|
GAMZE KOCA :
İyi günler Sayın Seyirciler. Habercinin
Saati’ne hoş geldiniz. Ben Kanal B
Ekonomi Servisinden Gamze Koca.
Bildiğiniz gibi büyük bir hızla
ilerleyen teknoloji artık hayatımızın
bir parçası ve telekomünikasyon
arenasında yaşan gelişmeler içinde bu
ilerlemede yerini alıyor. Bugün
programımızda telekomünikasyon
sektöründeki gelişmeleri 2005 yılını,
2006 yılını ve yeni nesil teknolojileri
tartışacağız. İki tane konuğumuz var.
İlk konuğumuz Telekomünikasyon Kurumu
Başkanı Sayın Dr. Tayfun Acarer. İkinci
konuğumuz ise İkinci Başkan Sayın Galip
Zerey. Öncelikle programımıza hoş
geldiniz. Küçük bir hatırlatma yaparak
başlamak istiyorum, sorularınız ve
görüşleriniz için Kanal B yazıp boşluk
bırakıp 3525’e gönderirseniz,
programımızda sorularınızı yanıtlamaya
çalışacağız. Evet efendim aslında
baktığımız zaman Telekomünikasyon Kurumu
dendiğinde geçen sene ki bir gelişme hep
akıllara geliyor. Kayıt dışı
telefonlarla ilgili yapılan çalışmalar.
İsterseniz önce kısaca bundan
bahsedelim. Şu an hangi aşamada bunu bir
tartışalım.
DR. TAYFUN ACARER :
Tabii öncelikle kayıt dışı telefonlar
çok geniş bir kitleyi ilgilendirdiği
için o hep akla geliyor ama onun dışında
Telekomünikasyon Kurumunda ve
telekomünikasyon sektöründe çok önemli
gelişmeler var, çok önemli değişimler
var ve bu süreç bu sene de aynı hızla
devam ediyor. Örneğin bir elektronik
imza çok kısa bir sürede yaşantımızda
hızla yerini alacak bir uygulama. Bunun
dışında bu yeni nesil sistemler bizim 3G
dediğimiz ve görüntülü telefon diye
tabir edilen ama aslında çok daha fazla
kabiliyeti olan sistemler. Wimax adıyla
çok hızla gelen yeni bir teknoloji.
Bütün bunları hakikaten sektörün çok
önemli değişimleri olarak sayabiliriz.
GAMZE KOCA :
Peki basında çıkan haberlere baktığımız
zaman 19 milyon telefonun artık kayıt
altına alındığı yönünde çıkan haberler
var. Bu rakamlar nedir ve istenilen
başarılar sağlandı mı bu uygulamadan?
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi istenilen başarı sağlandı ama olay
bitmedi. Öncelikle onu açıklamak
istiyorum. 19 milyon rakamı doğru. Bu
rakam aslında 5392 sayılı Kanun çıkana
kadar biz de dahil kimsenin tahmin
etmediği bir rakamdı. Ama olayın içine
girdiğimiz zaman olayın ne kadar büyük
boyutlarda olduğunu gördük. Gerçekten de
o zamana kadar kimsenin bilmediği bir
rakamdı bu. Bunun dışında da yine bizim
dahi bilmediğimiz bu klonlanmış yani
seri numarası kopyalanmış telefon
sayısı, bunlar da milyonlarla ifade
ediliyor. Birkaç yüz bin diye
düşünüyorduk. Fakat çok ciddi ve
sıkıntılı bir çalışma yapıldı. Alt yapı
yoktu bununla ilgili bir data base
yoktu, bir sistem yoktu. Bu süre içinde
sektörün tüm oyuncuları ile beraber çok
sıkı bir çalışma oldu ve bu 19 milyon
kayıt dışı telefon kayıt altına alındı.
Süreç hale devam ediyor çünkü hala kayıt
dışı telefonlar Türkiye’ye gelebiliyor
ve bizim de bu telefonlarla ilgili bloke
etme işlemimiz devam ediyor. Ama bunu
memnuniyetle söylemek gerekirse bu konu
kamuoyunda oldukça olumlu bir intiba
bıraktı ki bugün biraz önce ben bu
konuda Kurumumuza Tüketiciyi Koruma
Genel Müdürlüğü’nce verilen Hizmet
Ödülünü aldım ondan sonra buraya geldim.
Ne mutluluk verici bir olay.
GAMZE KOCA :
Peki bu ödülden bahsedelim biraz. Hemen
apar topar geldiniz biraz bunun
ayrıntısını alalım neden ödül aldınız?
DR. TAYFUN ACARER :
Bu tüketicinin korunmasına yönelik bir
ödüldü. Malumunuz bu kanunun çıkma
nedenleri olayın hem ekonomik tarafı hem
de özellikle sosyal güvenlik tarafıydı.
Ekonomik tarafı milyarlarca dolarlık çok
yoğun kullanılan sistem Türkiye’ye
giriyordu ve son dönemlerde de artış
oranı giderek fazlalaşmıştı. Yani kayıt
dışı telefon makinesi kayıtlı telefonu
geçmişti ve eğer bu kanun çıkmasaydı şu
sıralar 2006 yılı içinde kayıtlı telefon
kalmayacaktı diyebilirim. Yani o kadar
büyük bir hızla kayıt dışı telefonlarda
artış vardı. Tabi bunun Türkiye
ekonomisine getirdiği yük o zamanlar
yani ilk kanun çıktığı zaman biz 5
milyar dolar civarında hesaplıyorduk.
