasyon hizmetleri pazarı küresel krize rağmen dünya ölçeğinde en büyük gelişmeyi gösteren bir pazar olarak karşımızda.Tabi Telekomünikasyon sektörü gerçekten o kadar önemli bir sektör ki ileri ve geri bağlantı kat sayıları çok yüksek, yani hizmetin hemen verildiği anda değil ama süreç içerisinde başka sektörlere servis yapma özelliği ve üretim aşamasına geçtiğinizde başka sektörlerden girdi temin etme özelliğiyle, çarpan etkisi dediğimiz, yani gayri safi milli gelir üzerindeki etkisi gerçekten mevcut bilinen klasik sanayi sektörünün alt sektörlerine göre çok yüksek bir sektör. Bunu avantaja çevirmek, yani Telekomünikasyon sektöründeki hizmet çeşitliliğini artırmak ve hatta arzu edilen bir boyutta belirli mukayeseli üstünlüğümüzü sağlayacak üretim kanallarını orta vadede üretmeye başlamak Türk ekonomisinin 50 yılda elde edebildiği geliri inanın 5 yılda sağlanması gibi yaklaşık 10 katı avantajı beraberinde getiriyor.
Bunu ben değil gelişmiş ülkelerin yaptığı araştırmalar ve özellikle OECD'nin sektörümüze, dünya telekomünikasyon sektörüne ilişkin rakamlarından görmek de mümkün. Şimdi serbestleşmede OECD ülkelerinde yaşanan gelişmeleri kısaca değerlendirdiğimizde örneğin piyasaya yeni giren işletmecilerin erişim hatlarındaki pazar paylarının çok büyük bir artış göstermediğini örneğin İngiltere'de 98'den 2000'e kadar istikrarlı bir seyir takip ettiğini, işte en büyük bir artışın hemen hemen İngiltere'de olduğunu görüyoruz. Bunun dışında erişim hatlarında pazar paylarında çok büyük bir artış yüzdesine rastlamanın yorumunu yaparsak bunu iki nedene bağlamamız mümkün olabilir. Bunlardan bir tanesi yeni giren işletmecilerin yani serbestleşme sonrasında hizmet vermeye başlayan işletmecilerin bu sektörde yeteri kadar kâr bulamamaları ikinci olarak da yerleşik işletmecinin piyasaya girişleri yeteri kadar açmadığı ve engellediği şeklinde iki temel nedene bağlamamız mümkündür.
Gene OECD ülkelerinde özellikle sektörümüzün çok önemsediği ve hakikaten kısa vadede en büyük getiriyi elde edeceklerini algıladıkları ulusal uzak mesafe trafik payları değerlendirildiğinde, ABD ülkelerini ele alırsak ki çok farklı bir ülke biliyorsunuz mukayeselerde de matematiksel bir büyüklük olarak yakın ülke örneklerini almak gerekir. Buradaki ulusal uzak mesafe trafik paylarının erişim hatlarındakine nazaran çok anlamlı bir biçimde yüksek olduğunu görüyoruz. Bunun da tabi nedeni bu hizmetin son derece karlı olmasından kaynaklanıyor. Yani bizim sektörümüzün bir an önce uzak mesafe telefon hizmetleri işletmeciliğinin yetkilendirilmesi talebi gerçekten çok rasyonel ve haklı gerekçelere dayanıyor.
Piyasaya yeni giren işletmecilerin ulusal trafik payları incelendiğinde, düzenli bir biçimde bunun artış veya çoğu bir takım ülkelerde artış gösterirken burada çarpıcı örnekler var hızlı geçiyorum mesela, serbestleştirmesini özelleştirmeyi hızla gerçekleştiren eski doğu bloku ülkeleri veyahut Avrupa Birliğine giriş sürecinde zorlayıcı bazı koşullar getirilerek o sürecin hızlandırılması gereken ülkelerde, dramatik artışlar yani anlamlı artışlar söz konusuyken bunu daha önce başarabilmiş ülkelerde istikrarlı belli bir artıştan sonra dengeli bir seyrin gittiğini görüyoruz.
Burada şu sonuç çıkarılabilir. En azından, demek ki uluslararası telefon hizmetleri işletmeciğinde aslında her sektörde olduğu gibi piyasaya yeni girişteki aşırı talep, arzu, iştiyak belli bir süre sonra, kendi doğal akışı ve düzenleyici kurumun başarısına bağlı olarak, belirli sayıda işletmecilerin makul bir kar ortamını paylaşmaları şeklinde istikrarlı bir seyir takip ediyor demek ki.
Aynı şekilde Avrupa Birliği ülkelerinde yerleşik işletmecilerin paylarına bakıldığında yerel aramalarda % 10, ulusal arama uzak mesafe aramalarında % 20 ve uluslar arası aramalarda % 30 pazar payı kaybeden bir sonuca ulaştırdığını görüyoruz.
Özellikle uluslararası aramalarda ise yerleşik işletmecinin çok daha anlamlı bir pazar kaybettiğini görüyoruz. Yani bu ortalama olarak üç üye ülkede % 70-75 civarlarına çıkmış. Tabi bu bütün kısa bilgiler rakamlar bize hemen tüm ülkelerde Avrupa Birliği ve OECD de serbestleşmenin ilk dönemlerinde hatta devam eden üç dört yıllık süre içinde asıl anlamlı ve arzu edilen serbestleştirme yani düzenleme, yetkilendirme alanlar karlılık oranının en yüksek olan alanların olduğunu gösteriyor. Bu da çok doğal. Bu alanları bir an önce serbestleştirmeye açılması telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösterecek özel sektör yatırımcılarımızın, işletmecilerimizin hizmet verenlerin buradan elde ettikleri gelirlerle karlarla ölçeklerini büyütmeye ileriki dönemlerde kablo platformu hizmetleri işletmeciliği, alt yapı işletmeciliği gibi daha farklı daha büyük sermaye gerektiren ve kârın daha uzun vadede geri alınabildiği alanlara geçişini kolaylaştıran bir faktör olarak değerlendirilebilir.
Bir genel sonuç olarak söylemek gerekirse OECD ülkelerinin uluslar arası görüşme gelirlerindeki değişim serbestleştirme öncesinde yerleşik işletmecinin toplam gelirlerinin % 20 si civarındayken serbestleştirme sonrasında yerleşik işletmecinin % 5 i civarına düşerek % 15 lik ortalama bir gelir kaybına yol açmıştır.
Şimdi Avrupa Birliğinde bütün bu hem şimdiye kadar özellikle uzak mesafe telefon hizmetleri işletmeciliğinde yerleşik işletmecinin gelir kaybı anlamında aleyhine gibi görünen sürecin toplam gelirleri incelendiğinde karşı daha çarpıcı daha paradoksal bir tablo çıkıyor.
Örneğin eski meşhur tekellerin serbestleştirmenin ve ortaya çıkan rekabetin hemen sonrasında çok anlamlı gelir artışlarıyla karşılaştıklarını görüyoruz. Yani bu, uzak mesafe değil tüm serbestleştirme alanlarında yerleşik işletmeciliğin gelirindeki net artış veya azalış olarak bakınca Fransız Telekomun %5.5'e yakın, Norveç Telekomun %1.2'si, Swisskom %5.1, Belçika Berlicomun % 6'ya yakın ve Almanya Deutche Telekomun % 3,4'ü bir artışın olduğunu görüyoruz. 97-98 evet Buradaki vurgulamak istediğimiz husus ortalama serbestleşme sonrasında dev telekom yerleşik işletmecilerinin gelir kompozisyonunu ortaya koymak.
Yani deniyor ki Telekom çok gelir kaybedecek veyahut sosyal paydaşlarımızdan özel sektör diyor ki yerleşik işletmecinin bu konuda bir niyeti yok. Bizim burada görevimiz biraz önce girişte de söylediğim gibi doğru şeyleri yansız biçimde ülkemizin lehine ortaya koyabilmek.
