|
Ziya Osman Açıkel :
Hoş geldiniz Tayfun Bey, hoş geldiniz Galip Bey.
Dr. Tayfun Acarer
: Teşekkür ederiz.
Galip Zerey :
Teşekkür ederiz, hoş bulduk.
Ziya Osman Açıkel :
Sağ olun efendim.
Malum Türkiye’deki her
yer Telekomünikasyon Kurumu kadar şeffaf ve temiz çalışmada bulunmuyor
maalesef. Neden bunu söylüyorum? Çünkü, sizin önünüzde bir ihale var
Sayın Başkan. İhale ilginç bir ihale. Türkiye’de üç tane GSM kuruluşu
var. Kimdir; Turkcell, Vodafone, Avea. Bunlarla ilgili bir konu. Ve bu
ihalede milyarlarca doların konuşulacağı rakamlar çıkacak. Şimdi bununla
ilgili size soru soracağım ama, izninizle size de izleyicilerimizden
soru gelecektir, bununla ilgili bize ulaşacakları adresi verelim:
Değerli izleyenler,
ekonomikulisi@tgrthaber.com.tr adresimize e-mail’lerinizi
bekliyorum. Aynı şekilde efendim, soru ve düşüncelerinizi bize büyük
harflerle EKO yazıp boşluk bıraktıktan sonra 2866 nolu telefon hattımıza
lütfen Turkcell, Vodafone, Avea hattından mesajlarınızı gönderiniz.
Sayın Başkan, 25
Mayıs’ta yapılacak ihaleyi 7 Eylül tarihine ertelediniz. 3 G ihalesi
deniyor. Neden ihale ertelendi, bunu anlamakta sizden aydınlatıcı bilgi
istiyoruz; bir.
İkincisi; Turkcell,
Vodafone ve Avea’dan başka iki dev uluslar arası şirketin ilgilendiğini,
Fransız Orange kuruluşunun şartname aldığını, Japon DoCoMo kuruluşunun
da şartname almak üzere çalışmalarda bulunduğunu duyuyoruz. İyi
araştırırım biliyorsunuz, iyi istihbarat yaparım, bunları edindim
efendim. Galip Bey, orada tatlı tatlı gülüyor ama, biraz sıkıştırma
modumuza girelim.
Daha sonra efendim,
milyar dolarlık ihalenizi çok ilginç bir şekilde, hiç görmedim ben bunu
meslek hayatımda web sayfanızda şeffaf bir şekilde vatandaşla tartışmaya
açtınız, çok ilginç. Şartnameler, kapalı kapılar ardında ihaleler
yapılır, şartnameler orada okunur diye çok duyarız, siz net bir şekilde
ihale şartnamesini web sayfanıza koydunuz. Buna alışık değiliz, neden
böyle bir şeffaflığa ihtiyaç duydunuz.
Önce başlayalım
efendim, 25 Mayıs’tan 7 Eylül’e ertelenmesinin sebebi nedir Sayın
Başkan?
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi öncelikle teşekkür ederiz, öylesine güzel bir programda
ilginç konulara değiniyorsunuz.
Ziya Osman Açıkel :
Sağ olun efendim, teşekkür ederim.
Dr. Tayfun Acarer
: Böyle bir programa katıldığımız için ben ve arkadaşım gerçekten
mutluyuz.
24 Mayıs’taydı daha
önceki ihalenin tarihi, ihale gerçekten büyük ve telekomünikasyon
sektörüne Türkiye’de çok büyük yenilikler getirecek bir proje bu ihale.
Normal koşullarda diğer Avrupa ülkelerinde ve dünya ülkelerinde olduğu
gibi GSM operatörleri üçüncü nesil lisanları da alıyorlar, genel yapı
budur. Çünkü, GSM dediğimiz teknoloji ikinci nesil teknolojidir. Bu
bizim yapacağımız ihale üçüncü nesil, yani ikinin daha ilerlemişi. Belki
bir süre sonra, belki üç sene, beş sene sonra dördüncü nesil ihalesi
yapılacak.
Ziya Osman Açıkel :
Ama şu anda dünyadaki en gelişmiş üçüncü nesil olarak bu var.
Dr. Tayfun Acarer
: Evet, bu var.
Şimdi bizim
tereddütümüz şu oldu: Son haftaya gelene kadar sadece üç GSM operatörü
şartnameyi aldı ve ihaleye gireceği belli oldu.
Ziya Osman Açıkel :
Turkcell, Vodafone, Avea.
Dr. Tayfun Acarer
: Evet. Diğer yabancı firmalardan, ki yabancı firmalar tek başına
giremiyorlar, Türkiye’de mevcut mevzuat gereği bir Türk firmasıyla ortak
olarak girmek zorundalar. İlgilenenler vardı ama, sanki zamana
ihtiyaçları vardı. Belki 7 Eylül’deki ihalede yine bu üç firma olacak
ama, en azından bizim gönlümüz müsterih olacak.
Artı, tabii
biliyorsunuz Türkiye’deki mevzuat gereği ihale yapıldıktan sonra görüşü
yapılmak üzere Danıştay’a gönderiliyor, adli tatil de gireceği için
ciddi bir kayıp da olmayacaktı. Yani, 3,5 aylık ertelenmesi aslında reel
olarak bir aylık bir gecikme bile değil bana göre, birkaç haftalık
gecikmeye yol açacak. Ama biz bu süre içinde en azından yabancı
firmaların, bizimle görüşmek isteyen, görüşen firmaların artık gerçekten
niyetli olup olmadıklarını anladık ve bu ihaleyi yaptıktan sonra ileride
keşke biraz daha süre verseydik acaba başkaları da girer rekabet,
ihaledeki rekabet daha da artar mıydı diye bir endişemiz kalmayacak.
Pardon, bir müsaade
ederseniz bir hususu da açıklamak istiyorum.
Ziya Osman Açıkel :
Buyurun.
Dr. Tayfun Acarer
: Şartnameyi biz baştan bütün ilgili operatörlerle birçok
toplantılar yaparak beraber hazırladık. Tabii bu şu demek değil: Her
operatörün dediği aynen olmadı, çünkü mutlaka çakışılan hususlar,
konular var, biz bir ortak payda çıkarttık. Daha sonra kamuoyu görüşü
almak için de bunu web sayfasında yayınladık. Daha sonra da normal
Türkiye’deki mevzuat devam etti. İhale de açık yapılacak,
televizyonların önünde. Biliyorsunuz son dönemlerde bu büyük ihaleler
genelde böyle bir yöntem izleniyor, bana göre çok doğru bir yöntem,
herkesin önünde ihale komisyonu katılımcılarla açık artırmayla, orada
farklı bantlar var, bunlar satılacak ve lisans verilecek; herkesin
önünde televizyonların yayınıyla, bütün televizyonları da bekliyoruz
yayınlasın diye.
Ziya Osman Açıkel :
Değerli izleyenler, işte programımızda sizlere gerçeklerin ve doğruların
üstünü örtmeden, kapalı kapılar ardında hiçbir şey kalmamasını
istediğimiz için çok büyük bir milyar dolarlık ihale öncesinde bu
programımızı bu ihaleyle ilgili konulara ayırdık ki, sizleri
aydınlatalım, nelerin ne olduğunu hep beraber görelim.
Şimdi efendim, Sayın
Galip Zerey Beyefendi, Telekomünikasyon Kurulu İkinci Başkanısınız, siz
de teknik konuların bir önemli ismisiniz.
Şimdi efendim, bir
terim var son dönemlerde duyduğumuz; “koruyucu bantların savaşı”, şimdi
çok teknik konuları, kafam cinliğe çalışır da, çok teknik konuları
bilemeyebilirim efendim. Koruyucu bantların savaşı nedir, neden böyle
bir terim vardır? Bir buradan başlayalım efendim, daha sonra da çok
önemli bir konu olan kayıt dışı telefonlar konusunda galiba Ruslardan ve
Azerilerden size teklif gelmiş. Hakikaten kimse bilmiyor, Türkiye’nin
kullanacağı bir olay, bakın onu da öğrendim, bakın onu da öğrendim, ona
da biraz sonra geleceğiz.
Buyurun Galip Bey.
Galip Zerey :
Öncelikle bu programı hazırladığınız için teşekkür ediyoruz, sağ olun.
Kamuoyunu aydınlatma imkanı sağladınız bizler için. Koruyucu bantlar
dediğimiz dart bantlar hala mevcut üç adet GSM operatörleri Turkcell,
Vodafone ve Avea tarafından 900 megahertz ve 1800 megahertz’de kurumumuz
tarafından tahsis edilmiş bantları kullanıyorlar. Bu bantlar değişik
zamanlarda tahsis edildiği için aralarında koruyucu bölümler var. Her
iki operatörün arasında bir koruyucu bölüm var, dolayısıyla bantlar
dağıldığı için bol miktarda da koruyucu bant var arada. Biz bir çalışma
içerisindeyiz, bu koruyucu bantlardan kurtulup bu frekansları
birleştirmeyi planlıyoruz. Birleştirdiğimiz zaman koruyucu bantlar
ortadan kalkacağı için frekansları kazanmış olacağız ve satabileceğiz
bunları. Bugün Bakanlar Kurulu’nda bir karar yayınlandı, bu karara göre
bazı frekansları 900 megahertz’de açık arttırmayla satmayı planlıyoruz.