Belki bu sayı şimdi 6-7 milyar doları
geçmiş olacaktı. Ama bu ekonomik
tarafının dışında olayın sosyal tarafı
bana göre daha da vahimdi. Bu kanun
çıkana kadar bu konu ile ilgili yani
çalıntı telefonlarla ilgili Emniyet
Genel Müdürlüğü kayıtlarından bize
intikal eden bilgiye göre 7 kişi
ölmüştü. Yani çalıntı sırasındaki o itiş
kakıştan kaynaklanan ölümler. 600’ün
üzerinde yine emniyet kayıtlarına
yansımış yaralanma olayı vardı. Yine
emniyet kayıtlarına göre 32 bin
civarında da ki bu rakam çok daha fazla
örneğin bende telefonumu kaybettim ama
bildirmemiştim kayıp ya da çalıntı olayı
vardı. Bu rakam bana göre 150-200 bin
civarındaydı ve hakikaten sosyal bir
sorun haline gelmişti. İnsanlar artık
cep telefonuyla dışarı çıkmaya
çekiniyordu veya yolda konuşmaya
çekiniyordu. Şimdi çok şükür o büyük
ölçüde önlendi. Ama münferit olaylar
hala var. Biz de o yüzden bu konuyla
ilgili kayıt ihbar merkezimizi kurduk.
Bir çalıntı olayında bu kayıt ihbar
merkezine bildiride bulunarak o
telefonların hemen bloke edilmesi
mümkündür.
GAMZE KOCA :
Hemen verelim bu numaraları
seyircilerimize isterseniz.
DR. TAYFUN ACARER :
Kayıt ve İhbar için üç karakterli kısa
numarayı önümüzdeki ay açıklayacağız ama
şu anda Ankara numaramız var. (312) 232
23 23 bu numaradan ihbarda bulunabiliyor
ve o telefonlar bloke ediliyor. Yani
neticede bunu bir şekilde alan çalan
bulan da neticede birkaç gün sonra o
telefon bloke olduğu için kullanamayacak
duruma geliyor.
GAMZE KOCA :
Evet aslında son
derece önemli bir uygulama bu değil mi?
Şimdi bir soru gelmiş ben hemen bunu
yöneltmek istiyorum. Size yönelteceğim
bunu. Yurt dışından eğer telefon alıp
gelirsek ne yapmamız gerekiyor diye bir
soru?
GALİP ZEREY :
Evet yurt dışından yolcu beraberinde
getirilen telefonlarda yolcunun bir tane
hakkı var. Bunun değeri 300 Euro’nun
altındaysa yurt dışından aldığı faturayı
gümrük memuruna gösterip imza kaşe
altına alıyor. Eğer 300 Euro’nun
üzerinde ise sözlü beyan formu veya
Gümrük beyan formu dolduruyor. Veyahut
da kargo ile gelenler var. Bunlarda 100
euro’nun altında olması durumunda
cihazın faturası ve Posta Gümrük
Müdürlüğünden alınmış belge gerekiyor.
Eğer 100 Euro’nun üzerinde ise cihazın
faturası ilgili posta gümrük
müdürlüğünce onaylı gümrük beyannamesi
veya sözlü beyan forumu gerekiyor.
Bununla ilgili detaylı bilgiler
Telekomünikasyon Kurumu’nun web
sayfalarında var. Benim tavsiyem yurt
dışına gidecek veya dönmekte olan
kişilerin bu bilgileri bir yere not edip
bunlara uymaları halinde herhangi bir
problem çıkmadan bunların yurt içine
döndüklerinde abone merkezlerine
kaydettirebilirler.
GAMZE KOCA :
Peki Internet sayfası dediniz. Ben
Kurumun Internet sayfasına girdim
programdan önce. Bu öneri ve şikayetlere
yönelik ekstra bir link var sanırım.
Bunu neden ihtiyaç duydunuz böyle bir
şeye ya da yeterince geliyor mu şikayet
ne yönde?
DR. TAYFUN ACARER :
Bir kaç önce 24 saat 365 gün çalışan
merkezimiz faaliyete geçti. Çok değişik
konularda şikayetler olabiliyor. Bir
mağazadan aldığınız telefonda bile bir
takım sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
Artık bu konu düzene girdi. Yani
tüketici bilinçlendi. Cihazı alırken
artık kontrollü alıyor. En azından
faturasını soruyor. Hatta benim
özellikle tavsiyem mutlaka cihaz
alırken, bir kere onun IMEI numarası
biliyorsunuz *#06#’den hemen ekrana
geliyor. *#06# oradaki 15 karakterli
numarayı cihazın üzerinde bulunan seri
numarası ve kutusunun üzerinde bulunan
numarayla mutlaka karşılaştırılması
gerekir. Kaldı ki bizim Internet’ten web
sayfamıza girdiğinizde de bu telefonun
kayıtlı olup olmadığını hemen
görebiliyorsunuz. Yani bu kayıt dışı
konusunda ciddi bir aşamaya geldik.
Tüketicilerin cihaz alırken bunlara
özellikle dikkat etmelerini rica
ediyorum. Bu yapıldığı takdirde zaten
sorunsuz bir cihaz alıyorsunuz demektir.
GAMZE KOCA :
Peki hani diyelim ki aldık bunu kontrol
ettirdiğimizde de kayıtlı çıkmadı. Bu
sefer ne yapmamız gerekiyor, nasıl bir
yol izlememiz gerekiyor?
DR. TAYFUN ACARER :
Zaten alırken kontrol ederseniz öyle bir
problemle karşılaşmazsınız. Ama bir
nedenden dolayı kontrol edilmeden
aldınız ve bunda sorun var. Öncelikle
aldığınız yere müracaat edebilirsiniz bu
makinenin kayıt dışı olduğuna dair. Onun
ötesinde eğer daha farklı sorunlarla
karşılaşıyorsanız bu dediğim merkezi
arayarak sorununuzu aktarabilirsiniz.
GAMZE KOCA :
Peki diğer gündemde
olan bir gelişmeyi ben yöneltmek
istiyorum size. Bu gizli numara
meselesi. Çok da tartışılıyor. Hani
numara gizleme hak olarak görülüyor ama
karşı tarafta bunu bilmek istemesi de
ayrı bir hak. Numara gizlemenin son
aşaması nedir?