Burada ulaşmak istediğim sonuç şu: Gelecekte hiç kimse kaybetmeyecek. Bunun tabi gerekli şartları var ama burada seçilmiş örnekler özellikle düzenleyici otoritelerin son derece başarılı ve etken olduğu ülke örnekleri olarak algılanmalı. Daha fazla arttığı noktalar da var. Kayıp yok, şöyle değerlendirmeniz lazım bakın kablo platform hizmetleri işletmeciliğindeki bir kaybın daha üstünü bir başka hizmetiyle yerleşik işletmeci kompanse ediyor hatta daha yüksek bir gelir de elde edebiliyor.
Buradaki anlamlı soru şu olmalı bence. Örneğin, kablo platform işletmeciliği veya uzak mesafe telefon işletmeciliğine giren şirketler yerleşik işletmeciyle bu alanı paylaşan şirketlerde elde edilen gelir yapısı içerisinde sektörle ilgili gelişme var mı yok mu?
Yani burada yerleşik işletmecinin gelirlerindeki kayıp başka hizmetlerde çok rahat kompanse edilebildiği için bir anlamı özel sektörün bu alandaki gelirinin artışı yönünde olması gerekir.
Yani birazdan onlara geleceğiz, çünkü serbestleşme dediğimiz zaman biz adı üstünde, tanım gereği diğer şartlar değişmediği ölçüde bu alanlarda faaliyet gösterecek işletmecilerin rekabetçi bir kar yapısı içerisinde işlevlerini sürdürmeleri. Elbette ki başlangıç itibariyle bir birim olduğu bir yapıda bunu bir buçuğa çıkarmanız mümkün değilse o bir birimi yerleşik işletmeciliğe gidiyorsa onun bir kısmından kayba uğraması doğaldır. Beklenen de budur. Ama bu yerleşik işletmecinin toplam gelirlerinin orta ve uzun dönemde sürekli kaybolacağı sonunu çıkartmaz.
Bunu ben söylemiyorum elimizdeki resmi OECD'nin Avrupa Birliği ülkelerinin Telekomünikasyon sektörüne ilişkin analizleri, zaman trendleri ve hatta ileriye yönelik analizleri de doğruluyor.
Evet şimdi Avrupa Birliğinde tüketici seçenekleri ve alt yapı gelişimini de hızla değerlendirdiğimiz zaman bu çok önemli yani bizim nihai hedefimiz tüketicilere daha fazla her hizmet türünde seçmek sunmak ve daha kalitelisini ve ucuzunu almak olduğuna göre, örneğin; 12 Avrupa Birliği üyesi ülkenin tüm nüfus uzak mesafe ve uluslar arası aramalar için beş ve daha fazla işletmeci için ortalama beş işletmeci gibi gerçekten sektörümüzden kabul edilebilen bir yapı arasından seçiliyor. Yeri gelmişken şunu da bilmenizde fayda var, bizim sektörümüzde rekabet kavramının kendi tanımına uygun değerlendirilmesi gerekir.
Onu da hep kamuoyunda sizler vasıtasıyla yaşıyoruz, duyuyoruz, görüyoruz, yani hatta bunu literatür de forum shoping dediğimiz sektörün aktörlerinin kendileri için daha doğru karar çıkabileceğine inandığı iki otoriteye başvurmak bir anlamda pazarlık yapmak şansı var.
Bu özellikle Rekabet Kurumu ve bizim gibi diğer kurumlar arasında çok yaşanan bir süreç.
Bizim sektörümüzde şu gözüküyor, en çok serbestleşen liberal piyasa ekonomisi kurallarını en iyi uygulayan, uygulandığını kabul ettiğimiz ülkelerden olan Avrupa Birliği üyesi ülkelerde de belirli sayıda sınırlı işletmeci var. Yani bunlar çoğunlukla oligopol piyasalar. İnternet servis sağlayıcıları bir tarafa bırakırsanız GSM piyasasında olduğu gibi sayıları 10'un altında olan ve tam rekabetin dışında sürekli düzenlemenin yapılması gereken bir yapı, onun içinde asla düzenleyici bir otoritenin bunlar üzerindeki düzenleme süreci bitmeyecektir. Neden bitmeyecektir? Çünkü oligapol piyasalarında, faaliyet gösterenlerin sayıları 10'un altında olan sektörlerde, sürekli azalan bir marjinal maliyet trendi vardır. Tekelci eğilimler vardır ve sizin birilerinin aşırı güçlenmesini önlemek için düzenlemeler yapmanız gerekir. Bu işin doğası gereğidir. Yani bizim yeri gelmişken altını çizerek ve ısrarla belirtiyorum. Özellikle Telekomünikasyon Kurumunun kendi dalında rekabet açısından dahi otorite olduğunu hem bizim hem sizler aracılığıyla her ortamda vurgulanmasının çok büyük önemi var. Yoksa iki yapılı bir otoritenin alacağı kararların biraz önce çizdiğim tehlike doğrultusunda sağlıklı olmasını beklemek maalesef mümkün değil.
Bir diğer bence anlamlı gösterge ülkemizdeki herkesin işini rahatlatacak boyutlardan bir tanesi de kamu Telekomünikasyon yatırımları alanında kendini gösteriyor. Yani rahatlatma serbestleşmenin ne kadar doğru ve faydalı olacağını göstermesi açısından. Burada bakarsanız mesela Türkiye 361 milyon dolarlık bir kamu Telekomünikasyon yatırımıyla gerçekten 194,5 milyar dolarlık bir OECD toplamı içerisinde en az yatırım yapmış bir ülke. Ancak bunun tabii çok haklı nedenleri var. 1999'dan sonra dramatik düşüş malumunuz akut kriz döneminin çok yoğun yaşandığı hem dünya küresel krizinin hem de bizim Kasım'da başlayıp 2001 Şubatı'nda doruk noktasına varan ve etkilerinin ancak 2003'ten yeni yeni giderilebilir bir büyüme, bir nefes almaya başladığımız süreç olarak tanımlanması gerekir. Ancak öncesine de baktığımızda OECD içinde kamu telekomünikasyon yatırımlarının çok düşük kaldığını görüyoruz.
Aynı anlamlı bir gösterge kişi başına düşen kamu telekomünikasyon yatırımları var, bu da hakikaten Türkiye'de kişi başına 5 dolar düzeyine düşerken yani gene ABD'yi nazarı dikkate almazsak mesela bir İngiltere'de bu rakamın kişi başına 236 dolar düzeyinde olduğunu, Danimarka'da 238 dolar düzeyinde olduğunu görüyoruz ki hedefimiz bunları şimdiye kadar kamu eliyle başarılamamış, ya da arzu edilen düzeye getirilememiş olan yatırımlarının şimdi özel sektör katkısıyla topyekün arttırılması ve sonuçta ana amacımızın gerçekleştirilmesi.
Yine OECD ülkelerinde kamu telekomünikasyon yatırımlarına yerleşik işletmeci gelirinin yüzdesi olarak baktığımızda burada da deminki analizlerimizi doğrulayan bir azalma trendinin ve OECD ülkelerinde en düşük olan bir yapıda olduğunu görüyoruz.
Şimdi serbestleşmenin özellikle Türkiye'deki yatırım, bu alandaki yatırım eksikliğinin giderilmesi yönünde ilk planda büyük katkılar sağlayacağı çok önemli. Çünkü malumunuz, yatırım harcamalarında yapılan bir birimlik bir katkı teorik olarak tüketim harcamalarında çok yüksek bir artış meydana getiriyor.
Bunun şöyle bir makro ekonomik politikalar açısından faydası da sonuçta; bu sektörün, yatırdığımız bir birim sermayenin ulusal gelirde kaç birimlik bir artış meydana getireceğinin bilinmesinden sonra ekonomik kalkınmada motor vazifesi gören bir sektör olduğu, yani sağlıklı bir serbestleştirme, düzen içerisinde bir yetkilendirme süreci, gerçekten telekomünikasyon sektörünün sermaye-hasıla katsayısı en düşük olan yani bir birim sermayenin katları oranında gelir yarattığı bir sektör olarak da yine amprik kanıtlarla doğrulanıyor. Şimdi bütün bu çok özet bilgiler doğrultusunda asıl Türkiye'de bizim hedeflerimiz ve yaptıklarımız nedir diye basın toplantımızın ana konusuna girmekte fayda var.