Ziya Osman Açıkel :
Devlete bir gelir kaynağı daha çıkmış oldu.
Galip Zerey :
Tabii, 500 bin dolar civarı bir gelir sağlanacak. Bunun bir sonrası daha
var, şu an 3 tane satıyoruz, bir sonrasında 6 tane daha satacağız,
oradan da 1 milyon dolar civarında bir gelir daha sağlama hakkını elde
edeceğiz. Açık artırmayla olacaktır bunlar, rakamın kaça çıkacağını şu
an söylemek zor, tahmini rakamları söylüyorum.
Sayın Başkanım, bu
ihaleden duyduğumuza göre 4 lisansı satışa çıkaracaksınız. Türkiye’de
GSM operatörü üç tane var; Turkcell bir, Vodafone iki, Avea üç. Bu
üçünden birisi ben almıyorum derse ne olur? Benim aklımdan geçen şu: Bu
konulara yabancıyım ama, ben almıyorum diyen dükkanı kapatsın gitsin.
Hepsi paşa paşa girecek, o milyar dolarları çıkarıp koyacaklar ve bu
ihaleden kendilerine üçüncü nesil ihalesinden bir frekans almak zorunda
diye düşünüyorum. Şimdi geriye kaldı dördüncü frekans. Buraya da iki
tane aday var. Bir tanesi, teknik şartnamesini almış, Fransızların ünlü
şirketi Orange, bir de görüşmeleri sürdürüp alıp almama konusunda gidip
gelen Japon DoCoMo şirketi. Bu doğrultuda bize bu ihaleyi açar mısınız,
rakam nedir, 1,5 milyar dolarla 2 milyar dolar arasında bir rakam
bekleniyor deniyor. Araştırdım, Almanya’da bu sizin yapmış olduğunuz
lisans ihalesi yapılmış yıllar önce. Bir lisans 6 milyar euro’ya
satılmış, toplam olarak 50 milyar euro bir para gelmiş muazzam bir
rakam. Ama bu ihaleye girip de kazanan ve kazanmak isteyen firmalar
bankalardan kredi çekmiş, ödeyememişler, frekanslar yüksek paraya
satılmış, ama işlemez hale gelmişler; buna ne dersiniz?
Dr. Tayfun Acarer
: Ne güzel anlatıyorsunuz derim. Şimdi söylediğinizin,
anlattıklarınızın hepsi doğru. Bir şey ilave edeyim; Almanya’daki
otorite o zaman 50 milyar euro civarında bir bedel aldı, sonra daha
fazlasını geri vermek zorunda kaldı Alman Hükümeti.
Ziya Osman Açıkel :
Bunu bir anlatır mısınız efendim, çok ilginç bir nokta çünkü.
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi lisans bedellerinin çok yüksek olması, aslında milli
ekonomilere katkıdan ziyade zarar getiriyor. Hele bu işte Almanya’daki
olayın benzeri İngiltere’de de yaşandı. Ve oradaki o telekomünikasyon
sektörünün bu yüksek lisans bedelleri nedeniyle görmüş olduğu zarar,
sadece o ülkelerde de kalmadı, Türkiye dahil bütün ülkelere yansıdı.
Şimdi çok yüksek
lisans bedeliyle firmalardan bu bedeli almak, daha o sistemi doğmadan
öldürüyor. 2000 yılında bu lisanslar verildi, 2004-2005 yılına kadar
üçüncü nesil lisanslar bir türlü ayağa kalkamadı. Çünkü, o kadar yüksek
bir lisans bedeli veren işletmeciler ciddi yatırıma giremedi, içerikte
bir farklılık meydana getiremediler. Üçüncü nesil sistemler 2005’ten
sonra ciddi bir şekilde yaygınlaşmaya başladı ve bu yıl da artan ivmeyle
bu artış hızı devam ediyor. O nedenle Türkiye gerçekten mükemmel bir
zamanlama yaptı. Ben Sayın Ulaştırma Bakanımızın bu konudaki
yönlendirmelerinden duyduğumuz memnuniyeti söylemiştim. Neticede
mevzuatımız gereği Türkiye’deki haberleşme politikalarını siyasi otorite
belirler ve zamanlama gerçekten mükemmel. Çünkü, biz bütün dünya
örneklerini aldık, lisans bedelini en objektif şekilde belirlediğimize
ve en optimal değerde belirlediğimize inanıyorum, bundan hiçbir şüphem
yok, inanın.
İkincisi, lisanslar
ilk verildiği zaman üçüncü nesilde şimdi bütün firmalarımız üçten değil
üçbuçuktan girecekler. Yani, üçüncü nesildeki en ileri teknolojiyi
HSDPA’yi uygulayacaklar ve 6 sene, 7 sene önceki teknolojiden,
imkanlardan çok daha geniş imkanlarla girecekler. Yani, bugün 7.2 MByte
kadar çıktı hızlar ve 2008’de 14.4’’ten bahsediliyor, yani inanılmaz bir
hızla gidiyor, inanılmaz bir genişliğe gidiyor. Diyeceksiniz ne anlam
ifade ediyor bu genişlik ve hız? Şu an verilemeyen pek çok hizmetler,
işte mesela şu anki bizim yapmış olduğumuz televizyonun cep telefonundan
izlenmesi olanağını getirecek. Uzaktan kumandayla pek çok fonksiyonun
yerine getirilmesini getirecek, çekimlerin mobil olarak yapılması
olanağına getirecek. Bir akşam evvel seyredemediğimiz bir filmi download
yapıp ertesi gün seyretme olanağınız olacak. Yani, sayamayacağım kadar
burada pek çok olanak olacak. Ama bunların hepsi şu anki mevcut en ileri
teknolojiyi kullanmasıyla çok daha güzel, çok daha rahat olacak.
Ziya Osman Açıkel :
Peki efendim, isim veriyoruz ama, mesela bunlardan bir tanesi Turkcell,
Turkcell de halka açık şirket, onu da ilgilendiren bir konu oluyor, çok
dikkatli sormak zorundayım, çünkü halka açık şirketleri burada sıkıntıya
sokmamak lazım. Turkcell, Vodafone ve Avea bu ihaleye girecekler ve
birer tane de kendileri frekans aldılar. Yabancı şirketlerin
Türkiye’deki bu ihaleye girmek istemeleri nereden kaynaklanır, girmez
istemezlerse, şartname alımıyla kalırlarsa, neden işi paraya döküp de
ihaleye girmezler sonucu çıkarabiliriz? Çünkü, ihale şartnamesine ben
baktım, hakikaten sizi kutluyorum, son derece ilginç şeyler
istemişsiniz, bunu da söyleyeceğiz. Mesela, birinci yıl en az 200,
ikinci yıl en 300, üçüncü yıl en az 500 mühendisin çalışmasını
istemişsiniz.
Dr. Tayfun Acarer
: Her operatörden.
Ziya Osman Açıkel :
Her operatörden. Yani, istihdamın artması için, yani olayı GSM
şirketlerinin vicdanına ve insafına bırakmamışsınız, öyle düşündüm
acizane.
Dr. Tayfun Acarer
: Teşekkür ederiz. Şöyle söyleyeyim: Konu gerçekten çok önemli. Biz
şartnamedeki belirttiğimiz hususlara kesinlikle inanıyoruz. Türkiye çok
ilginç, yüzde 52’si 25 yaş ve altı olan bir ülke, belki de yüzde 53; çok
dinamik, çok zeki, kıvrak zekaya sahip bir halkız. Ve bana göre AR-GE
için, yerli üretim için çok ideal bir ülkeyiz. Dünyada böyle ülke sayısı
çok az. Biz sadece yerli üretim değil, teknolojik bilgi birikim
açısından da olaya bakıyoruz. Çünkü, bir teknolojik bilgi birikimi
olduğu zaman, zaten bir süre sonra bu AR-GE’de çalışan mühendisler belki
ufak gruplar halinde kendi firmalarını kurup uluslar arası rekabete
açılacaklar, yani bu konuda hiçbir bizim tereddütümüz yok ve bunu
yürekten istiyoruz ve gerçekten son iki üç yıldır Türkiye’de çok ciddi
kıpırdanmalar olmuştur ve bu konuda çalışan firmaların şu andaki
sıkıntısı AR-GE mühendisi bulamıyorlar.
Ziya Osman Açıkel :
Mühendis yokmuş şu anda.
Dr. Tayfun Acarer
: AR-GE mühendisi bulamıyorlar.
Ziya Osman Açıkel :
Sizi arıyorlarmış hatta, Sayın Başkan ne olur bize mühendis bulun
diyorlarmış.