GALİP ZEREY :
Bu numara gizleme
konusunda Avea, Telsim ve Turkcell’e iki
yıl süre vermiştik. Avrupa Birliği
müktesabatına göre zaten bunu
planlamıştık. Bunun aşağı yukarı 6 ay
kadarı geçti, 1 buçuk yıl kadar daha
var. Bizim mevzuatımız gereği 1 buçuk
yıl sonra zaten üç operatör numara
gizliliği konusunda alt yapılarını kurup
işler hale getirecekler. Bundan kastımız
şu: isteyen abone ilgili operatöre bir
dilekçe verdiği zaman o aboneyi numarası
gizli olan kişiler arayamayacaklar. Öyle
bir özellik sağlanacak. Şu an böyle bir
imkan yok. Çünkü operatörlerin alt
yapıları buna müsait değil. Ancak şu
anki haliyle gizli numarayı açmama
hakkımız olabiliyor. Operatörlerle
yaptığımız görüşmede bu 1 buçuk yılın
uzun gibi olduğunu düşünüyoruz daha kısa
sürede olabilir mi diye toplantılar
yaptık. Benim tahminim 1 buçuk yıla
kalmadan daha kısa süre içerisinde bu
imkanı sağlayacağız.
GAMZE KOCA :
Peki aslında
gizlilik çok fazla kullanılıyor. Ben
hani kendi çevremde de biliyorum. Bu
aslında birazcık da bazı kullanıcılar
için bir alışkanlık haline dönüşmüş gibi
bir şey söz konusu. Peki bu değişiklik
sizce bir sorun yaratır mı?
GALİP ZEREY :
Hayır sorun yaratmaz. İsteyen ilgili
operatöre dilekçe vererek beni numarası
gözükmeyen kişiler arayamasın diyecek.
Operatörde kendi alt yapısında bunu
engelleyecek. Ama istemeyenler için şu
anki sistem devam ediyor. Herkes kendi
istediği şekliyle konuşacak, açacak,
açmayacak, takip edebilecek.
GAMZE KOCA :
Evet Tayfun Bey şimdi tekrar ben size
dönmek istiyorum. Bir diğer konu da
numara taşınabilirliği sorunu. Aslında
basında bir ara çok yer aldı. Hani
geçiyoruz oluyor gibi. Şu an ne durumda
yani eski operatörü değiştirerek şu an
kullandığımız operatörün numarası aynı
oluyor. Çok karışık bir mesele. Buna bir
açıklık getirmek gerekirse eğer.
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi bu numara taşınabilirliği ve
numara gizliliği genelde birbirine
karıştırılıyor ama tabi çok farklı iki
kavram bunlar. Numara taşınabilirliği
ile ilgili çalışmalarda epeyce
ilerledik. Bununla ilgili bir yönetmelik
çıkardık. Bu yönetmeliğimizde bu
haftadan itibaren web sayfasına koyarak
ilgili tüm kuruluşların görüşlerini
açtık. Numara taşınabilirliği yine bir
tüketici hakkıdır. Fakat bu tabii kolay
bir işlem değil. Olayın bir teknik
tarafı var, bir de ekonomik tarafı var.
Teknik tarafı, GSM operatörlerinde ve
sabit operatörde yani Türk Telekom’da.
Bir takım teknik modifikasyonlar
yapmaları gerekir. Ancak bir de işin
ekonomik tarafı var. O da şu: siz ait
olduğunuz operatöre bağlı bir aboneyi
aradığınızı düşünün. Öyle
zannediyorsunuz aynı numarada çünkü. Ona
göre de rahat konuşuyorsunuz. Çünkü onun
bedelini tahmin ediyorsunuz. Fakat
aradığınız kullanıcı başka bir operatöre
geçmiş ise ve siz de bundan bilginiz
yoksa çok ciddi ölçüde bir mağduriyetle
karşılaşmanız kaçınılmaz olacaktır. O
nedenle bu sistemi tesis ederken
öncelikle arayanın karşındaki aradığının
hangi operatörde olduğunu veya en
azından operatör değiştirip
değiştirmediğini bilme hakkı olması
lazım. O nedenle bunun için bir uyarma
olabilir, bir ton olabilir, bir ikaz
sesi olabilir. Bunun tesis edilmesi
lazım. Bununla ilgili alt yapının hazır
hale getirilmesi lazım. Biz işin
prosedür tarafını büyük ölçüde
tamamladık ve ilgili tüm kuruluşların
görüşüne açtık. Tahmin ediyorum bu yıl
sonuna kadar bu konu olgunlaşacaktır.
GAMZE KOCA :
Peki aslında hani buna geçmedeki esas
istek diğerlerine göre daha az kitleye
hitap eden operatörlerin birazcık daha
kendi promosyonlarını yada kendi
alanlarının diğer müşterileri çekme
anlamında yapılıyor sanırım.
DR. TAYFUN ACARER :
Biz işin o
tarafına bakmıyoruz. Bu tamamen
tüketicinin bir hakkı olduğunu
düşünüyoruz insanlar bugün
değiştirmeyişlerindeki en önemli etken
yıllardır kullandığı numaranın diğer
tanıdıkları tarafından iyi bilinmesi,
özellikle iş sahibi iseniz yani ticaret
ile uğraşıyorsanız bu çok daha önemli.Bu
nedenle tüketiciler ya da kullanıcılar
öyle diyelim başka bir operatöre geçmek
istiyorlar daha iyi olanakları olması
nedeni ile ancak o bilinen numarasını da
değiştirmek istemiyor yani bütün dokuz
karakteri ile geçecek oraya yani 532’li
abone 555’e yada 542’ye geçecek ya da
tersi olacak bunun 542’li yada 555’li
abone 532’ye geçecek aynı numaraya sahip
olacak ve bu tabii kullanıcı için haktır
diye düşünüyorum aynı zamanda rekabet
için de çok olumlu bir etken olacaktır,
tabii operatörlerin düşünceleri bizim
dışımızda.
GAMZE KOCA :
Peki şunun için soracaktım bu soruyu,
dünyaya baktığımızda gerçekten hani
böyle bir uygulamaya geçildiğinde kayma
söz konusu oluyor mu? Yüksek oranlı
yoksa pek bir şey fark etmiyor mu?