Bizim hedeflerimiz hizmete dayalı rekabeti tesis etmek, buralarda bir doyum noktasına geldikten sonra ya da artık hizmete dayalı rekabetin alt yapının yenilenmesini ve yeni alt yapıların kurulmasını gerektirme noktasında da özel sektörümüz marifetiyle alt yapıya dayalı bir rekabetin gerçekleştirilmesini sağlamaktır.
Şimdi kullanıcı açısından pazarın serbestleşmesi sonrasında sadece sektöre yönelik hedeflerimiz değil.Tabi ki ondan daha anlamlı, en az onun kadar ve nihai hedef olarak anlamlı olan tüketiciye ve ülkemizin bölgesel gelir dağılımı farklılıkları da dikkate alınarak evrensel hizmet yükümlülüğümüzde var. Yani hem maliyet minimizasyonu, hem fayda maksimizasyonu hem de evrensel hizmetin yerine getirilmesi, hem rekabetçi kar ortamının sağlanması kullanıcı ve bizim açımızdan hedeflerimiz.
Düzenleyici otorite, yaptığı düzenlemelerin, yetkilendirme ve düzenlemelerin pazara giriş şartlarını çok iyi belirlemek zorunda olduğu, şeffaf ve ayırım gözetmeden uygulamak zorunda olduğu bir otorite. Yani biraz önce başta dediğim gibi herkese eşit oranda uzaklıkta ama herkese hiçbir ayrım gözetmeksizin aynı açıklıkta bunu gerçekleştirmek durumunda. Bizim karar alma sürecimizin dışındaki eksojen faktörler bunların dışındadır bakın bunu özellikle vurguluyorum. Şimdi yeri gelmişken belki bunlara geçmeden zamanımız da, sizin de kısıtlı. Sanırım önce biz, Telekomünikasyon Kurumu bu düzenleme ve yetkilendirmelerde nasıl karar alıyor? Onu bilmenizde fayda var. Çünkü biz ne söz vermişiz, ne yapmışız bu elimizde var, hatırlatıyoruz da.
Verdiğimiz sözler, örneğin demişiz ki biz, geçiş hakkı 30 Kasım 2003'te bitecek. Yanında mevcut durumu görüyorsunuz. Kurum dışı görüşü alındı veya altında Kurul gündeminde veya Başbakanlığa iletildi gibi. Onun için çok özet hemen bu sürecimizi size anlatayım ki, bundan sonra bizi değerlendirmenizde hangi safhada olunduğunu ve yaklaşık ne kadar bir süre daha beklemeniz gerektiğini bize bağlı olarak bilin.Bizim dışımızdakileri biz de size taahhüt edemiyoruz. Şimdi bir düzenleme veya yetkilendirme çalışması için önce ilgili dairedeki uzmanlarımız bir araya geliyor. Bununla ilgili uluslararası ve kendi ülke örneklerimizle ilgili özgün bir çalışmayı yapıyorlar. Son derece bilimsel,sonra bunu Kurum içinde ilgili dairelerin görüşlerine açıyorlar.
Bunlar klasik bürokrasinin dışında sürekli toplantılarla gerçekleşirken tabi feedback'ler anlamında yazılı belgeler olarak da dönüyor
Bunun nedeni bu süreç tamamlandıktan sonra, konu ilgili daire önerisi üzerine, Kurul gündemine benim marifetimle alınıyor ve Kurul diyor ki bu görüşler Kurum dışı görüşlere açılmalı.
Sektörün görüşlerine açılmalı.
Bu elektronik ortamda belirli bir süre askıda kalırken eşanlı olarak ilgili kurum ve kuruluşlara; kamu, sivil toplum kuruluşlarına yazılı olarak da gönderiliyor.
Örneğin 15 gün bir ay gibi sürelerde kurul dışı görüşler alınıyor.
Sonra bu tekrar ilgili daireye geliyor. Bu kurum dışı görüşlerle bizim yaptığımız revize ediliyor, kurula sunuluyor.
Kurul bunu tekrar tartışıyor eksik gediği yoksa, bir yönetmelikle düzenlemeyle bunu Resmi Gazetede yayınlanmak üzere Başbakanlığa gönderiyor.Yok bir yetkilendirme ise asgari değerin tespiti için ilişkili olduğumuz bakanlık marifetiyle Başbakanlığa gönderiyoruz. Buradaki asgari değer tekliflerini de biz yapıyoruz ama son tahlilde kararı veren tabi ki Bakanlar Kurulu oluyor.
Bu son süreç tamamen bizim dışımızda ve bizim iş tamamlama, bitirme tarihlerimizin dışında değerlendirilmesi gereken bir süreç.
Şimdi böyle baktığımız zaman kurumumuzda sürecin nasıl işlediğine, biz mesela erişim ve ara bağlantı yönetmeliği, son derece önemli biliyorsunuz. Özellikle operatörlerimiz GSM piyasası için aslında hepsi için bu serbestleştirmeden sonra da yürürlüğe girdi. Tesis paylaşımı,ortak yerleşim Resmi Gazetede yayınlanmak üzere Başbakanlığa iletildi. Geçiş hakkı biraz önce anlattığım şekilde, Kurum dışı görüşlerimiz alındı. Şimdi benim marifetimle Kurula sunulacak ve uygun görülürse bu da yayınlanmak üzere bizim dışımızda Başbakanlığa iletilecek.Yerel ağın paylaşıma açılması şu anda Kurul gündemindedir.
Ulusal numaralandırma planı, numaralandırma yönetmeliği, kamuoyu görüşleri, dış kamuoyu görüşleri alındı.Tekrar bunların revize edilmesi için sektörle ilgili arkadaşlarımız toplantı halindeler. Bütün hepsini içeren belki çok önemli tüketici haklarına ilişkin düzenlemelerde Kurum dışı görüşümüz tamamlandı. Tabi bu maliyet modeli çok ayrı konu. Çalışmalar 2004'te devam edecek zaten o iş planımızda yer almıyordu. Bizim bunların dışında yürüttüğümüz bir çalışma. Hesap ayrımı da aynı şekilde. Gene çok önemli bir tebliğ olarak Hakim Konumda olan Etkin Piyasa Gücüne Sahip İşletmecilerin Belirlenmesine İlişkin Tebliğimiz yürürlüğe girdi malumunuz.Yetkilendirme yönetmeliği var. Bu 31 Ağustos 2003'te tamamlama tarihi gözüken. Ancak en çok eleştirebileceğiniz belki analiz ederseniz. İleriki günlerde edersiniz zaten. Burada kurul dışı görüş alındı. Ancak burada hemen şu açıklamanın yapılması gerekiyor. Bu acil eylem planında yer alan Elektronik Haberleşme Kanun taslağı doğrultusunda tüm mevzuat yeniden yenileneceği için biz çalışmalarımızı bitirdik. Bunun bu sene sonu çıkması bekleniyordu. Ancak sanırım bir rötar olacak üç beş ay çok önemli bir kanun bizim için.
O yüzden biz şu anda beklettiğimiz kurum dışı görüşleri tekrar arkadaşlarımız Kurula getirecek. Üstelik yayınlanmamasının da bir mahsuru yok. Nedeni şu; çünkü mevcut Telekomünikasyon Hizmetleri Yönetmeliğimiz şu andaki yetkilendirmelerimize hiçbir engel teşkil etmiyor. Yani biz yetkilendirmemizi mevcut yönetmeliğimize göre de çok rahat yapıyoruz. Ortak Kullanımlı Telsiz Sistemleriyle ilgili çalışmamız Eylül itibariyle bitti.