Dr. Tayfun Acarer
: Bu çok önemli bir nokta. Yani, burada bir politika izlendi.
Ziya Osman Açıkel :
Yani, elektronik, elektrik, endüstri, makine mühendisi, bilgisayar
mühendisi yok efendim.
Dr. Tayfun Acarer
: Doğru. Yani, bu çok önemli ve Meclis’te olan, Meclis gündeminde
olan bir AR-GE teşvik yasası var, bu yasa gerçekleştiğinde bu siyasi
otoritenin de çok büyük bu konuda istemi ve gayreti var, bu
gerçekleştiğinde gerçekten Türkiye’de pek çok şey değişecek.
Ziya Osman Açıkel :
İşte, niye sizi ve ekibinizi Başbakan beğeniyor? Ulaştırma Bakanı sizi beğeniyor? Bu şartnamenin
yazımında ben bir takım şeyleri buldum. Diyorsunuz ki; en az pardon
imtiyaz sözleşmesinin imzalanmasından itibaren birinci yıl içinde en az
iki yüz, ikinci yıl içinde en az üç yüz ve üçüncü yıl içinde en az beş
yüz mühendisin çalıştığı bilgi ve iletişim teknolojileri alanında,
araştırma geliştirme projeleri geliştirmek üzere Türkiye’de kurulmuş
ar-ge merkezi bulunan tedarikçi şirketlerden veya imtiyaz sözleşmesinin
imzalanmasından itibaren birinci yıl içinde en az yüz elli, ikinci yıl
içinde en az iki yüz elli ve üçüncü yıl içinde en az üç yüz elli
mühendisin çalıştığı ar-ge merkez ile birlikte ayrıca birinci yıl içinde
en az elli, ikinci yıl içinde en az yüz ve üçüncü yıl içinde en az yüz
elli mühendisin çalıştığı teknik destek merkezi bulunan tedarikçi
şirketleri de sağlamakla yükümlüdür.
Dr. Tayfun Acarer :
Kobi’lerden.
Ziya Osman Açıkel :
Kobi’lerden. Demek ki efendim burada ve bu her sene için geçerli olan ve
GSM şirketinin ayrı ayrı yapacağı istihdam politikası.
Dr. Tayfun Acarer :
Her GSM şirketi için evet.
Ziya Osman Açıkel :
Mükemmel bir çalışma bu. Şimdi efendim neden böyle bir şartname yazma
gereği hissetiniz? Bunu kuru kuruya da geçebilirdiniz. Dünyanın telekom
teknolojisinin devi olan İngiltere ve Almanya’da da bu şekilde
şartnameler var mıdır? Kendinizi kıyarlar mısınız yurt dışı ile. Evet
Galip Beye dönelim. Galip Bey buyurun efendim.
Galip Zerey :
Bildiğiniz gibi yurdumuzdaki üniversitelerden çok değerli mühendisler
yetişiyor. Tayfun Beyde bende İstanbul Teknik Üniversitesinden
Elektronik Mühendisi olarak mezun olduk. Dolayısı ile bu mühendis
arkadaşların daha rahat iş bulabilmesi, kendi alanlarında araştırma,
geliştirme yapabilmesinin sağlanması için böyle bir madde kondu. Üç tane
operatörün lisans aldığını düşünürsek beş yüzer kişiden bin beş yüz tane
ar-ge mühendisi iş bulacak.
Ziya Osman Açıkel :
Evet efendim.
Galip Zerey :
Bu tabi bize gurur veren, sevindiren bir konu. Yurt dışındaki firmalarda
benim bildiğim kadarı ile şartnamelerde böyle maddeler yok. Fakat tabi
oranın ekonomik şartları, iş bulma şartları farklı. Dolayısı ile biz bir
farklılık yaratmak istedik, böyle bir madde koyduk. Bizim şartnamemizde
başka bir farklı madde daha var. Bu maddede satılan, ihalesi yapılan
frekanslar farklı farklı frekanslar, dördü de aynı değil. Örneğin; en
kıymetli frekans 2X20+5 megahertz’lik frekans dır.
Ziya Osman Açıkel :
Açar mısınız efendim bunu.
Galip Zerey :
Şimdi dört tane farklı frekans ihalesi yapılacak. Bunun nedeni de,
rekabetin ve açık artırmanın daha gerçekçi olması açısından. “A, B, C,
D” dediğimiz “A” lisansı en kıymetli lisan. 2X20 megahertz artı 5
megahertz. Bunun manası şu; Türkiye’deki üç operatörden gelecekte çok
büyümeyi planlayan, büyük olma iddiasında olanlar bu frekansı almaya
çalışacaklardır. Dolayısı ile bu frekansın açık artırmasında ciddi
artırım bekliyoruz.
Daha sonra “B”
dediğimiz 2X15+5 megahertz.
Dr. Tayfun Acarer :
Yani otuz beş megahertz.
Galip Zerey :
Otuz beş megahertz. “C, D” de gittikçe frekanslar küçüldüğü için daha
önemsiz gibi yani “A” tipine göre daha az önemli olacak onlar. Orada
rekabet veya açık artırma fazla olmayabilir beklentimiz o. Dördüncü
frekansta taliplisi de çıkmayabilir.
Ziya Osman Açıkel :
Galip Beyde maşallah para gelsin diye her taraftan bir ihale düzenlemek
için bir şartname yazıyor. …
Dr. Tayfun Acarer :
Şimdi ben müsaade ederseniz bir şeyi eklemek istiyorum. Biliyorsunuz GSM
diye geçiyor aslında tabi İkinci Nesil GSM teknolojinin adı. Örmeğin
CDMA’de bir teknolojidir burada ama Türkiye bunu kullanmıyor GSM’i
tercih etti Türkiye ve doğru yaptı.
Ziya Osman Açıkel :
Teknolojisi o.
Dr. Tayfun Acarer :
Ve doğru yaptı çünkü Avrupa’da bunu kullanıyor dolayısı ile Avrupa ile
entegrasyonunda hiçbir sorun yok. Bilmiyorum hiç düşündünüz mü GSM’de
yaklaşık 94 yılından beri kullanıyoruz GSM’i, Türkiye kaç para harcadı
bu işe? Yani baz istasyonları, santraller işte buna ilişkin network ve
cep telefonları? Minimum yirmi beş milyar dolar. Ve bunu tamamını yurt
dışından ithal etti hiç üretmedi, üretemedi. İşte ar-ge maddesi yerli
üretimin amacı bu. Bunu da ilave edeyim üçüncü nesil içinde değil bu
aslında. Üçüncü nesilinden tabiri caizse trenini kaçırdık. Bu dördüncü
nesil ve daha ileriler için. Türkiye GSM’e en yirmi beş milyar dolar,
çok basit bir hesap. Seksen milyon şu anda kayıtlı cep telefonu var
Türkiye’de. Çarpın bunu yüz elli dolarla minimum on iki milyar dolar
yapar. Sadece cep telefonunda ödediğimiz para. Baz istasyonları,
network, santraller bunları koyun yirmi beş milyon dolar. Yani bir o
kadar daha koydum minimum, asgari çok mütevazı rakamlardan bahsediyorum.
Ziya Osman Açıkel :
Türkiye ihracatının dörtte biri.
Dr. Tayfun Acarer :
Yirmi beş milyar doları biz, Türkiye on senede yurt dışına verdi. Ne
üretti kendisi? Hiçbir şey. Türkiye çok büyük bir ülke, yetmiş üç milyon
nüfuslu dünyada kaç tane ülke var? Biraz evvel söylediğim gibi nüfusunun
% 52’si yirmi beş yaş ve altı kaç tane ülke var? Türkiye’deki GSM
operatörlerinin abone sayısı şu anda sayısı ciddi, çok çok fazla. Şu
anda % 80 penatrasyondan bahsediyoruz. Yani yüz kişide, seksen kişide şu
anda cep telefonu var. Önümüzdeki sene bu, önümüzdeki senenin
ortalarında hatta bana göre ilk çeyreğinde % 100 olacak. Ondan sonra %
100’ün üzerine geçeceğiz. Yani bir, iki sene içerisinde % 130, %
140’lara çıkacağız, yani bu rakam giderek büyüyor. İşte o AR-GE maddesi
yerli üretimin amacı o. Yani ikinci nesilde yapamadığımız, üçünce
nesilde de kaçırdığımız fırsatı hiç olmazsa ondan sonraki nesillerde
yakalayalım.