DR. TAYFUN ACARER :
Kayma oluyor
tabii bir miktar. O kayma da genelde bu
teşvik ya da rekabete bağlı oluyor bu
olduğu zaman rekabet artıyor ve bu yeni
aboneleri almak için operatörler biraz
daha farklı imkanlar uyguluyorlar o da
aslında kullanıcının lehine bir olay.
GAMZE KOCA :
Peki Galip bey tekrar size dönmek
istiyorum. Birazcık konuyu değiştirelim
Internet’le ilgili çok fazla soru
geliyor, buna yer vermek istiyorum
biraz. Şimdi öncelikle baktığımızda
bundan bir 5 sene öncesine göre şu an
oldukça fazla bir artış gözleniyor
özellikle son 3 yılda kullanıcı
sayısında ciddi bir artış var bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz? Gerçekten
söylendiği gibi bir artış var mı? Ve
Internet kullanımının yaygınlaşmasının
ne gibi faydaları olabilir?
GALİP ZEREY :
Evet sizin de dediğiniz gibi son
yıllarda Internet konusunda epeyce bir
yaygınlaşma oldu özellikle Türk
Telekom’un ADSL ile ilgili yaptığı
çalışmalar aşağı yukarı 1.5 milyon
civarında ADSL abonesine ulaştı, benim
izleyebildiği kadarı ile Türk Telekom ve
Türk Telekom ile beraber iş birliği
yapan, beraber çalışan Özel Sektör
firmaları ADSL konusunda çok hızlı
hareket ediyorlar, ben çok hızla ADSL
bağlantılarının arttığını görüyorum.
Buna paralel olarak da Internet
kullanımı artıyor bu bizim çok
önemsediğimiz dikkatle izlediğimiz bir
konu çünkü, özellikle kırsal kesimlerde
Internet’in yaygınlaşması en azından
eğitim açısından okullarda
yaygınlaşması, öğrencilerde
yaygınlaşması çok faydalı bir şey, bütün
dünyayı oturduğunuz yerden
izleyebiliyorsunuz. Ben bu artış
trendinin hızla devam edeceğini
düşünüyorum. Biz Telekomünikasyon Kurumu
olarak bu artışı destekliyoruz ve nasıl
katkıda bulunacağımız konusunda hem
Ulaştırma Bakanlığı’ndaki yetkililerle,
Haberleşme Genel Müdürlüğü ile hem de
Türk Telekom ve GSM operatörleri ile
görüşmeler yapıyoruz. Biliyorsunuz bunun
bir ayağı ucuz PC’dir. Nasıl
kullanıcılara ucuz PC satılabileceği,
Türkiye’de nasıl yerli üretim
yapılabileceği konusunda da
çalışmalarımız var. Yurt dışındabu
konulardaki çalışmaları da takip
ediyoruz. Örneğin 100 dolara PC konusu
Tunus’a gittiğimizde incelemiştik. Bu
konudaki çalışmaların süratle devam
edeceğini tahmin ediyorum ve bu tabii
herkesin faydasına olacak olan bir şey.
GAMZE KOCA :
Peki. Internet sayfasında sorulan
sorular bölümünde dikkatimi çekti.
Buradan da izleyicilerimiz ile
paylaşalım istiyorum. Internet Servis
Sağlayıcılarında bir problem olduğunda
tüketiciler ne yapmalı? Nereye
başvurmalılar gibi bir soru vardı ve
bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hani
evimizde olabilir, iş yerimizde olabilir
bir sorun çıktığında ilk olarak ne
yapmamız gerekir?
GALİP ZEREY :
Ben Internet Servis Sağlayıcılarından
birini kullanıyorum kendi evimde ve iş
yerimde.Tabii öncelikle ilgili Internet
Servis Sağlayıcının destek hattını
aramak lazım, genelde bu destek hattı
arandığında sorun çözülüyor, fakat tabii
Internet Servis Sağlayıcı firması ile
ilgili bir sıkıntı var ise bizi
arayabilirler, bizim daha önce
verdiğimiz numarayı veya Tüketici
Hakları Merkezini arayabilirler. Bu
konuda biliyorsunuz Internet Servis
Sağlayıcılarından büyük çapta ADSL’e
doğru bir geçiş var, bize yansıyan
problemler genelde ADSL kullanımı ile
ilgili. Bu problemlerin detaylarını
incelediğimde büyük çapta kullanılan PC
ile ilgili yani evimizde kullandığımız
PC ile ilgili, virüs programları gibi,
ayarlar bölümündeki problem gibi
olabiliyor. Tüketicilere kullandıkları
Internet Servis Sağlayıcı veya Türk
Telekom’un beraber çalıştığı firmaların
destek hattını aramalarını öneriyorum.
GAMZE KOCA :
Peki şimdi biraz önce programın başında
bahsettiniz, Üçüncü Nesil teknolojisi,
öncelikle Üçüncü Nesil nedir? Onu bir
açıklayalım ondan sonra da hangi aşamada
şu an ne zaman gelmesi planlanıyor? Ne
gibi çalışmalar yapılıyor bu yönde
sizden bilgi alalım.