Bunu Haziran ayında ilişkili bakanlığımıza sunduk. Bu da Bakanlar Kurulu Kararı istihsalinden sonra yürürlüğe girecektir.
Keza kablo TV hizmetine ilişkin, kablo platform işletmeciliğine ilişkin kurum dışı görüşlerimiz tamam geldi. Kurul gündemimize gelecek. Sabit telsiz, karasal hatlar gördüğünüz gibi hepsi söz verdiğimiz tarihlerden pek çoğu pek az bir sarkmayla ama bu yıl içinde, bir kısmı daha önce hayata geçirilmiş vaziyette. Bu iş planımızda yer almayan alt yapı işletmeciliği gibi, uzak mesafe telefon işletmeciliği gibi yetkilendirme türlerimizi de, düzenlemelerimizi de bitirdik. Önce iş planımızda sadece voice (ses) vardı, biliyorsunuz. Oysa biz bunu tamamen işletmecilerimize kolaylık olsun diye kendilerinin de hep bu süreç içerisinde özel toplantılar sürekli bir arada gerçekleştirilerek, olurlarını alarak, uzak mesafe telefon hizmetleri işletmeciliğine çevirdik. Bunun yanısıra diğer dairelerimizde çalışmalar çok yoğun şekilde devam ediyor. Milli Monitör Sistemi projemiz bitmeyen bir projeydi biliyorsunuz. Telsiz Genel Müdürlüğünden bize kalan. Çok şükür onu tamamladık. Önümüzdeki yıl kesin kabullerini alacağız. Bunun yanısıra bilhassa tüketici haklarına ilişkin çok sıkça herkes tarafından istenen kişisel bilgilerin gizlenmesi ve işlenmesi hakkındaki yönetmelik, piyasaya gözetim ve denetime dair yönetmelik, bunların hepsi yayınlanmak üzere Başbakanlığı arz edildi ya da arz edilmek üzere.
Şimdi bütün bu bilgilerden sonra 2004'den itibaren neler yetkilendirilecek noktasına gelelim. Biraz önce anlattığım süreçte biz şu anda size 2003 iş planında kurul kararıyla deklare etmiş ve başarabildiğimiz hizmetlerin yetkilendirme sürecini anlatacağız.
2004 iş planımızı şu anda hazır olan iş planımızı ve bunlarında devamı niteliğinde olabilecek bazı hizmetler vardır ya da bu kapsamda değerlendirilecek hizmetler vardır. Kurulun onayından sonra sizlerle paylaşacağız.
Şimdi iş planımıza biz aslında deklare etmek durumundayız yani 2004'e girerken. Ancak bunun basılı hale getirilmesi tabi biraz zaman alıyor. Sanırım Ocağın ilk haftasında bunu yine sizler vasıtasıyla 2004 iş planımızı kamuoyu bilgisine sunacağız.
Bunların hepsi biraz önce çizdiğimiz çerçevede sektörümüzün ilgi gösterdiği daha öncelikle yapılmasını istediği alanlar. Ortak kullanımlı telsiz hizmeti, uzak mesafe telefon hizmetleri, kablo platform, sabit telsiz ve altyapı işletmeciliği. Şimdi bunlardan kablo sabit telsiz erişim hizmeti ve altyapı kurulun elinde şu anda. Kurul dediğim gibi artık burda nihai kararını vererek yayınlanmak üzere gönderecek siyasi iradenin tasarrufuna. Şimdi bunları, mevcut duruma hemen kısaca gelelim.
Yetkilendirdiğimiz karasal hatlar üzerinden veri iletim hizmetleri var. Bu konuda Sabancı Telekomünikasyon, yetki belgesini verdik. AT&T ve İnfonet diye bir gene Türk yabancı ortak kuruluşa yetki belgesini verdik. Ortak kullanımlı telsiz hizmetleri yerel ve bölgesel bazda telsiz hizmetlerinin sunumunu kapsıyor. Frekansın kıt kaynak olmadığı yerel ve bölgesel alanlarda ikinci tip telekomünikasyon ruhsatı; Kıt kaynak olduğu yerel ve bölgesel alanlarda ise birinci tip telekomünikasyon ruhsatı kapsamında yetkilendiriliyor işletmeciler.Bunlar yeni teknolojileri özendirecek biçimde yapılmışlar ve mevcut hizmet vericiler için 5 yıl, ilk defa yetkilendirilecekler için 10 yıl, ilk defa yetkilendirilecek sayısal telsiz hizmeti sunacak işletmeciler de 15 yıl süreli olarak yetkilendirilmektedir.
Her türlü mevzuat hazırdır ve biz bu çalışmamızı Bakanlar Kurulu istihsaline yönelik olarak Haziran 2003'te Ulaştırma Bakanlığına sunduk Kararı.
Şimdi asıl uzak mesafe telefon hizmetleri biliyorsunuz gene üzerinde durulan temel hizmet türlerimizden bir tanesi serbestleştirme alanında. Burada üç tip işletmeci söz konusu. A, B ve C tipi.
Biz, uzak mesafe telefon hizmetleri işletmeciliğimizin Bakanlar Kurulu Kararı istihsaline yönelik olan bölümü Ulaştırma Bakanlığı'na teslim ettik. Yani artık bu iş bizden çıktı. Ulaştırma Bakanımız Bakanlar Kurulu'na getirecek ve orada da teklif ettiğimiz asgari değerler üzerinden tabi ki Bakanlar Kurulumuz uygun görürse Resmi Gazete de yayınlanır yayınlanmaz biz yetkilendirmeye başlayacağız. Ancak bizim Bakanlar Kurulu kararı istihsali için Sayın Bakan aracılığıyla gönderdiğimiz metinlerde tabii bu kadar ayrıntılı ve teknik konular 1 sayfalık, yarım sayfalık gerekçelerle arz ediliyor. Ben şahsen siyasi olsam, Bakan olsam bu kadar önemli serbestleştirme ve düzenlemelerde haklı olarak bir kısa bilgi alırım. Yani bunu yazılı bir şekilde vermek çok zaman kaybına neden olabilir. Ancak biz bu konularda siyasi iradeye bu bilgileri de sunuyoruz. Sunmak zaten görevimiz, dolayısıyla Bakanlar Kurulu Kararı istihsaline giden bir yetkilendirmenin sürecinde Bakanlar Kurulumuzdaki herhangi bir bakanın da bu konuda bilgi isteme yetkisi doğal olarak vardır. Biz de bunu vermekle mükellefiz. Şu ana kadar böyle bir şeyle karşılaşmadık ama olabilir ve çok da normaldir.
Dolayısıyla bizim sizler vasıtasıyla sektörü anlatırken bile çok yorulduğumuz, çok girift teknik analizleri kapsayan bir yetkilendirmenin bu konuda direkt ilgisi olmayan siyasilerce onların ve herkesin anlayabileceği bir şekilde nakli, haklılık gerekçesinin ortaya konması son derece önemli.
Nitekim biz iller, uluslar arası arama hizmetlerinin sunumunu kapsayan bu yetkilendirme türümüzü arkadaşlarımız ve kurul onayıyla üç tip işletmeci öngörerek yaptık. A, B ve C tipi. Belki bunlara sondan başlamakta fayda var. Çünkü uluslar arası trendler gelişmiş ülkelerde asıl talebin C ve B tipine olduğunu gösteriyor.
Çünkü A tipi işletmeciler için daha yüksek maliyet bedelleri. Yani A tipi şu demek arkadaşlar. Her ile ve her ülkeye iletişim imkanını sağlaması lazım bu işletmecinin. Kolay bir şey değil. Sanırım şu gördüğünüz tablodan ortaya çıkıyor. A tipi normal telefonu bu gün uluslararası aramalarda olduğu gibi 0'a basarak istediğiniz numarayı çeviriyorsunuz. Anında alternatif işletmeci bir ara bağlantı sürecinden geçtikten sonra Türk Telekom şebekesinden, faydalanarak aranan kullanıcıya ulaşıyor. Yani Türk Telekom'un bugün uluslararası verdiği hizmetin aynısına benzeyen bir yetkilendirme türü.