Ziya Osman Açıkel :
Şimdi efendim, ben parayı sevmem de parayla uğraşmayı severim. Neden
efendim çünkü ben bu ihaleye taktımda biraz daha ileriye gidelim. Rakam
ne bekleniyor efendim? Şimdi bazı gazetelerde yazı çıkmış diyorlar ki;
üç çarpı beş yüz bir buçuk milyar dolar. Yani sanki ihale olmuş bitmiş
kendi kafalarına göre rakam yazmışlar. Yani sizi tatmin edecek rakamlar
nedir? Siz teknik insansınız ama Ulaştırma Bakanlığı Binali Yıldırım
Bey, Sayın Bakan ve onun Başbakanı ve hepimizin Başbakanı Sayın Recep
Tayip Erdoğan’da sizin yapacağınız ihaleden gelen paranın Türkiye’nin
önünü açacak işlere harcanması için ayrılacak bir kaynak olduğunu
konuştular bazı çevrelerde bunu biliyoruz. Yani bütçe açığı için değil
-zaten bütçe fazla veriyor artık- Yatırımlar için harcanacak bir rakam.
O yüzden rakamın büyüklüğü ve o rakamı ödeyen şirketlerinde hayatını
sürdürmesi anlamında ortaya çıkması gereken mantıklı bir rakam toplam
değerde ne gösteriyor efendim?
Dr. Tayfun Acarer :
Şimdi rakam bana göre 1 milyar dolar civarında olur toplam bedel. Ama
ben ısrarla şunu söylüyorum rakamın yüksek olması Türkiye’ye katkı
sağlamaz, çok çok yüksek olması. Çünkü, bu sefer sistem gelişemiyor
Almanya’da, İngiltere’de bunun örneklerini yaşadık. Yani rakam bir
milyar , yüzde yüz artış olsun iki milyar dolar ama bugün GSM
şirketlerinin ödediği vergilerin toplamı ne kadar biliyor musunuz? Veya
telekom sektöründe Türk Telekom dahil dört büyük operatörün ödediği
vergi ne kadar? Yıllık en az yedi, sekiz milyar dolar. Yani bu
firmaların sağlıklı olarak, bu dört firmanın yani bu dört büyük firma,
bunun yanında uzak mesafeciler var, internet sağlayıcılar var, ortak
kullanım telsiz hizmeti verenler var, tüm telekom sektöründen
bahsetmiyorum, sadece dört tane firmadan; yani Türk Telekom, Turkcell,
Vodafone ve Avea’dan bahsediyorum. Bunların ödediği vergi lisanstan
bahsettiğimizin 7-8 katı. Bunların sağlıklı olarak büyümesi, gelişmesi,
zaten ekonomiye her yıl çok büyük katkı sağlıyor. O nedenle biz bunları
sağlıklı olarak geliştirmemiz lazım. Yoksa bir seferde 2-3 milyar doları
aldık, fakat ondan sonra 3-4 sene bu firmalar iflah etmedi; bunun
kazancı yok ki zararı var yani.
Ziya Osman Açıkel :
Onu yaşayıp ondan gelir almak daha mantıklı.
Dr. Tayfun Acarer
: Bravo. Ve sürekli, düzenli gelir almak. Almanya’da biraz evvel
söylediğim gibi, 50 milyar euro aldılar ama, 100 milyar euro’ya yakın da
ekonomiye zararı oldu bunun.
Ziya Osman Açıkel :
Sayın Başkan, sapıklar var, bu sapıklar her yerde, teknolojiyle beraber
sapıkların teknolojinin en büyük göstergesi olan internette olduğunu
görüyoruz, duyuyoruz. Türkiye’de de internette kötü niyetli, kötü emelli
insanlar olduğunu biliyoruz. Şimdi siz Telekomünikasyon Kurumu olarak
bir çalışma yaptınız. Allah izin verirse 23 Kasım 2007 tarihinden
itibaren Türkiye’de internet ortamındaki erişim engelleme işlemleriyle
ilgili olarak bir yasa yürürlüğe giriyor. Size bağlı bir Başkanlık
kuruldu. Buranın başına bir emekli Başsavcıyı getirmişsiniz, araştırdık
Fethi Bey diye bir beyefendi ne iş yapıyor emekli başsavcı çıktı ve sert
bir insanmış, sert olmasında fayda var. daha sonra internette suçlar ve
ilerleme diye bir birim var orada Osman Nİhat Şen diye bir Bey
getirmişsiniz, o da emekli bir emniyet kökenli onu da araştırdık. Şimdi
efendim, hep onlar araştırıyor biraz da biz araştıralım. Şimdi çok sıkı
bir çalışma yapıyorsunuz ve hakikaten sert ve bu konularda hassasiyet
sahibi olacak isimleri toplayan bir kuruluş şeması organize etmişsiniz.
Bu internetle ilgili kötü niyetlileri engellemesi konusunda nasıl bir
çalışma yaptınız, bunun bir hikayesini anlatır mısınız?
Dr. Tayfun Acarer
: Şimdi bu verdiğiniz isimler doğru gene. Bir ilave yapayım, bunlar
aktif görevdeydiler, yani emekli olmadan bunları aldık. Şimdi orada iki
tane daire başkanlığı var bunlardan bir tanesi telekomünikasyon iletişim
başkanlığı, ve maalesef işte kamuoyunda zaman zaman ona da bir lakap
taktılar işte Tele kulak filan diye. aslında tele kulak filan değil,
orası dinleme yapmıyor. Türkiye’de gerekli olduğu için yapılan
dinlemelerin hukuksal mevzuatta uygunluğunun onayını veriyor. Dinleme
yapan birimlerin, dinleme yapmak istediği vatandaşlarla ilgili, mahkeme
kararı alarak ya da 24 saat içinde hakim kararı getirmek kaydıyla,
tamamen hukuksal, bana göre geçen yasama döneminde yapılan en önemli
yasal düzenlemelerden, Telekomünikasyon sektörüyle ilgili yasal
düzenlemelerden bir tanesidir, bu ve benzeri kuruluşlar bütün demokratik
ülkelerde vardır.
Ziya Osman Açıkel :
Özür diliyorum, affına sığınıyorum sözünüzü kestim, sizin telefonunuzu
ben dinlemeye alıyorum, ya mahkeme kararıyla alabilirim yahut da efendim
olağanüstü bir hal varsa 24 saat içerisinde mahkemeden kararı getirmek
kaydıyla dinlemeye alırım daha sonra…
Dr. Tayfun Acarer
: İşte bunun kontrolünü yapıyor, eğer mevzuata uygunsa, hukuksal
mevzuata uygunsa, bu dinleme yapan birimden dinlenecek kişinin
connected’ini yapıyor, kendisi aradan çekiliyor. Yani, kendisi dinleme
yapmıyor, dinlemeye onay veriyor ve irtibatını temin ediyor.
Ziya Osman Açıkel :
İrtibat ettikten sonra iş sizin başkanına kalıyor.
Dr. Tayfun Acarer
: İnternet Güvenlik Başkanlığı ise, yani bu son biraz evvel
söylediğiniz 23 Kasımda fiilen faaliyete geçecek birim ise bu da
özellikle biliyorsunuz birkaç ay evvel Türkiye’de bir sosyal sorun
olarak uzun süre medyada yer alan çocuk pornosundan kaynaklanarak ortaya
çıkmış bir olay. Bu da gene geçen yasama döneminde yapılan bana göre en
önemli düzenlemelerden bir tanesidir. Yalnız burada yanlış anlaşılmaması
gereken bir husus da buradaki yapılacak internetle ilgili olayların tüm
internet yayınlarını içermediği, spesifik konuları içerdiği mesela,
Atatürk’e hakaret ilgi konusu, çocuk pornosu, fuhuş, sanal kumar,
internette intihara teşvik gibi konular. Mesela, onun içinde ülke
güvenliği gibi bir husus yok. Çünkü, ülke güvenliği konusu başka
birimlerin konusudur, ucu da oldukça açık bir konudur ama internet
güvenlik başkanlığının kuruluş amacı, internetteki bu tür yayınlar, yani
biraz evvel söylediğim gibi Atatürk’e hakaret, çocuk pornosu ve fuhuş
sanal kumar gibi olaylara yani sosyal sorunlara yöneliktir.
Ziya Osman Açıkel :
Evet efendim, internet suçlarına girdik, bu konu çok hassas bir konu,
bunu nasıl izleyecek bur kuruluş? Personeli hangi gelişmiş bilgiye sahip
kurumlarda çalışanların özelliklerine sahip insanlar olacak. Mesela,
Türkiye’de Kamu Personeli Seçme Sınavında en yüksek puanla eleman alan
yer dediğim zaman ben SPK derim. SPK uzmanları kadar bu ülkede işin
tekniğini bilen be görmedim, duymadım, hepsi çok değerli
arkadaşlarımız.ç şimdi sizin kurumunuza gelmek isteyenler, çünkü siz
sürekli birimler açıyorsunuz ve büyük rakamlar oluyor, büyük rakamlar
dönüyor; bununla ilgili olarak siz iş alanı mısınız? Kafasını eline
alan, eline kalemi kağıdı kalemi alıp da kafasına geçireni düşünen,
gelip kapınıza ben işe giriyorum diyebilir mi? Ve duyduğuma göre, 93
kişilik kadronuz varmış internetle ilgili suç arama merkezinde bir kişi
oranın başkanı varmış Osman Nuri Bey 92 tane boş kadro varmış ama,
amasını sizden dinleyelim. Bu işi ben çok çalıştım.