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi Gamze
hanım, Üçüncü Nesil deyince herkes
görüntülü telefon diye düşünüyor yani o
bana göre çok basit bir tanım çünkü hiç
kimse telefonu karşısına alıp da
konuşarak, bakarak konuşmaz yani bu
belki yüz konuşmada bir kere ya olur ya
olmaz o da tahmin ediyorum hanımlar
eşlerini kontrol etmek istedikleri zaman
şöyle çevreyi bir dolaştır dediklerinde
olacaktır onun dışında yani görüntülü
telefon imkanı olacaktır ama pek yoğun
kullanılacağını zannetmiyorum. Belki
mesaj gönderirken görüntü ile beraber
gönderme şeklinde olabilir. Asıl Üçüncü
Nesildeki önemli etken, çok geniş bantta
ve çok hızlı data iletişimini olanak
veriyor bu da tabi bizim güncel
yaşantımıza çok önemli değişikliklere
yol açabilecek bir gelişme. Yani siz bir
gece evvel indirdiğiniz filmi boş
kaldığınız zaman yolda
seyredebileceksiniz, haberleri
izleyebileceksiniz hatta televizyon
seyredebileceksiniz, spor
müsabakalarının sonuçlarını
izleyeceksiniz veya belki maç
izleyeceksiniz. İkinci Nesilde asıl
ağırlık ses ve datada, yani mail
atıyorsunuz ya da normal Voice olarak
görüşüyorsunuz. Üçüncü Nesilde, asıl
ağırlık ve değişim içerikte. Üçüncü
Nesilde teknoloji ile beraber aslında,
değişik bir medya sektörü ortaya
çıkacak. Nasıl sinemadan televizyona
geçişte çok değişik bir medya çok
çeşitlendi değişti Üçüncü Nesil ile
beraber de değişik bir medya ortaya
çıkacak ve bu medya Üçüncü Nesil
sistemlere ilişkin içeriklerle ilgili
hizmet verecek Üçüncü Nesilde de asıl
farklılaşma öne geçme bu içeriğin
getirdiği avantajları kullananlarda
ortaya çıkacak, o nedenle ben güncel
yaşantımızın çok önemli ölçüde
değişeceğini ve çeşitleneceğini
düşünüyorum, buna da hazırlıklı olmamız
lazım diyorum. Bununla ilgili biz
çalışmalarımızı yapıyoruz bu çalışmaları
tahmin ediyorum bu yılın ikinci
yarısının sonlarına doğru bitireceğiz
belki o kadar da kalmayacağız konuyu
siyasi otoritenin temsilcisi olarak
Sayın Ulaştırma Bakanı da çok yakından
takip ediyor ve çok ilgili. O nedenle bu
konuda bu sene önemli değişiklikler
olacağını zannediyorum ama tabi buradaki
ilk sinyalin çıkışı muhtemelen
önümüzdeki sene olacak tabi ama karar
siyasi otoritenindir.
GAMZE KOCA :
Peki şu an baktığımızda önümüzdeki sene
için dediniz hani tüketicilerin bunun
için özel bir hazırlık yapması gerekiyor
mu? Cihazları değiştirmesi gerekiyor mu?
Yada bir yere kayıt olmaları mı
gerekiyor, nasıl bir süreç bekliyor?
DR. TAYFUN ACARER :
Cihazlar için şu an çok erken ama eğer
yeni cihaz alınacaksa bu üçüncü nesil’e
de uygun cihaz alınmasında yarar var
ama tabi maalesef bizim ülkemizde
cihazları kullanım ömrü çok az yani
Avrupa Birliği ülkelerinden daha az,
bizde iki yılın altında Avrupa
Ülkelerinde yaklaşık 3 yıl civarında.
Şimdi bu kayıt dışı telefonlarla ilgili
ikinci yapacağımız şey bizim ikinci
nesil, ikinci el telefonları daha aktif
hale getirmek onların bakım onarımlarını
yapmak eğer onu oturtabilirsek
telefonların kullanım ömrü artacaktır
diye düşünüyorum ama yeni bir telefon
alınırken Üçüncü Nesil özelliğinde
olmasında yarar var.Yani 1 sene 1.5 sene
sonra yeni bir telefon alma ihtiyacı
ortadan kalkar.
GAMZE KOCA :
Evet hazırlıklı
olmakta fayda var.
DR. TAYFUN ACARER :
Muhakkak ki
fayda var. İkinci önemli etken ise,
ikinci el telefonlara rağbetin olmayışı,
o da güvensizlikten kaynaklanıyor.
Çünkü, ikinci el telefon aldığı zaman
birisi çok kaliteli, fakat çok da iyi
imkanlarla bir telefonu almak istemiyor,
çünkü güvenmiyor. İşte bununla ilgili
bir çalışmaya şu anda devam ediyoruz,
sonuçlandırma aşamasına geldi. İkinci el
telefonlarla ilgili mevzuatı hazırladık,
bu mevzuat çerçevesinde ikinci el
telefonu alan bir kullanıcı garantili
olarak o telefonu alacak. Eğer bu
oturursa Türkiye’de GSM telefon
cihazlarının kullanım ömrü artacaktır.
Bu önemli bir şey, çünkü Türkiye’de şu
anda 45 milyon GSM abonesi var. 45
milyon GSM abonesi demek, nereden
bakarsanız şu anda 50 milyon civarında
telefon piyasada dolaşıyor demektir. Bu
telefonların maalesef çok önemli bir
kısmı, hatta tamamına yakın bir kısmı
yurt dışından ithal yoluyla geliyor.
Yani, bizim cep telefonlarına ödediğimiz
para gerçekten çok fazla. Biz kurum
olarak bu konuda büyük bir gayret
içindeyiz. Sayın Ulaştırma Bakanı da
bunu her fırsatta dile getiriyor ve
destekliyor. Bu tür faaliyette bulunan
yerlere bizzat gidiyor, desteklemek
amacıyla bazen beraber gidiyoruz.
Türkiye’de bir iki tane firma var
çabalayan yerli üretim için, onların
desteklenmesini biz istiyoruz. Bu
firmaların çoğalmasını istiyoruz,
Türkiye’de bu makineler üretilsin
istiyoruz veya en azından makine yurt
dışında üretilse bile o makinenin asıl
büyük katma değerini yüzde 85-90’ı bunun
içindeki işletim programı, makinenin
dizaynı oluşturuyor, onlar Türkiye’de
yapılsın istiyoruz.
Bir de bu makinelerin
özellikle bakım onarımlarının Türkiye’de
yapılmasını istiyoruz. Bakın bunun
altını çizerek söylüyorum ve bütün
Türkiye’ye bu tür makine temin eden
sağlayıcılardan da ikinci el makinelerin
Türkiye’de onarımlarını yapmalarını
istiyoruz. Çok sayıda makine var ve
penatrasyon oranı şu anda, yani nüfusa
göre kullanıcı oranı yüzde 65 civarında
Türkiye’de, yüzde 60’ın biraz üstünde ve
bu oran yukarı doğru hızla gidiyor.
Avrupa Birliği ülkelerinde bu yüzde 90
civarındadır biliyorsunuz. Türkiye’de de
2 ya da 3 sene içerisinde bu oranın
yüzde 90’lara ulaşacağını düşünüyorum.