Ancak bu dediğim gibi çok maliyetli bir iş. Tüm illere ve tüm ülkelere istediğiniz an konuşmayı sağlamanız gerekir. Bunun için de uluslar arası bir takım firmalarla anlaşmalar yaparak bu imkanı sağlamanız, büyük bedeller ödemeniz gerekiyor.
Yani bu hiçbir ülkede anında serbestleşmeyle beraber başlayan bir hizmet değil. Bizim yetki vermememiz söz konusu değil. Fiili durum bunun hemen 2 Ocak'ta başlamasını mümkün kılmıyor.
Yani biz sektörümüzün buna ancak 2004 son çeyreğinde başlayabileceğini öngörüyoruz. Çünkü bu fiiliyatta bir yatırım sürecini, bir anlaşma prosedürünü gerektiriyor. Önce yatırımcı sabah akşam ben görüşüyorum. Ulusal ve uluslararası yatırımcılar. Önce biz onlara yapabileceğimizin garantisini veriyoruz bugün olduğu gibi. Ondan sonra aklıselim, rasyonel müteşebbiste bağlantılarını, tüm ille ilgili alt yapı imkanlarını, uluslar arası görüşme olanaklarını sağlıyor ve bu da fiili olarak 3-4 aydan önce olması mümkün bir şey değil.
B tipinde bundan farklı olarak 4 haneli bir numara çeviriyorsunuz.
Ama en düşük maliyetli, en ucuz ve kısa sürede kâr getireni de, otoriteye karşı yükümlülükleri en az olanı da bu olduğu için dünya uygulamaları hep ağırlıklı C tipiyle başlamış ondan sonra B tipinde bir ağırlık var. A tipinde şu anda en gelişmiş ülkelerdekinin sayısı ABD'de 3 tane. 3 tane A tipi yetkilendirilmiş işletmeci ABD gibi bir ülkede faaliyet gösteriyor.
SORU:
Alt yapı sorunu konusunda neler diyeceksiniz.
Doç. Dr. Ömer ARASIL
Türk Telekom'un tabi ki yıllardır gelen krizlerinde tetiklediği maalesef bir altyapı yatırımsızlık sorunu var. Yani onu zaten ilgili tablolarda da görmek mümkün.
Ancak Türk Telekom çok yoğun bir biçimde gerçekten 1 yıldır buna kaynak ayırarak altyapısını en azından yenileme veyahut belli açılardan ıslah etme yoluna gidiyor.
Şu anda Türk Telekom'un alt yapısının tüm yapacağımız düzenleme ve yetkilendirmeler doğrultusunda birdenbire tüm sektörle paylaşmasının ne kadar uygun olup olmadığı onların sorunu yani çünkü ben Türk Telekom'un alt yapısının maliyetlerini, yatırım miktarının sağlıklı bir rakamını bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey var. Türk Telekom'un ortaya çıkan bağımsız görüşler, araştırmalar doğrultusunda çok da yeterli olmayan bir altyapısı var, yani bir alt yapı eksiklik sorunu var.
Ancak bu hızla giderilmeye çalışılıyor dolayısıyla uzak mesafe telefon hizmetleri işletmeciliğinde zaten kullanılacak yani altyapı yatırım sorununun bizim vereceğimiz yetkilendirmeler, düzenlemeler açısından şu anda bir sorun teşkil edeceğini sanmıyorum.
Dünyada da öyle olmuş, yani yerleşik işletmecinin altyapısını hemen açtım dediği ülke örneklerinde bile buraya girebilmek de biraz önce A tipi uzak mesafe işletmeciliğinde olduğu gibi kolay bir şey değil.
Şimdi sırası geldi, kablo platform hizmetine geliyoruz mesela. Kablo platform hizmeti de bizim sektörümüzün ulusal ve uluslararası yatırımcıların çok önemsediği hizmetlerden bir tanesi. Çünkü bunun da çok önemli kârlılık derecesi var. Şimdi bu hizmetle de Telekom'un alt yapısı kullanılırken bir noktadan sonra başta şunu dedim, dikkatinizi çekmiştir. Hep bir mantık bütünlüğü içerisinde sizlere sunmaya çalışıyorum. Önce hizmet bazında rekabet sonra altyapı bazında rekabet. Çünkü hem Telekom'un altyapısı tıkanacak hizmetler o kadar çeşitleniyor, sektöre girişler teşvik edilip uygun olup karlılık yükselirse artık o işletmeciler kendi altyapılarını da kurmaya başlayacaklardır.
Biz öngörülerimizde ne çok optimist ne çok pesimistiz. Yani ne komplo teorileri kuruyoruz, ne çok dikensiz gül bahçesi tahayyül ediyoruz. Çünkü her iki uçta sağlıklı karar almayı, bazı varsayımlar üzerine düşünmeyi, davranmayı bu sektöre yapılacak haksızlık diye düşünüyorum.
Şimdi roaming de yaşanan sorunların bu işin doğası gereği olmuş. Başta dedim ya bir hukuk sorunu var. Yani bunu öngörmeniz ve hukuku ona uygun hale getirmeniz mümkün değil.Belki yeri gelmişken söylemek de fayda var. Bizim dokuz tahkimimiz var şu anda. Bunların beşini kazandık. Yani hukuk alanında da gerçekten bir başarı öyküsü yazıyoruz. Ve bunları o pırıl pırıl uzman çocuklarımız ve yedi kişilik bir hukuk kadromuzla yapıyoruz. Operatörlerin Telsim'in ve Turkcell'in bize karşı açmış olduğu davalardan beşini kazandık. Bunların ikisi roamingle ilgili usul ve esaslar. Hazine paylarına ilişkin davalardan ikisini kazandık ve burada bu kazandığımız davalar aslında Telekomünikasyon Kurumunun ne kadar haklı olduğunu uluslararası ticaret mahkemesinin artık bir daha geri dönülmesi mümkün olmayan bir şekilde teyidi demektir. Yani bu Aria'nın açtığı davada Aria'nın bizim kazandığımız davayı Rekabet Kurumu'nun kararının haklılığını gösteriyordan ziyade, Telekomünikasyon Kurumu'nun haklılığını gösteriyor diye ifade etmesi gerekirdi diye düşünüyorum.
Çünkü bizim kazandığımız dava Aria'nın da haklılığını ortaya koyan bir davadır. O anlamda bakılırsa biz bizim roaming usul ve esaslarımıza ve yönetmeliğimize karşı açılan davaları kazandık.
Bu kolay bir şey değil yani şimdi aradan süreler geçince bu hukuk mücadelesi yepyeni bir dal, uzman arkadaşlarımız yaşayarak öğreniyor ve karşımızda gerçekten bu işe çok büyük sermayeler yatırmış şirketler var. Geleceklerini buna vuku bulmuşlar. Yani biz bütün bunlardan ders alarak işte ara bağlantıları konusunda işletmecilerin yerleşik işletmecimize gidince tekrar bir kaotik durum oluşmasın, dediğim gibi ekonomi ve sektörün gerektiği şeylerin dışındaki faktörler rol oynamasın diye de gerekli tedbirleri alıyoruz. Mesela referans ara bağlantı ücretlerimiz biliyorsunuz işte 23 Eylül'de tüm operatörlerle yerleşik işletmeci anlaştı. Ama şimdiki süreçte, yeni bir işletmeci girdiğinde ve ara bağlantı anlaşmasını, onun dışında bir rakama verirse ve o işletmeci bize "gelin bunu çözün" derse, görevimiz olarak bizim bütün çalışmalarımız hazırdır. Avrupa Birliği standartlarına uygun bir ara bağlantı ücretlerini hemen belirleyebiliriz. Ancak bu bize gelene kadar iki yerleşik ve bu işi yapmak isteyen işletmecinin tamamen karşılıklı anlaşması üzerine dayalı bir esastır. Yani şebekeler arası işbirliği sözleşmesi gerekir.