Dr. Tayfun Acarer
: Buna da çalışmışsınız evet. Şimdi, SPK’ da çok değerli uzmanlar
var gerçekten. Aslında Türkiye’de kamu kuruluşlarında gerçekten değerli
uzmanlar var. Üst kurullarda biliyorsunuz kariyer uzmanları var. kariyer
uzmanları gerçekten çok nitelikli arkadaşlar ve ben iddia ediyorum
Telekomünikasyon Kurumundaki kariyer uzmanları da bu ülkenin nadide
elemanları diyebilirim. Çünkü, gerçekten tamamı çok iyi yabancı dile
sahip, hemen hemen hepsi en az masterli ve doktora yapmış kişiler ve biz
bu elemanları bunların dışında tekrar yurt dışında eğitimlere de
gönderiyoruz. Mesela, geçen sene 10 kişiyi gönderdik, o arkadaşlar artık
dönüyorlar, bu sene 11 kişi gitti. Seneye tekrar gidecek, bu arkadaşlar
Telekomünikasyon sektörünün en gelişmiş ülkelerindeki üniversitelerde
kendi konularıyla ilgili bir yıl eğitim alıyorlar. Arkadaşlarımız tabi
sadece Telekomünikasyon Kurumunda değil bütün üst kurullardaki kariyer
uzmanları gerçekten çok kaliteli ve Türkiye için çok faydalı elemanlar.
İnternet Güvenlik
Başkanlığının başına tayin ettiğimiz kişi de masterini Ortadoğu’da
yapmış, Amerika’da ikinci bir master yapmış, daha sonra doktoraya
başlamış fakat o sırada emniyetteki görevi nedeniyle de Türkiye’ye
dönmüş oldukça genç 40 yaşlarında Ortadoğu Bilgisayar Bölümünden mezun
olmuş, Türkiye üniversite sınavından derece almış bir arkadaşımız.
Yani bu nitelikte bir
arkadaş. O Fethi Beyle beraber yani İletişim Başkanıyla beraber çok iyi
ekipler onlar ve gerçekten şu ülke için gerçekten çok büyük hizmetler
yapıyorlar. Biz ilk etapta 93 elemanın bir kısmını mevcut kamu
kuruluşlarındaki personellerden yatay geçişle alacağız. Çünkü neticede
biz kamu kuruluşuyuz ve kamu mevzuatını uygulamakla hükümlüyüz. Kamuda
doğrular var, gerçekler var. yani biz, doğruyu biliyoruz ama gerçeğe
göre hareket etmemiz lazım. Biz elemanı yeni almaya kalksak buradaki
prosedürü takip etmemiz lazım. Yani, bunu gazete ilanı, sınavın
yapılması, mülakatın yapılması, bunları ÖSYM’den istiyoruz elemanları ve
en azından vermiş oldukları bilgilerin doğruluğunu ardından bunlarla
ilgili güvenlik soruşturmalarının yapılması 23 Kasıma yetişmez. O
nedenle bu elemanların bir kısmını biz kamu kuruluşlarından yatay
geçişle alacağız, daha sonrakiler bunların hepsi zaten kariyer uzmanı.
Ondan sonraki alacağımız elemanlar da kariyer uzmanı statüsünde. Onların
da KPDS’de en az 70 puan almaları gerekiyor veya TOEFL’dan. Daha sonra
KPSS sınavından A gurubundan en az gene 70. daha sonra üniversitelerde
beraber yaptığımız bir yazılı meslek sınavından sonra mülakat hakikaten
kariyer uzmanı ifadesi tam oturuyor.
Ziya Osman Açıkel :
Baya süzgeçten geçiyorlar efendim.
Dr. Tayfun Acarer
: Evet aynen öyle.
Ziya Osman Açıkel :
Sayın Başkan izin verirseniz ikinci başkanımıza dönmek istiyoruz Galip
Beye. Efendim gelelim şu kayıt dışı telefonlara; neden gelelim? Çünkü,
ya bugün ya dün size Ruslardan ve Azerilerden bir talep gelmiş, şimdi bu
talep nedir, kayıt dışı telefon olayında gelinen son durum nedir,
Türkiye’deki cep telefonu sayısı bunun kanuni olanı ve kanuni olmayanı
yani, kayıt dışı statüsündeki arasındaki sayısal fark nedir? Buradan
sağlanan gelir ne oldu, duyuyoruz piyasada hala kayıt dışı olan
telefonların varlığından söz ediliyor, bir de Ruslar ve Azerbaycanlılar
sizden ne istediler? Efendimi buyurun.
Galip Zerey :
Bildiğiniz gibi kayıt dışı telefonlar konusunda bir kanun çıkarıldı
ve görev Telekomünikasyon kurumuna verildi. Bu kanun çıktığı zaman kayıt
dışı telefonların sayısı yaklaşık olarak kayıt içi telefonlar kadardı,
yarıya yarıyaydı. Fakat, kayıt dışı telefon satışı gittikçe arttığı için
kanun çıkmasaydı büyük çoğunluğu kayıt dışı telefon olarak satışlar
devam edecekti. Bu kanunla kurumumuzda görev verildiğinde, Türkiye’deki
en büyük bilgi işlem merkezlerinden bir tanesini kurumumuz bünyesinde
oluşturduk ve Türkiye’de ithal edilen Türkiye’ye kayıtlı giren bütün
telefon cihazlarını kayıt altına almaya başladık. Bu arada, 20 milyon
civarında kayıt dışı cep telefonunu da 5 YTL ödemek suretiyle kayıt
altına bir kereye mahsus olmak üzere aldık ve şu an bugün itibariyle
Türkiye’ye yasal yollardan gümrüklerden veya yolcu beraberinde giren
bütün telefonlar kurumumuz tarafından kayıt altına alınmakta, takip
dilmekte kayıt dış olarak Türkiye’ye giren veya çalınan, gasp edilen
bütün telefonlarda kullanılamayacak şekilde kapatılmaktadır.
Dolayısıyla, bugün birisi cep telefonu çaldığında o telefonu kullanma,
satma şansı yok. Buradan devlet büyük çapta gelir elde etmiştir; hem
gümrüklerden geçerken, hem de faturalı satışlardan milyar dolarlar
mertebesinde gelir elde etmiştir. Şu an 83 milyon civarında kayıtlı
telefon var Türkiye’de ve benim cep telefonumu ben 1994 Şubat ayında
aldım, o zamandan bu zamana kadar bütün telefonların numaraları takip
edilmektedir. Dolayısıyla, bu operasyon devam ediyor, belli bir sisteme
oturdu. Bu dünyada ilk defa yapılan uygulamadır, eşi benzeri yoktur,
hiçbir örneği yoktur, tamamı Türkiye’de tarafımızdan özel olarak
hazırlanmış bilgisayar programlarıyla uzun tecrübeler, denemeler
testler sonucunda oluşturulmuştur ve şu an dört dörtlük çalışır
haldedir.
Ziya Osman Açıkel :
Peki Ruslar ve Azerilerden gelen teklifi efendim.
Dr. Tayfun Acarer
: Pardon Galip Beyin tabi okulu bitirdikten sonra bütün çalışması
bilgisayar sistemleri üzerine olduğu için, orada kullanılan bilgisayar
sisteminin kapasitesini çok iyi değerlendiriyorlar.
Ziya Osman Açıkel :
Şimdi ben sizinle Antalya’da tanıştım Ankara’da beraber olduk. Rahat
rahat konuşuyorsunuz bir de böyle söylediğiniz sözün arkasında çok net
duruyorsunuz böyle bir şeyler var yani böyle bir Anadolu havası var, biz
Orta Anadolu’nun Tokat’ın insanıyız, adamdan da anlarız. Bir de
araştırdım hem siz hem de Galip Bey hemşeriymişsiniz,
Kasımpaşalıymışsınız ikinizde doğma büyüme, şimdi arada bir
Kasımpaşalılık havası var herhalde. Galip Bey çünkü bu işin bir daha
bizden başka kimsede yok derken böyle elini şöyle kaldırırlar.
Dr. Tayfun Acarer
: Galip Bey tabii gerçekten konusunda çok iyi yetişmiş bir
arkadaşımız, özellikle bilgisayar sistemleri konusunda. Yani, gerek
iletişim başkanlığında, İnternet Güvenlik Başkanlığında gerekse
Telekomünikasyon Kurumunun diğer birimlerinde kurulan bilgisayar
sistemleriyle ilgili tabii çok net görmüşü var, o sistemlerin gerçekten
çok büyük kapasitelere sahip olduğunu çok iyi değerlendiriyor, o yüzden
çok net bir şekilde konuştu.
Ziya Osman Açıkel :
Evet. Şimdi Rus ve Azeri konusunda ben üçüncü defa soruyorum. Cevaplamak
istemiyorsunuz yoksa cevaplayacak mısınız, yoksa gizli soruydu da biz
bir yerlerden duyduk onu söyledik o mu sizi rahatsız etti?