Basit bir hesap yaparsanız, 60 milyonun
üzerinde cihaz olacaktır, bunların da
tabii çok ciddi ölçüde bakım onarımları
gerekecektir, hala var şu anda. Ve hem
iyi bir bakım servisleri kurulursa,
kullanıcı alacağı ikinci el makinenin
garantisine güvenirse ikinci el makine
yoğunlaşacaktır. Dolayısıyla, bizim de
ülke olarak yurt dışına ödeyeceğiz bedel
giderek azalacaktır. Tabii Kurum olarak
gönlümüzdeki yatan şey, Sayın Bakan da
bunu çok çok istiyor, bu makinelerin
büyük bir kısmının veya bir kısmının
Türkiye’de üretilmesidir.
GAMZE KOCA :
Evet, aslında çok önemli bir noktaya
değindiniz.
Bir de dikkat çeken
başka bir konu da, hani çok fazla gelir
düzeyiyle de cep telefonu kullanımının
bağlantısı da yok.
DR. TAYFUN ACARER :
Çok doğru.
GAMZE KOCA :
Bu aslında ilginç bir detay, çünkü
aslında lüks tüketime giren bir cihaz
sonuç itibariyle. Aslında bu bir yandan
da Türk toplumunun iletişime verdiği
önemi de gösteriyor sanırım. Burada da
akıllara bir soru geliyor, iletişim
üzerindeki vergilerin yüksekliği, şimdi
ben bu konuya girmek istiyorum birazcık.
Çünkü, istatistiklere baktığımızda
Türkiye’de iletişim üzerindeki
vergilerin oldukça yüksek olduğunu,
hatta Uganda’dan sonra veya önce
geliyoruz, tam hatırlamıyorum ama, bir
detayını alalım sizden, önce nasıl,
vergiler hakikaten söylendiği gibi
yüksek mi?
GALİP ZEREY :
Evet vergiler hakikaten telekomünikasyon
sektöründe yüksek, bunu herkes kabul
ediyor, fakat biliyorsunuz ki,
Türkiye’nin bir bütçesi var, bir
gelir-gider hesabı var, bunun birtakım
dengeleri var. Depremden sonra geçici
olarak konulan bazı vergiler daha sonra
kalıcı hale getirildi. Bizim kurumumuzun
da bu konuda bazı çalışmaları var.
Vergilerin dünyadaki örnekleri,
Türkiye’de neler yapılabileceği, hangi
oranların daha makul olduğu yönünde.
Tabii şunu unutmamak
lazım: Telekomünikasyon Kurumu vergiler
konusunda yetkili, karar verici bir
merci değil, bu tamamen Hükümetin,
Bakanlığın, Meclisin vereceği kararlarla
oluşan bir konu. Fakat, biz sektörle
beraber çeşitli toplantılar yaparak bu
konuda sadece ilgili bakanlığı
bilgilendirebiliyoruz, raporlar
hazırlıyoruz, bilgiler veriyoruz,
dünyadaki örneklerini veriyoruz. Benim
umudum, 2007 yılından itibaren tedricen
vergilerin aşağıya çekilebileceği
yönünde, aldığımız bilgiler de bu yönde.
Fakat, kolay olmadığını, belli bir zaman
gerekeceğini, ülkenin gelir ve gider
dengelerine uymak gerektiğini
düşünüyorum.
GAMZE KOCA :
Peki, Çevre Vergisi de var değil mi son
dönemde gündemde olan cep telefonları
üzerine yine. Her gün baktığımız zaman
faturaya, şu kadar şu vergisi, bu kadar
bu vergisi, hangi insan bu yandan
düşünüyor, hem bu kadar konuşuyorum, bu
kadar vergi veriyorum diye. Siz nasıl
değerlendiriyorsunuz bu konuyu?
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi onunla ilgili bir çalışma
yapılıyor, fakat siyasi otorite de,
vergilerin yüksekliği konusunda aynı
görüşte ve aşağı çekilmesi konusunda da
görüş bildiriyor. Zaten bizim hazırlayıp
siyasi otoriteye sunacağımız raporda da,
belki birdenbire düşüş değil de kademeli
düşüş, yani her düşüşte ne kadar vergi
azaldı, aslında azaldı mı toplanacak
vergi görüşme süresi artacağı için belki
de artacak. Onlara böyle kademeli bir
geçiş önereceğiz. Örneğin yüzde 5
düşürüp bakacağız, şu anda Türkiye’de
abone başına aylık görüşme bedeli 11-12
dolar civarında. Belki bu 15 dolara
çıkarsa, yani 3 dolar artarsa yüzde 5
yapılan vergideki indirimden daha fazla
vergi toplanabilir. Bizim önereceğimiz
değişik alternatifler olacak. Siyasi
otorite de buna sıcak bakıyor bildiğim
kadarıyla. Ama tabii neticede karar
bizim dışımızda, umuyorum düşer.
GAMZE KOCA :
Bir sorumuz daha var, ben hemen sonu
yöneltmek istiyorum size. Serdar Başlı,
İstanbul’dan yöneltmiş soruyu, kaçak
kategorisine konup görüşmeye kapanan
telefonumu şu andan itibaren açtırma
imkanım var mı diye bir soru gelmiş.
DR. TAYFUN
ACARER :
Şimdi onunla ilgili tabii müracaat
edeceği yer var, yani abone merkezlerine
müracaat edebilir veya bizim Bilgi ve
İhbar Merkezine müracaat edebilir.
Ancak durumunu ispatlaması gerekir,
özellikle faturası var mı, faturası
varsa bunu ibraz ederek bir çözüm
bulabilir. Ama faturası yoksa, bu
makineyi aldığı yere müracaat etmesi en
doğru yöntem, onun sorununu asıl çözecek
yer makineyi aldığı yer olacaktır.
GAMZE KOCA :
Bu şekilde
davranmamız gerekiyormuş, onu da
öğrenmiş olduk.