Evet şimdi bir diğer yetkilendirilecek önemli hizmetimiz kablo platform hizmetleri. Bu hizmette yetkilendirilecek hizmet, kablo TV şebekesi üzerinden radyo ve TV yayınları ile veri iletimini internet ve telefon hizmetleri sunumunu kapsamakta. Yani ayrı bir şebeke olması nedeniyle de pek çok hizmete alternatif oluşturmaktadır. Bu çalışmalar yapılırken bütün dünya ülkeleri ayrıntılarıyla incelendi.Bir rapor haline geldi.
Özellikle yurtdışına uzman arkadaşlarımızı götürememenin sıkıntısını en azından burada çok sayılı günde de olsa İngiltere'de Oftel ve ITC uzmanlarının deneyimlerinden faydalanıldı ve sektörün görüşleri alındı. Halen de alınmaya devam edilecek.
Bu konuda şu anda kurum dışı görüşler almak üzere kurum internet sayfasında yayınlandı ve buradan dönüşte Kurulun tartışmasına gelecek ilgili dairelerin son haline getirmesiyle.
Kablo TV, radyo yayını, internet hizmeti, telefon hizmeti veri iletimi gibi çok geniş kapsamlı hizmet çeşitliliği ve karlılık oranı yüksek bir iş.
Tabi bunun yetkilendirilmesi çok önemli. Bakın neden önemli burada dünyada bile halen tartışılan bir konu. Yani iki alternatifimiz var. Her isteyen bu hizmeti vermeli, verecek mi yoksa burada bazı sınırlılıklar çerçevesinde mi vereceğiz.
Bunun içinde Türkiye'nin bölgesel gelişmişlik farklılıkları gelir dağılımı farklılıklarının esas alınması gerekir. Yani biz icra olarak şu anda hibrit bir model üzerinde düşünüyoruz.
Ancak bunun birinci tip telekomünikasyon ruhsatı mı olacak ikinci tip telekomünikasyon ruhsatı mı olacak, imtiyaz mı olacak konusu henüz netleşmiş değil. Bunu en kısa sürede zaten dediğim gibi fiili olarak bu hizmetin başlaması için belli bir süreye ihtiyacımız vardır.
Bizim yetkilendirme sürecimiz ilk çeyrekti. Yani biz bu yetki vermeye hak kazanma süreci olarak tanımlayalım.
Bizim dışımızda siyasi iradenin onayından geçtikten sonraki boyutuyla birlikte bu hizmeti verecek işletmecilerin zaten fiili olarak belirli bir süre geçmesi gerekecek ama biz yetkiyi birinci çeyrekte bu Ocak'ta olabilir, Mart'ta olabilir, vereceğimizi ve bu konuda müracaatları değerlendireceğimizi düşünüyorum. Ancak yine hemen söylemekte fayda var belki bununla ilgili bir pilot uygulama da yapılabilir. Çünkü bu öyle kolay bir şey değil.Yani siz bugün hiçbir işletmeciye İstanbul'da herkes vermek ister de arkadaş git Hakkari'de, Kars'da da bunu ver diyemezsiniz. Yani oralara vermek isteyenin sınırsız bir girişim olması arzu edilirken pastanın büyük gelirin çok yüksek olduğu yerlerde koşulları daha iyi belirleyerek sınırlı bir girişim imkanı sağlamak gerekir diye düşünüyoruz.
Bu icranın kararı bildiğiniz gibi şu anda kurul bu konuda karar vermiş değil.
SORU:
Kaç ciddi görüş geliyor size?
Doç. Dr. Ömer ARASIL
Buna çok ciddi görüş geliyor, herkes cevap veriyor. Prensip olarak biz sivil toplum örgütlerine, bu hizmeti vermek durumunda olan işletmecilere, vermekte olanlara veya vereceklere bir de kamu kuruluşlarına görüş soruyoruz. Bu en fazla 1 ay alıyor duruma göre yapılan çalışmanın durumuna göre ehemmiyetine göre bu 15 günle 1 ay arasında değişiyor ve 20 den aşağı olmamak üzere ciddi görüşler de geliyor.
SORU:
VoIP için 2004 yılında yetkilendirme yapılacak mı?
Doç. Dr. Ömer ARASIL
Şimdi bakın bu VoIP konusu yani bizim bazı şeylerde çok at gözlüğü ile bakılıyor. Bu bizim uzak mesafe telefon hizmetleri işletmeciliği içinde teknolojiden bağımsız değerlendirdiğimiz bir konu yani voice over bir sürü hizmet olur.
Bu yetkiyle hepsini ayrı ayrı yetkilendirmek yerine bütün imkanı veriyoruz. Neyle yaparsan yap yani bu kadar basit. VoIP bu işin küçücük parçası. Bu katılım meselesi çok önemli. Şimdi hep biz kendimizi anlatamıyoruz.
Fazla tevazuda kibirden derler aslında o kadar güzel işleyen bir mekanizma ki o....Bu sizin yaptığınız çalışmaya taraf olanların sayısıyla orantılı.
Ama hangi çalışma kaç kişiyi ve sivil toplum örgütü şeklinde örgütlenmiş varsa tam bir katılım sağlanıyor ve kendileriyle de görüştüğümüzde artık yorulduklarını beyan ediyorlar. Çünkü biz arkadaşlarımız akşam saat 6'dan 8'den sonra da çalışıyoruz.
Yani sadece elektronik ortamdaki askıda kalma boyutu yok. Hayali veya sadece şekil şartı gerçekleşsin diye yapılmış bir şey değil son derece efektif ve işleyen bir mekanizma.
Sağ olsunlar onların görüşleri katkıları zaten bu hizmetlerin bu kadar hızlı bu noktaya gelmesine yol açtı.
Şimdi bakın Türk Telekom'un kendi projeksiyonları ayrı bir şirket kendileri tarafından yapılmak gerekir.
Onun için çok sağlıklı verilerin bizde olması gerekir ki biz hepimizin değeri olan Telekomun ilk planda ne kadar gelir kaybedip bunu orta vadede neyle tazmin edebileceğini telafi edebileceğini bilelim. Öyle bir bilgi yok.
Bu Türk Telekom tarafından muhakkak yapılmıştır. Zaten sanırım serbestleştirme sürecinde aslında bizim 1 Ocak 2004'den şöyle kısa vadede bir plan olarak mesela 2006 sürecini net bir biçimde de ortaya koymamız lazım.
Bu anlamda da biz çalışacağız tabi ki. Hem bunu siyasete, ilgili kesimlere bir bilgi olarak vermek yükümlülüğümüzde var. Yani onların önünü görmek ve kararlarımızda kolaylaştırıcı bir katkı sağlamaları yönünde de bunu da yapmak zorundayız.
Bunlar projeksiyon, bizim bilimsel kendi ülkemize sektörümüze yapmak zorunda olduğumuz ihtiyari çalışmalar, ama biz bunu zorunlu addediyoruz. Yani biraz önce söylediğim gibi sadece günü kurtarmak değil orta ve uzun dönemde de vaktimiz olursa ki olmak zorunda, bunları yapacağız. Bunun için bizim yetkilendirmeyle ve düzenlenmeyle, gecikmeyle ilişkilendirecek yönü yok.
Bizim ekstradan sektöre, sizlere, kendimize bir bilgi hazırlamak üzere Sektörel Araştırma dairesi var, bunları yapmak zorundayız ama önce tablonun ortaya çıkması lazım.
Bakın şu bir gerçek. Yani ortada bir tablo var. Türk Telekom, evet uzak mesafeli telefon işletmeciliğinde bir gelir kaybedecek. Bunun boyutunu ben bilemem ama bu gelirini kısa süre sonucunda telafi edecek başka olanaklara kavuşacak. Bu da çok bilinen bir gerçek. Artı sektör kazanacak. Şimdiye kadar hiçbir şey kazanmayan bir sektör Telekomünikasyon hizmetlerinden bir para kazanacak. Sonuçta da devlet de daha fazla gelir elde edecek. Vergi oranlarını düşürerek yani arz iktisadının işlemesiyle devlet daha fazla gelir edecek.