Dr. Tayfun Acarer
: Rahatsız etmedik de siz baya iyi duyuyorsunuz.
Ziya Osman Açıkel :
Tele kulaklar çalışıyor efendim.
Dr. Tayfun Acarer
: Gerçekten bu aslında sadece Türkiye’nin sorunu değil. Galip Bey
rakamı verdi yaklaşık 83 milyon civarında bir telefon var, biraz evvel
ilginç bir ifade kullandı dikkat etmişseniz, yani bu kanun çıkmasaydı şu
anki mevcut 83 milyon telefonun sadece ilk kanun çıktığında 18 milyonu
kayıtlıydı, ondan sonra doğru dürüst telefon bana göre kayıt olmazdı.
Yani, 25 milyonda kalırdı. Çünkü, kayıtlı ve kayıtsız telefonların maddi
değerleri arasındaki büyük fark nedeniyle vatandaşlar normal şartlarda
yarı fiyatı varsa bir telefonun kimse kayıtlı ya da kayıtsız olduğuna
bakmadan doğrudan gidip kayıtsız telefonu alacaktı. Yani, bir telefon 1
milyarlık telefonu siz aynı model telefonu 500 milyona satıyorsa
insanlar doğal olarak tabii gidip ucuzunu alıyorlar. Ama bu kayıt
sisteminde, hem ekonomi içinde bu sistem değerlendirildi, hem de bana
göre çok çok daha önemlisi yani ekonominin de ötesinde olayın sosyal
tarafına çok büyük katkı sağlandı. Olayın sosyal tarafı neydi; bunlarla
ilgili kanun çıkana kadar pek çok yaralanma, ölüm, çalıntı olayı
olmuştu. Neden oldu? İnsanların cüzdanlarında belki 100 lira 200 para
yok ama, bellerinde 1 mily1arlık veya 1 YTL’lik telefonlar var. Şimdi
böyle bir şey söz konusu olunca tabii insanlar yanlarında taşıdıkları
telefonu çok ciddi bir meta haline gelince çok da cazip bir çalıntı
aracı haline geliyor. Bu konuda gerçekten çok olumu gelişmeler sağlandı.
Ve bana göre olayın yani, gasp tarafı, gaspa bağlı yaralanma ölüm
olayları asıl büyük faydası oldu.
Bu tür, sorun yani,
sadece Türkiye’de değil bu sorun özellikle benzeri ülkelerde yani, bu
telefonların kayıtsız olarak girdiği ülkelerde çok daha fazla. Rusya’nın
nüfusu hatırladığım kadarıyla 250 milyon civarında yani burada da benzer
sorunlar ve oradaki toplam bedel Türkiye’den daha büyük ve bunların
çoğunluğu kayıt dışı olduğu zaman ekonomi ciddi bir yara alıyor.
Ziya Osman Açıkel :
Sizin başarılı çalışmalarınızı görünce bunlarda bunlardan örnek
alarak sizden…
Dr. Tayfun Acarer
: Gerçekten öyle, Galip Beyin söylediği bir ifade yine yani eşi
benzeri olmayan bir sistem doğru. Yani, bu eşi benzeri olmayan bir
sistem kuruldu ama yaklaşık 20 aydır da öyle bir mücadele yapılıyor ki
bu sistemle ilgili. Çünkü, birçok şey teorik olarak şey yapamazsınız
kanun daha bunun tüm detayı gözükmüyor yani, bu süreç içerisinde öyle
olaylarla karşılaştık ki, 20 ay önce hiç aklımıza gelmeyen olaylardı
bunlar. Ama bunlar yaşayarak ortaya çıkıyor ve bu ülkelerde gerçekten
Türkiye’de bu sistemle gelinen noktayı görmek istiyorlar, bilgi
paylaşımıdır ve bizde buna seve hazırız.
Ziya Osman Açıkel :
Şimdi efendim, izin verirseniz Sayın Başkan sizden bir de Galip Beye
elektronik imza konusunda bir takılma var mı? Çünkü bunu Sayın Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı bugün görevi bitmiştir Sayın Abdüllatif
Şener bir basın toplantısında açıklamıştı çok iyi hatırlıyorum,
elektronik imzaya çok önem veren bir ülkeyiz ve dünyanın pek çok
gelişmiş ülkesinde elektronik imza yok. Sizin de bundan 6 ay önce
yaptığımız programda, bu imza çeşidinden bahsetmiştiniz, izin verirseniz
bu sefer de Galip Beyden detayları alalım o çok teknik bir insan.
Elektronik imza ne demektir, Tokat’ın Almus ilçesinde oturan Mehmet
Beyle, Muğla’nın Fethiye ilçesinde oturan Fatma Hanımın elektronik imza
neyi ortaya koyar, elektronik imza attığı zaman Kırklareli’nin
Lüleburgaz ilçesinden bir insan Hakkari’nin merkezindeki insanın işine
nasıl yarar? Bütün bunları bize bir anlatır mısınız? Elektronik imza
neden önemlidir?
Galip Zerey :
Bildiğiniz gibi, elektronik imza ıslak olarak, normal olarak attığınız
imza ile aynı kanuni haklara sahip, aynı işlevliği olan fakat elektronik
ortamda bulunduğunuz yerden hiçbir yere gitmeden, önünüzdeki bilgisayara
veya cep telefonu ile attığınız imzadır. Bu imza için bizim yetki
verdiğimiz sertifika sağlayıcılardan yetki alıyorsunuz, imza alıyorsunuz
ve bilgisayarınıza veya cep telefonuna bu imzayı yüklüyorsunuz. Sizin
taşıdığınız, Smartkart dediğimiz kartı bilgisayarınıza taktığınız anda o
imzayı kullanma hakkı elde ediyorsunuz. Bunun pratik faydası; herhangi
bir devlet kuruluşuyla bir işiniz varsa, veya herhangi bir özel
kuruluşla, özellikle bankalar için çok önemli bu, internet bankacılığı
işlemlerinde evinizden, iş yerinizden ilgi bankaya gitmeden, aynı işlemi
yapabiliyorsunuz. Bu müthiş bir pratiklik kazandırıyor, zaman
kazandırıyor. Bunun iki yerde kullanma şansı yok, birisi nikahta geçerli
değil, biri tapuda geçerli değil. Merasim isteyen işlerde geçerli değil,
bu dünyada çok yaygınlaşmadı, yaygınlaşmamasının nedeni; zorunlu olarak
tutulmadı hiçbir yerde. Türkiye’de de elektronik imzanın ve mobil
imzanın, mobil imza deyince cep telefonu ile yapılan bankacılık
işlemlerinden bahsediyorum, bununla ile ilgili bütün alt yapıyı
yetkilendirmeleri biz yaptık, çalışmalar bitirildi, şu an örneğin 9 adet
banka cep telefonu üzerinden mobil imza konusunda çalışıyor. Bunlardan 5
banka aktif olarak kullanılabiliyor, 5 banka üzerinden, bankacılık
işlemlerinizi cep telefonu ile elektronik imza ile yapabiliyorsunuz.
Özellikle bankacılık olayında kullanılmasının çok yararlı olduğunu,
yaygınlaşması gerektiğini düşünüyoruz.
Ziya Osman Açıkel :
Peki internetten, işlem yapan bazı bankalardaki hesaplara, kötü
niyetlilerin girdiklerini, insanları dolandırdıklarını, o kartlarından
kendilerine menfaat yapan işlemler yaptıklarını öğreniyoruz ve bunu da
bankaların pek çoğu kabullenmiyor ve iş mahkemeye gidiyor. Siz madem
Telekomünikasyon kurumu olarak pek çok konuda teknik çalışmayı yaptınız,
başardınız da tebrik ederiz, bu konuda bir planınız projeniz var mı?
Galip Zerey :
Bu konuda bizim önerimiz, elektronik imzanın mutlaka bankacılık
işlemlerinde de kullanılması gerektiği yönünde. Eğer elektronik imzayı
bankacılık işlemlerinde kullanırsanız, hiçbir şekilde illegal, yasadışı,
istenmeyen bir durumun olması söz konusu değil. Hem notbook üzerinden,
hem de evdeki desktop üzerinden, hem de cep telefonu üzerinden
elektronik imzayı kullandığınızda sıkıntı olma ihtimali yok. Fakat öbür
durumlarda, çoğunluk kullanmıyor biliyorsunuz elektronik imzayı ve bu
durumlarda şifrenizi bir şekilde ele geçirdiği anda, elektronik imzayla
ilgili eşleşmediği için, problem olma ihtimali var; çok açık ve net bu.
Ziya Osman Açıkel :
Şimdi Tayfun Bey size bir mail var, Koç Üniversitesinden izleyicimiz
programımızı izliyor Sayın Aykut Yılmaz isimli genç bir kardeşimiz, bu
maili bir okuyun efendim, buna bir cevap verin, çok teknik bir konu, ben
işin içinden çıkamayabilirim buyurun. Ben gene izin verirseniz Sayın
Galip Beyle devam edeyim.