Şimdi yine programın
başında altını çizmişti Tayfun Bey,
elektronik imza, aslında bu devrim
niteliğinde bir şey sanırım. Bundan 3-4
sene önce hiç hayatımızda olmayan bir
şey ama, şu an baktığımızda hem devletin
birçok kurumunda ve özel sektörde de
giderek yaygınlaşmaya başlayan bir
uygulama. Şu an ne aşamada, kurumun
faaliyetleri neler?
GALİP ZEREY :
Biz kurumumuzda
2006 yılı sonuna kadar bütün
çalışmalarımızla elektronik imzasını
kullanacak şekilde bir plan yapıyoruz.
Benim bildiğim kadarıyla diğer
bakanlıklara bağlı kuruluşlarda da bu
durum söz konusu. E-devlet, e-kurum
çalışmaları çerçevesinde birçok devlet
kurumunda 2006 yılı sonuna kadar
elektronik imzaya geçileceğini tahmin
ediyoruz. Tabii burada dikkat edilecek
olan konu, bildiğiniz gibi üç tane kurum
bizden bu konuda yetki belgesi aldı.
Devlet kurumlarında çalışanlar sadece
TÜBİTAK’da elektronik imza alıyorlar.
Biz bu konuda TÜBİTAK’ta çok hızlı bir
hareket, çok hızlı bir imza verilmesi
olacağından dolayı, ben geçen hafta
Gebze’deki TÜBİTAK tesislerine gittim bu
konudaki görüşmeleri yapmak üzere.
TÜBİTAK hazır vaziyette, alt yapısını
gayet güzel hazırlamış, arkadaşlarımız
gayet iyi çalışıyorlar. Ve orada
gördüğüm kadarıyla çok sayıda devlet
kurumundan müracaat var. Fakat, bu
müracaatlarda birtakım belgeler
gerekiyor, her bir elektronik imza
isteyen kişinin belli belgeleri, kimlik
belgeleri doldurması lazım. TÜBİTAK’ta
bu kimlik bilgileri MERNİS projesindeki
bilgiler ile kontrol ediliyor, herhangi
bir eksiklik varsa ilgili kişiye tekrar
geri dönülüyor ve belli bir süreç
alıyor. Fakat görebildiğim kadarıyla bu
tempoda gider isek, 2006 yılının sonuna
kadar devletin birçok kurumlarında
elektronik imza kullanabileceğiz. Özel
sektör de benim tahminim bankalardan
başlayarak bu sürece ayak uydurmak
zorunda kalacak.
Dünyadaki uygulamalarına
baktığımızda, elektronik imza zorunlu
hale getirilmediği zaman pek
yaygınlaşamıyor. Dolayısıyla ben
Türkiye’de devletin öncülük ederek
elektronik imzayı hızla
yaygınlaştıracağını tahmin ediyorum.
GAMZE KOCA :
Peki, aslında çok
büyük de bir alt yapı gerektiriyor değil
mi, hani devlet kurumlarını değil
kullanıcılarını da, yani karşılıklı bir
gelişim…
GALİP ZEREY :
Bir yazılım altyapısı. Zaten TÜBİTAK’ta
toplantıda öğrendiğim kadarıyla herhangi
bir devlet kurumu elektronik imza için
başvurduğunda TÜBİTAK’ın yetkili
uzmanları o kurumun bilgi işlem
merkezine gidiyorlar, ilgili yazılım,
donanım var mı, eksikse neler eksik
onları belirliyorlar. O alt yapı
tamamlandıktan sonra elektronik imza
uygulamasına geçiliyor, dediğiniz gibi
belli bir alt yapı gerekli.
GAMZE KOCA :
Peki güvenilirliği
ne ölçüde bu elektronik imzanın? Hani
her şeyin o kadar hızlı ilerliyor ki
teknoloji programı programın başında da
söyledik hani hem teknoloji gelişiyor
hem de bunu korsan bir yönden kırma
çabaları da onla eş değer bir şekilde
ilerliyor.Güvenilirliği nasıl Elektronik
İmzanın yani kopyalanma gibi bir şey söz
konusu mu?
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi o
konudaki algoritma oldukça sağlıklı ve
çok güvenilir diye biliyoruz zaten bu
ancak algoritmaya sağlayabilen üç
kuruluşa Telekomünikasyon Kurumu
sertifika sağlayıcı olarak izin verdi.
GALİP ZEREY :
Ben daha önce de
söyledim geçen hafta TÜBİTAK’taki
elektronik imza alt yapısını sağlayan
Bilgi İşlem Merkezinde yaptığım
ziyarette çok mutlu oldum, nedeni de
hakikaten çok güzel bir alt yapı
kurmuşlar, aşağı yukarı 24 yıl
bilgisayar sektöründe çalışmış bir kişi
olarak söylüyorum elektronik imza
konusunda herhangi bir problem çıkması,
kopyalanması ve taklit edilmesi mümkün
değil. Hakikaten bütün güvenlik
önlemleri alınmış vaziyette arkadaşlar
çok titiz çalışıyorlar ve çok önemli
güvenlik aşamalarını koymuşlar, bana
göre elektronik imzanın kopyalanması
gibi bir şey mümkün değil.
DR. TAYFUN ACARER :
Gamze hanım,
burada elektronik imzanın getireceği
kolaylıklar çok önemli güncel
yaşantımızda, bu elektronik imzayı
sadece tören gerektiren yerlerde
kullanamıyoruz onun dışındaki her yerde
kullanabiliyoruz. O tören de işte bu
veraset ilgili ve bir de nikahta
kullanılmıyor.
GALİP ZEREY :
Tapu işlemleri ve nikah
DR. TAYFUN ACARER :
Tapu işlemlerinde onun dışında güncel
yaşantımızda her köşesinde elektronik
imzayı çok yaygın bir şekilde
kullanabileceğiz yani önümüzdeki
günlerde tüm kamuoyu gerçekten sektöre
telekomünikasyon sektörüne çok büyük
değişikliklere hazır olması lazım.