Bu bilimin bir gerçeği, uygulamalarla teyit edilmiş bir gerçek.
Bunun arasında kalanlar kozmetik tadilatlar, ayrıntılar. O kadar önemli değil o ince ayar politikaları Telekom yöneticilerinin sektör yöneticilerinin, iş adamlarının fine tuning dediğimiz ince ayar. Kendilerinin eşanlı tedbirleriyle giderebilecekleri konular. Yani biz Kurum olarak düzenleme ve yetkilendirmelerin makro ayrıntılarını o anlamda düşünmek zorundayız yani hizmet olsun diye bütün yükümüze rağmen ekstra yapmak yükümlülüğünü hissettiğimiz hizmetler bırakın engeli, bir katkı sağlayacak olan şeylerdir.
SORU:
Aylardır sizi arıyoruz yardımcılarınızı arıyoruz. Sabah 9:00 da arıyoruz. Siz gece ikide bile çalışıyorsunuz ama bugüne kadar burda görülen hava da bu zaten. Niye bunları anlatma imkanı bulmadınız, bunları birilerine söylemeliydiniz. Herkes siz kapıları kapattınız yatıyorsunuz gibi bir görüntü veriyor.
Siz bir yıl niye beklediniz; benim anlamadığım da bu. Bunları parça parça kamuoyuna anlatmalıydınız, kamuoyu da doğru bilmeli. Dün mesela TV'de tekel oluşturan Türk Telekomun genel müdür vardı. Tüm topları attı size. Halbuki cevapların büyük kısmını burda alıyoruz. Bunu bence daha önce almalıydım diye düşünüyorum.
Doç. Dr. Ömer ARASIL
Sağ olun o güzel sözleriniz için biz kamu görevlisiyiz. Vazifemiz, bunun için para alıyoruz ve biz parasal boyutunun dışında hakikaten bu sektöre hizmet edebilmeyi bir lütuf olarak görüyoruz . O yüzden yaptığımız işlerin takdiri belli bir dönem sonra herkes tarafından görülecek. Sadece beklediğimiz teşekkür de değil eleştiri ama yapıcı eleştiri. Bizi üzen o. Şimdi şunu düşünüyoruz bir şeyi netleştirmeden süreç arasında söz verip gerçekleştirememek kurumsal ve ülke anlamında bir mahcubiyettir.
Sizlerle 1 yıl sonunda paylaştığımız bu toplantı alnımızın akıyla şerefimizle, yaptıklarımızı, geciktirdiklerimizin nedenini ve yapamadıklarımızın nedenini, yani yönetişimin bir gereği olarak tanımlıyoruz. Yoksa sanırım Türkiye Cumhuriyeti devletinde pek çok kamu kuruluşunda bu fedakar, bu çalışkan insanlar vardır. Ancak bu da çok doğaldır.
Devletin artık demokrasilerin gelişmesinde tamamen küçük ve etkin, yargının çok etkili olduğu bir döneme paralel gittiğini görüyoruz. Yani gelişmişliğin, demokratik gelişmişliğin tanımı bu. Burada da kamuya bakış benim de arada bir sızlandığım, yakındığım hakikaten komedi niteliğine varan bürokratik bir yapı.
Bizim elimizde olmayan bu gecikmeler sonuçta bize mal edilip sizlere mahcup olma gibi büyük bir riski de taşıyoruz. O yüzden yapabileceklerimiz azsa da ama öz. Bittikten sonra sizlerle paylaşıyoruz.
Tabi bu demek değildir ben pek çok arkadaşınızla arada hiç hesapta olmayan konulara ilişkin kişisel görüşlerimi paylaştığım noktaları da vardır. Ancak kendimizi tanıtmak hakikaten o yönüyle eksikliğimiz bizim pek yeteri kadar tanıttığımı düşünemiyorum o da benim eksikliğim. Çünkü bu konularda önce işimizi yapıp kanunla verilmiş temsil ve tanıtım görevlerimi belki de kişisel olarak, sevmediğimizden pek fazla yapamıyoruz. Arkadaşlarımıza da bütün çalışanları o anlamda haksızlık ediyoruz.
Şimdi bir diğer yetkilendirmemiz geniş bant telsiz erişim hizmetleriydi. Bu da önemli Ertuğrul Bey'in ifadesiyle pek de sevilmeyen bir frekans bandı olan 24,5-26,5 bandında bu sanırım yağmurlu ve sisli havalarda, kötü hava koşullarında pek verimli olmayan bir bant.
Görüntü orada yüksek kapasiteli veri hizmetini sağlayacak bir şebeke veri ve ses iletimini sağlıyor. Kurulma kolaylığı var. Hizmetin hızlı bir şekilde yayılma özelliği var. Hem erişim pazarında hem de alt yapı pazarında alternatif oluşturuyor ve rekabete çok olumlu katkıları var.
Yetkilendirme bölgesel olacak birinci tip telekomünikasyon ruhsatı olacak sınırlı işletmeciye ihale usulü ile verilecek. Yani bu şu anda icranın teklif ettiği düşündüğü noktalar. Nihai kararı Kurul verecek ve bizim icra olarak getirmeyi planladığımız, arkadaşların uzun çalışmaları sonucunda ortaya çıkan bu asgari değer tespiti kamuoyu görüşünden sonra anlattığım süreçte tekrar bu yetkilendirme türünü de hayata geçireceğiz.
Yine sözümüz olmayan ancak bizim içimize sinmeyip yapmak zorunda hissettiğim bir diğer hizmet altyapı işletmeciliğiydi. Bu, Türk Telekom'un taşıyıcı şebekesine alternatif teşkil edecek kamusal kullanıma açık Telekomünikasyon altyapılarının kurulması ve işletilmesini içeriyor. Bu kaynakların etkin kullanımı açısından önemli, yerel ağın kapsam dışı bırakılması düşünülüyor burada.
Ulaştırma Bakanlığı'na teklif edeceğimiz asgari bedeller sektörde alt yapı bazlı rekabet önce teşvik edecek ve kaynak kullanımında etkinliği azaltmayacak şekilde planlanıyor.
Bunun için hazırlanan anket formu, sualnameler sektörün görüşüne açıldı. Tabi bu bizim dışımızda demir yolları, karayolları, Botaş elektrik işletmeleri anonim şirketi ve yerel yönetimleri de çok ilgilendirdiği için bunların görüşleri de bu konuda isteniyor.
Şimdi hemen hızlanalım isterseniz düzenlemelerimiz vardı burda başta söylediğim gibi şu anda uygulamada erişim ve ara bağlantı yönetmeliği var. Bu konu, kamuoyunu epey bir meşgul etti. Özellikle Türk Telekom'un geriye yönelik elektrik mühendisleri odasınca açılan bir davanın kazanılması sebebiyle gündeme geldi. Bir anlaşmazlık süreci yaşandı.
Biz de orada uzlaştırıcılık görevimizi elimizden geldiğince yerine getirmeye çalıştık. Sonuçta Türk Telekom tüm operatörlerle anlaştı ve bizim müdahil alacağımız tarihinden 1 gün önce tüm protokollerini bize teslim ederek bu sorunu kendi aralarında çözmüş oldular.
Anlaşma yapamayan GSM işletmecilerinin Çağrı sonlandırma ücretleri bizim tarafımızdan belirlenmiştir ki burada asıl anlaşmaları gereken Türk Telekomun sonlandırma ücretleridir. Yani Turkcell'in, Telsim'in Türk Telekoma ödeyecekleri sonlandırma ücretleri önemlidir. Bir de etkin piyasa gücü ve hakim konumda bulunmaları sebebiyle Turkcell'in, Telsim'in her ikisinde diğer operatörlerle yapacakları sonlandırma ücretinde anlaşılmış olması önemlidir.