Peki efendim,
internetten alışveriş yaptı bir vatandaşımız veyahut da bir kredi kartı
numarasını verdi, bu şekilde bir dolandırıcılığa teknolojik ortamda
maruz kaldı. O insana öneriniz nedir? Ve bankalara siz, bankalar birliği
vasıtasıyla bir projeksiyon sundunuz mu, sunmayı düşünüyor musunuz?
Bunları aydınlatalım, iki sorumuz var bir vatandaş ne yapmalı, sizin
alanınız değil ama teknik anlamda yol gösterirsiniz hiç olmazsa bir de
bankalara nasıl ki ihale şartnamesinde 1500 mühendis alacak bir teklifi
maddesine koyup kabul ettiriyorsunuz, bankaları da vatandaşın nezninde
itibar kazanacak ve vatandaşın zarar etmeyeceği şekilde
yönlendirilmeleri için ne düşünürsünüz?
Galip Zerey :
İnternet Bankacılığında en kritik konu, kişinin şifresini çok iyi
koruması lazım ve sık sık değiştirmesi lazım; bu kritik konu. Fakat daha
da ideali, daha uygunu elektronik imza kullanması. Elektronik imza
kullandığında kendi şifresi cebinde olacağı için herhangi bir problem
olma ihtimali yok. Veya şifresini çok iyi koruyacak, kredi kartı ile
internet bankacılığından alışveriş yapanlar için benim bir tane önerim
var, sanal kredi kartı kullanması. Bildiğiniz sanal kredi kartında limit
sıfırdır, siz alışveriş yapacağınız zaman limiti yüklersiniz mesela ben
100 liralık bir alışveriş yapacağım, limiti 100 lira yaparım,
alışverişimi yaparım, limit yine sıfırdır. Dolayısıyla orada da herhangi
bir usulsüzlük olma ihtimali yok. Ama siz kendi kredi kartınızı
verirseniz, onun limiti kadar riskiniz devamlı vardır, bugünde vardır,
yarın vardır, 6 ay sonra vardır ne zaman oradan para alacağını takip
edemezsiniz.
Ziya Osman Açıkel :
Bir daha anlatır mısınız, ben tam olarak algılayamadım bu konuyu.
Galip Zerey :
Şimdi kredi kartıyla internet bankacılığından bir alışveriş yapmak
istediğinizde, normal kredi kartı numaranızı verirsiniz, bu kredi
kartının limiti kadar riskiniz vardır, herhangi bir kişi limiti görecek,
kartın numarasını alacak, son kullanma tarihini alacak, arka yüzdeki üç
rakamlı güvenlik numarasını alacak ve onu ne zaman kullanacağını
bilemezsiniz. Sizin kredi kartı son kullanma tarihine kadar günün
birinde kullanabilir, öyle bir riski var. bunun yanında internetten
girip sanal kredi kartı oluşturabiliyorsunuz, ben kullanıyorum, sanal
kredi kartının limiti sıfırdır, sıfır olarak durur, bir şey olma
ihtimali yok, ne zaman? Her zaman sıfır. Alışveriş yapacağınız zaman
bakıyorsunuz, 198 YTL’lik bir DVD Player alacaksınız. Kartınızın
limitini 198 YTL yapıyorsunuz, alışverişinizi yapıyorsunuz yine sıfır
limit herhangi bir problem yok, tek güvenli yol bu. Ama her zaman
söylediğim olay, elektronik imza kullanımı yüzde 100 güvenli olan bir
konu.
Ziya Osman Açıkel :
Bankalara bir proje sunacak mısınız?
Galip Zerey :
Biz şu an, elektronik imza konusunda 9 bankayla çalışıyoruz, özellikle
mobil elektronik imza konusunda bu bankalar bizim yetkilendirdiğimiz 5
tane elektronik imza sertifika sağlayıcıdan sertifika anlaşmaları yapmış
vaziyette, 5 bankanınki de aktif olarak çalışıyor, bunun tanıtımları da
basında yapıldı.
Dr. Tayfun Acarer
: En azından belli bir para limitinin üzerindeki hareketlerde
elektronik imza zorunlu hale getirilebilir yani, biraz önce söylediğiniz
gibi Ayşe Teyze ile Hansa Amca bunu nasıl kullanır? Doğru ama çok büyük
hareketler de yapılıyor internetten, para hareketleri yapılıyor ve en
azından burada elektronik imza kullanılabilir. Mesela biz, yaklaşık 6
aydır yurt dışından yasal yolla ithal edilen, GSM makinelerinin kayıt
sistemine işlenmesiyle ilgili ithalatçılardan elektronik imzayı
kullanmalarını zorunlu hale getirdik. İstanbul’daki bir ithalatçı
getirmiş olduğu örneğin 1000 adet telefonunu, bilgisayarından elektronik
imzasını kullanarak çünkü o elektronik imzayı biz tanıyoruz kullanarak
doğrudan bizim sistemimize kaydedip EMEİ’lerini tescil edip onaylı hale
getirebiliyor Ankara’ya gelmeden. Çok güzel bir şey ve bunu 24 saat
yapabiliyor sistem 24 saat açık, sırada beklemiyor. Çok kolaylığı var
gerçekten. Yani, özellikle şirketler bunu çok rahatlıkla yapabilir,
bunda hiçbir sorun yok, özellikle büyük parasal hareketlerde de Galip
Beyin söylediği gibi elektronik imzanın kullanılması çok büyük bir
güvenlik sağlar.
Ziya Osman Açıkel :
Şimdi iki tane mail geldi, sizlere onları verdim, bir tane de çok ilginç
mail gelmiş, diyor ki Osman Ziya Bey, bu Borsa beni mahvetti, akıllı
uslu bir hisse bulamadım, yandım bittim kül oldum. İşte kaşınana
kaşıyorlar. Diyoruz yani, verirler coşkuyu, verirler coşkuyu götürürler,
yapmayın, etmeyin, bulaşmayın yani, 10 yıldır piyasadasınız
kazanmamışsınız hep kaybetmişsiniz, bu saatten sonra da pek kazanmanız
mümkün gözükmüyor, çünkü piyasansın ben iyi olacağını görmüyorum. Şimdi
efendim, kısa bir reklam arası verelim, içeriden yönetmenimizin sesi
geldi daha sonra bir vatandaşın maili var, bir adet notbook çaldırdım bu
konuda Telekomünikasyon Kurumu bana yardım eder mi diyor. Artık her
türlü ben sizin telefon numaranızı verdim ya yarından itibaren
görüşürsünüz.
Sayın Başkanım, böyle
konuşuyoruz, konuşuyoruz ben Ankaralıyım ama şu İstanbul’un bir tepesi
var, Çamlıca tepesi. Siz İstanbullusunuz orasına aşıklar tepesi
derlermiş biz bilmeyiz aşıkların gittiği geldiği yerleri de - siz
zamanında gitmişsinizdir tahmin ediyoruz- Ama orada kuleler var, bir
görüntü kirliliği var acayip şekilde direkler var efendim. Yani siz ne
düşünüyorsunuz? Çünkü Türkiye’deki tüm özel televizyonlar, tüm radyolar
ve tüm telsiz konusundaki teknik altyapı, teknik birimler, teknik
çalışmalar sizden geçiyor. Efendim bu görüntü kirliliğini önleme
konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu insanlarımızın baz istasyonları
konusunda çektikleri sıkıntılar var, bunlar konusunda ne düşünüyorsunuz?
Kimi diyor ki, baz istasyonu evimizin tepesine yapıldı ben kanser oldum.
Kimi diyor, gelen maillerde var “cinselliğimi kaybettim” diyor. Bu
insanlara ne yapacaksınız efendim? Siz madem her şeye yardımcı
oluyorsunuz bu konuda, bu insanlara ne diyeceksiniz? Buyurun efendim.
Dr. Tayfun Acarer :
Şimdi İstanbul’da daha doğrusu büyük şehirlerin tamamında belli yerlerde
işte Çamlıca da var, Kınalı Ada’da var, Okmeydanı civarında var.
Analoglu yayın yapan radyo ve televizyon vericilerinin yayınlarının
yapıldığı sistemler var. Yalnız bu kaçınılmaz bir şey yani analog
teknolojinin kaçınılmaz bir gereksinimidir, belli noktalarda çok güçlü
vericiler olması. Şimdi analog sistemin kaçınılmaz bir zorunluluğu
dedim. Yani biz şuan ki sistemle radyo, televizyon izleyeceksek bu
sistemlerin böyle yerlerde, tepelerde olması zorunludur. Gelişen
teknolojiler ne olmuş? Sayısal yayıncılık gelişmiş. Ne getiriyor sayısal
yayıncılık? Sayısal yayıncılıkla en azından bir antenden ve bir
vericiden birden çok yayını aynı anda yapma olanağı getiriliyor ve daha
düşük bir güçle. Yani oradaki sıkıntı sadece görüntü kirliliği değil
orada çok yüksek bir elektro manyetik alanlarda var.