Bunlar kendileri anlaştılar. Sadece değer aslında kendilerinin anlaşmayıp bizim yapmamız gerekenlerle ilgili Kurul tarafından tespit edilen sonlandırma ücretleri söz konusu. Ancak dediğim gibi bu konu hassas bir konudur. Bizim hazırlıklarımız herşeyimiz tamamdır. Gönül tüm işletmecilerin serbest rekabet ortamında bu ara bağlantı ücretleriyle ilgili kendi anlaşmalarını istiyor ama birinin anlaşamaması tüm anlaşmaları bozacağı için mevcut ve yeni gelecekler için söz konusu bu. Orada bizim hazırlıklarımız tamamdır.
Ortak yerleşim ve tesis paylaşıma ilişkin bir düzenlememiz var biliyorsunuz. Bu Türk Telekom ve etkin piyasa gücüne sahip işletmecilerin tesislerine diğer işletlemecilerin cihazlarının yerleştirilmesi ara bağlantı ve yerel erişim amacıyla yapılan bir düzenleme. Bununla ilgili kurum dışı görüşler alındı ve kurulun onayından çıktı ve Resmi Gazetede yayınlanmak üzere Başbakanlığa gönderildi.
Geçiş hakkı düzenlememiz keza öyle. Kurum dışı görüşler alınma aşamasında, ondan sonra kurula gelecektir.
Numaralandırma yönetmeliğimiz telekomünikasyon şebekelerinde kullanılan ulusal planlama gerektiren numara kaynağının yönetimini sağlamak üzere bir taslak hazırlanmıştır. Burada görüyorsunuz bunları vereceğiz, yani amaçlarını tekrar anlatmıyorum. Kurum dışı görüşler alınmıştır.
Burada numara taşınabilirliğiyle değildir bunu karıştırmamanız gerekir. Sadece numaralandırma yönetmeliğidir. Numara taşınabilirliği ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Belki bu yılın iş planında Kurul'un kararıyla yer alabilir. Onu da sizlerle paylaşacağız.
Etkin piyasa gücüne sahip işletmecileri belirledik tebliğimiz doğrultusunda. Telekomünikasyon hizmetleri piyasasında Türkcell çağrı sonlandırma hizmetleri piyasasında Turkcell ve Telsim etkin piyasa gücüne sahip işletmecileri olarak şu anda gözüküyorlar.
Şimdi bütün bunlar bizim bahsettiğimiz süreç aşamalarını tamamlamış kurul kararları doğrultusunda bir yılda gerçekleştirmiş olduğumuz hizmetlerimizdir. Bir de önümüzdeki dönemde yapmayı planladığımız yetkilendirmeler var ki bu tamamen şu anda bizim düşüncemizdir. Yani kurula getirilmemiştir, paylaşılmamıştır ve bir iş planı anlamında hangilerinin girip girmeyeceği üzerinde karara varılmış değildir.
Bunlar telefon hizmeti sağlayıcılığı, mobil internet sağlayıcılığı, akıllı şebeke işletmeciliği, sanal mobil şebeke hizmetleri, uygulama hizmetleri sağlayıcılığı, faturalama hizmeti, katma değerli telefon hizmetleri, ankesörlü telefon hizmetleri ve üçüncü nesil mobil telekomünikasyon hizmetlerinin yetkilendirilmesi vardır.
Düzenlemeler olarak da numara taşınabilirliği, asgari hizmet, evrensel hizmet uygulamaları, yerel ağın paylaşımıyla ilgili ek düzenlemeler, yetkilendirmeye ilişkin ihale tedbiri, ilgili pazar tanımlarının yapılması gibi arkadaşlarımız hakikaten yine bütün sorumlulukları alarak böyle ayrıntılı, zor ama olması gereken düzenleme ve yetkilendirmeleri 2004 iş planımıza dahil etmek üzere sanırım benim marifetimle kurula sunacaklardır.
Evet şimdi sonuç olarak sanırım şunu vurgulamakta yarar var. Telekomünikasyon Kurumu sektörün tüm aktörleriyle ortaklaşa çalışarak gerçekten onların önceliklerinin önceliğine göre tespit ettiği hedeflerin hemen tamamını yerine getirmiştir.
Burada bir takvim, erteleme öteleme asla söz konusu değildir. Siyasi irade, Sayın Bakan zaten bunu kendi basın toplantısında beyan etmiştir. Sağ olsun başta dediğim gibi her ortamda bize bu liberal düşüncelerini paylaşıp manevi desteğini vermiştir.
Bizim açımızdan zaten misyonumuz her gün her yerde deklare ettiğimiz gibi varlık sebebimizdir. Ancak bunun taviz veremeyeceğimiz yönü bir düzen içerisinde gitmesidir. Yaşadığımız tecrübelerde sektörümüzde kaotik bir ortamın oluşmasına asla izin vermeyeceğiz.
Sanırım Almanya gibi dev bir ülkede uzak mesafe telefon işletmeciliğinde galiba ilk planda herkesin serbestçe girdiği bir ortamda % 50 den fazla iflaslar baş göstermiştir. Bu iflasların maliyeti hem oraya gelen işletmeci anlamında hem de sektöre ve tüketicilere yapabileceği muhtemel olumsuz etkiler açısından bizi çok üzer.
Oyunun kuralıdır. Ticaret kendi koşulları içerisinde değerlendirilir ama, bu riskleri minimize etmek, işletmecinin önünü açmak sağlıklı bir piyasa yapısına göre yatırımları, yatırımın geri dönüş süreçlerini, karlılık oranlarına çok az hata paylarıyla belirlemek görevinde de birincil görev bize düşüyor herhalde.
Onun için bunu bir düzen içerisinde götüreceğiz. Yetkilendirme yönüyle verilen sözlerden hiçbir dönüş yoktur.
Bu takvim diye kademeli geçiş diye tanımlanan defakto bir durumdur. Fiiliyatın gerektirdiği bir tablodur. Dediğim gibi onun dışında burada hem Telekom yetkililerinin hem sektörümüzün büyük katkıları büyük uzlaşıları söz konusudur. Bizde Allah'a çok şükür ki bunları sizlerle paylaşma şansına eksikliklerimize rağmen ulaştık. Asıl işimiz şimdi başlıyor bu düzenlemeler süreç içerisinde bir takım öngörülemeyen görmemiz mümkün olmayan eksiklikler hatalarla ortaya çıkarsa bunları da hızla düzeltebilecek bilgi birikimine de artık ulaştığımıza inanıyorum.
SORU:
Türk Telekom pazara yeni girişleri engelleyecek ücret tarifesi uygulamak isterse tarifeler size gelecek. Acaba sizin bu konuda tavrınız ne olacak. İkincisi de şu kişisel bakış açısıyla yanıt verilebilir serbestleşmeyle özelleştirme süreci çakıştı mı? Sizce Telekom'un özelleştirilmesinde serbestleşmenin etkisi ne olur? Yani örneğin bir değer kaybına yol açar mı?
Doç. Dr. Ömer ARASIL
Şimdi birinci sorunuz tabii Türk Telekom'un yaşanan örnekleri doğrultusunda tarifelerini aşırı düşürerek bir girişi engellemesi ve haksız rekabet öldürücü fiyat uygulaması sorunuzda bizim mevcut tebliğimiz tavan fiyat tebliği, taban fiyatlala ilgili bir sınırımız yok. Ancak bu sınırın olmaması bizim rekabet dairemizde, öldürücü, yıkıcı fiyat uygulaması anlamında muhakkak işe müdahil olmamızı gerektiren bir süreçtir. Tarife yönetmeliğimizde buna yer veriyor atıfta bulunuyor.Dolayısıyla biz bunlara seyirci kalma durumunda değiliz. Yani bazı şeylerin diyorum ya eş anlı olarak hukuki düzenlemelerinizi düzenleme anlamında gerçekleştirmemiz mümkün olmayabiliyor. Ama bizim gerçekten mesela tavan fiyat tebliğimiz tarife yönetmeliğimiz her halde mevcut şartlar içer |