Ziya Osman Açıkel :
Birde efendim hakikaten sağlığa zararlı mıdır? Bunu hakikaten merak
ediyoruz. Yani gerçekten işte vatandaşın maili, yani affınıza
sığınıyorum bu kelimeyi kullanırken, bir takım rahatsızlıklara
yakalandım diyor bunun sebebi diyor; evimizin yanındaki baz istasyonu
olduğu söyleniyor diyor. Bunu ….
Dr. Tayfun Acarer :
Şimdi baz istasyonları ile bu tür analog yayınların yapıldığı
sistemleri birbirinden ayırmak lazım. Bakın ben zaman zaman evden
çıkarken cüzdanımı unuttum fakat geri dönüp almadım ama cep telefonumu
unuttuğum zaman geri dönüp aldım. Herhalde pek çok kişide benimle aynı
düşüncededir. Sizde cep telefonunuzu unuttuğunuz zaman mutlaka geri
dönüp almışınızdır.
Ziya Osman Açıkel :
Haklısınız evet efendim.
Dr. Tayfun Acarer :
Yani bir işveren, serbest çalışan belli şeylerde çalışan insanlar için
cep telefonu artık yaşantısının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Cep
telefonları yani mobil telefonlardaki sistemlerle, radyo televizyon
yayını yapan sistemlerin yapısı birbirinden farklı yani teknolojileri
farklı. Radyo televizyon yayınlarını belli noktalara toplayabilirsiniz
işte; Çamlıca’ya , Heybeliada’ya, Çatalca’ya pardon Kınalıada’ya,
Çatalca’ya toplayabilirsiniz. Ve oralardan bu yayınları işte belli
bölgelere yapabilirsiniz. Ama baz istasyonlarını belli bölgeye
toplamanız teknik olarak olanaksız, böyle bir sistem olamaz. Yani bu
istasyonları, baz istasyonlarını belli noktalara topladığınız zaman bu
teknoloji çalışmaz. Kaldı ki, dünyada sadece Türkiye’de değil bu, bütün
dünyada da aynı teknoloji kullanılıyor.
Ziya Osman Açıkel :
Ne güzel söylüyorsunuz. Demek ki baz istasyonsuz yaşamanın imkanı yok.
Dr. Tayfun Acarer :
Yok. Bir şey daha söylüyorum GSM teknolojisi, cep telefonları
biliyorsunuz ilk kez Türkiye’de 1994 yılında kullanılmaya başlandı. Yani
aradan neredeyse on üç yıl geçti. Yani bu gerçekten kansere yol açıp,
ölümlere yada belli hastalıklara yol açsa idi şimdiye kadar herhalde
toplu ölümler başlardı. Yani sadece Türkiye’de değil tabi dünyada da bu
böyle olurdu. Bu zararsızdır anlamına gelmiyor ama kesin zararlıdır
ifadesini de kullanamazsınız. Aslında bir güzel bir laf var “her şeyin
fazlası zararlıdır” diye, şimdi bu istasyonun çok yakınında iseniz
zararlı olabilir. Ama bu yakınlığın mesafesi ne? Üç metre, beş metredir.
Ama iki yüz metre ilerideki bir baz istasyonunun insan sağlığına
zararlıdır diye iddia etmek gerçekten çok büyük bir iddia.
Ziya Osman Açıkel :
Peki evinin çatısında, dükkanının çatısında baz istasyonu olanların
durumu ne olacak? Cep telefonu işi ile uğraşan insanlar olsun ve adam
diyor ki, ben diyor; “dükkanım var ama, tepeme para kazanmak için -bir
GSM şirketi ayda bir milyar verdi, beş yüz milyon verdi- Evimin üstüne,
dükkanımın üstüne o sistemi kurdum.Evde çoluk var çocuk var ama geçinmek
zorundayım. O bana bir ek katkı ama sağlığımdan da korkuyorum.
Çocuklarımın geleceğinden korkuyorum” diyor. Şimdi geçmişte yaptığım
işler ve şimdi yeni ekmek kapılarının açıldığı alanlar. Bunları
karşılaştırdığım zaman, para ve sağlık ne dersiniz?
Dr. Tayfun Acarer :
Şimdi biraz evvel söylediğim gibi Türkiye’de kullanılan teknoloji
Avrupa da ve dünyada kullanılan teknolojiden farklı değil ki. Zaten bu
sistemleri üreten beş, altı tane firma var başka yok ki. Hepsi aynı
sistemi kuruyorlar, aynı yerlere kuruyorlar. Avrupa’daki fark be biliyor
musunuz? Bu baz istasyonlarını özellikle antenlerini kamufleyi çok güzel
yapıyorlar. Mesela; adam binanın çatısına kuruyor fakat öyle bir şekil
veriyor ki siz baktığınızda baca zannediyorsunuz. Şunu söyleyeyim biz
baz istasyonun gücü, bir analog vericinin gücünün belki yüzde biri belki
daha da azı. Analog vericilerden yayılan elektro manyetik güç baz
istasyonlarının çok çok daha fazlası.
Ziya Osman Açıkel :
Efendim son dakikalarımıza giriyoruz Sayın Başkan Tayfun Acarer
Beyefendi 2007 yılında neler yaptınız?
Galip Zerey : 2007
yılında biz önemli birkaç düzenleme yaptık. Bunlar özellikle uzak mesafe
telefon hizmetleri lisansı olan firmaların büyük bir merakla, heyecanla
beklediği sabit telekom hizmeti yetkilendirmesinin 28 Haziran tarihli
kuruldan çıkardık ve Bakanlar Kurulu kararını bekliyoruz şimdi. Bu çok
önemli bir gelişmedir, bu gelişme ile uzak mesafe telefon hizmeti
lisansı olanlar şehir içi telefon hizmeti verme hakkı elde etmişlerdir.
Bununla bağlantılı
yerel alan paylaşıma açılması ve veri akışı erişimi konusunda da
bunların hayata geçmesi için, uygulanabilir hale gelmesi için
çalışmalarımızı sonuçlandırdık. Ben memnuniyetle görüyorum ki ilk
abonelerde kaydedildi. Dolayısı ile ilk aboneler çalışmaya başladı.
Gerek Türk Telekom gerek uzak mesafe şirketleri ile anlaşmalar imzalandı
ve hızla gelişeceğinin..
Ziya Osman Açıkel :
Bu bizlere, Türkiye’ye ne getirecek vatandaşlar olarak efendim?
Galip Zerey :
Bu rekabeti getiriyor.
Ziya Osman Açıkel :
Fiyatta ucuzlamayı getiriyor mu efendim?
Galip Zerey :
Fiyatta ucuzlamayı getiriyor. Hizmet kalitesini getiriyor, daha kaliteli
hizmet, daha iyi hizmet. Fiyat rekabetini getiriyor. Dolayısı ile
bunların yanında rehberlik hizmetlerini başladı. 2007 yılı içerisinde bu
çalışmaları tamamlamış bulunuyoruz.
Ziya Osman Açıkel :
Evet teşekkür ediyoruz Galip Zerey beyefendi. Efendim son iki
dakikamız. Sayın Başkan notlarımda görüyorum bir şey çıkarmışım. MVNO ne
anlama gelir? Bu bir sanal operatörlük anlamı taşıyan unvanmış. Bunun
açılımı ve yapacağı işler nedir efendim?
Dr. Tayfun Acarer :
Sanal operatörlükte yine katma değerli bir hizmet. Siz bir
telekomünikasyon şirketi kurarak kendi alt yapınız olmadığı halde sanki
bir operatörmüş gibi belli bir kesime hizmet veriyorsunuz. Dolayısı ile
hem o kesimin beklentilerine yönelik bir hizmet vermiş oluyorsunuz hem
de daha ucuza tüketicilere mobil telekomünikasyon hizmeti temin etmiş
oluyorsunuz.
Ziya Osman Açıkel :
Evet efendim.
Dr. Tayfun Acarer :
Mesela bir spor kulübü kendi taraftarlarına bir operatörmüş gibi hizmet
verebilir. Hem daha ucuza verir, hem kendi spor kulübü ile ilgili
bilgiler aktarır. Siz o kulübün üyesi oluyorsunuz dolayısı ile hem ucuza
hem de katma değer bir takım hizmetler alıyorsunuz aynı zamanda da
kulübünüze destek oluyorsunuz.
Ziya Osman Açıkel :
Ben bu durumu hemen Fenerbahçe İkinci Başkanı Nihat Özdemir ve diğer
yönetici üyesi büyüklerimiz, ağabeylerimiz var onlara iletelim. Hemen
bundan faydalansınlar efendim, onlar çünkü hızlı çalışırlar.
Sayın Başkan
programımıza geldiniz Ankara’dan teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Telekomünikasyon Kurumuna, size ve ekibinize başarılar diliyoruz
efendim.
Dr. Tayfun Acarer :
Teşekkür ederiz böyle bir programda yer aldığımız için.
|