GAMZE KOCA :
Evet ciddi bir
değişiklik bekliyor diyelim Şimdi sizin
kurumun denetleme özelliği de var bunun
altını çizerek söylemek istiyorum
programda.Özellikle de bu baz
istasyonlarının denetim konusuna ekstra
bir önem veriyorsunuz nasıl
denetliyorsunuz ve neden bu kadar önem
veriyorsunuz bu konuya?
DR. TAYFUN ACARER :
Şimdi çok önemli bir konu bu çünkü,
toplumun çok hassas olduğu bir konu baz
istasyonlarının denetimi biz şu anda
Türkiye’de 3 operatörün kullandığı
yaklaşık 24 bin adet baz istasyonu var.
Bu 24 bin baz istasyonunu kurulurken
geçici sertifikaları veriliyor tesis
edildikten sonra da, bizzat yerinde
gidip belirtilen teknik özelliklere
uygun tesis edilip edilmediğinin
kontrol edilmesi lazım ondan sonra da
Kati Sertifika verilmesi lazım. Biz
geçen seneden itibaren bu konuda çok
yoğun bir çalışma başlattık tüm Türkiye
çapında ve baz istasyonlarına Kati
Sertifika vermek için yani tesis
edilmişleri yerinde bizzat denetleyerek
Kati Sertifika vermek için yoğun bir
çalışma yaptık bu konuda da
operatörlerden ciddi destek aldık ve şu
anda yaklaşık % 90 civarında baz
istasyonun denetimi tamamlandı, ama
devam ediyor. Bu % 90’ı bir türlü
geçemiyoruz neden geçemiyoruz? Çünkü baz
istasyonları yoğun bir şekilde şu anda
tesis ediliyor ya da özellikle yer
değiştiriyor veya teknik özelliği
değiştiriyor, antenin açısı
değiştiriliyor, gücünde farklılaşma
oluyor, çok yoğun bir süreç var yani %
90’da kaldık çok yoğun denetim devam
ettiği halde ama inşallah bu oran %95’in
üzerine çıkacak ancak 2006 yılı
gerçekten çok önemli. Üç operatörde de
çok ciddi yatırımlar planlanmış durumda
bu nedenle bu istasyonlarla ilgili bu
2006 yılı içinde çok yoğun bir tesis ve
yer değiştirme olayı gerçekleşecek.
Gamze hanım, bu arada
özellikle kamu oyunun çok hassas olduğu
bir noktayı açıklamak istiyorum o da
işte baz istasyonlarının can sağlığı
açısından riski.Şimdi bu konu çok
önemli bir konu şöyle söyleyeyim, baz
istasyonu olmadan ne GSM sektörünün ne
de yeni Üçüncü Nesil dediğimiz sektörün
sisteminin çalışması olanaksız yani bu
bir kere bir gerçek yani işte baz
istasyonlarını sökelim ama sistem
çalışsın böyle bir şey olamaz yani
bugünki teknoloji ile bu mümkün değil
dünyada da mümkün değil.
İkinci söylemek istediği
şey bu baz istasyonlarından
seyrekleştirmek aslında daha da büyük
bir risk.
GAMZE KOCA :
Verimliliği mi düşürüyor biraz?
DR. TAYFUN ACARER :
Verimliliği düşürüyor şöyle söyleyeyim,
şimdi benim şu anda cebimde iki tane cep
telefonu var bu cep telefonu bana baz
istasyonunda çok yakın yani vücudumun
üstünde şimdi baz istasyonu
seyrekleştiği zaman benim kullandığım
makineler baz istasyonuna erişmek onunla
irtibat kurabilmek için daha fazla
enerji sarf ediyorlar, bunu rahatlıkla,
seyahat yaptığınız zamanda fark
edebilirsiniz piliniz, yani cep
telefonunuzun pili daha çabuk biter
neden? Çünkü kapsama alanı zayıfladığı
zaman sizin makineniz daha fazla enerji
sarf edeceği için pili daha çabuk sürede
bitecektir. Peki bu makineler üstünüzde
yani ya belinizde ya cebinizde bu
taktirde size çok yakın olan bir
elektromanyetik alet çok daha fazla
enerji yayıyor demektir halbuki baz
istasyonu binanın çatısında, direğin
tepesinde veya bir duvarın köşesinde
yani onun çok yakınında insanlar zaten
yok ki, bu nedenle baz istasyonlarını
seyreltmek aslında kullanıcıların
makinelerindeki enerjinin artıracağı
için daha da riskli.Yani bu teknolojik
bir şey elektromanyetik dalga yayan her
cisimde bu var yani bu risk televizyonda
da var , bilgisayarda da var yani
hepsinde var hatta oralarda ki
elektromanyetik şiddet belki baz
istasyonlarından çok daha fazla.
GAMZE KOCA :
Yüksek, her zaman
aslında tehlike altındayız.
DR. TAYFUN ACARER :
Tehlike altındayız yani o nedenle bu
konu çok hassas bir konu yani seyreltmek
bana göre daha riskli.
GAMZE KOCA :
Peki şimdi çok fazla
zamanımız kalmadı son 10 dakika
içerisine girdik ben çok önemli gördüğüm
birkaç şeyi daha sormak istiyorum.
Bu sayısal yayıncılık
ile ilgili aslında dediniz çok fazla
yenilik Türkiye’yi bekliyor buda çok
önemli bir gelişme olacak biraz bilgi
alabilir miyiz çok kısa?
GALİP ZEREY :
Sayısal Televizyon konusunda İstanbul,
Ankara ve İzmir’de Sayısal Televizyon
test yayınları devam ediyor, TRT
sanıyorum yakın gelecekte diğer
kanallar da test yayınlarına
geçecekler. Sayısal Televizyon
yayıncılığı yaygınlaştığında şu an
Analog Televizyon yayıncılığı için çok
sayıda anten kullanılması sonucu oluşan
anten kirliliği ortadan kalkacak bir
ortak anten kulesinde ortak
istasyonlarla dijital yayın daha
kaliteli alınabilecek. Bununla ilgili
bir plan var 2010 yılına kadar devam
eden bu süreç içerisinde adım adım bu
değişiklik yapılacak. Önümüzdeki yıl
örneğin anolog televizyonları olan
kişiler sayısal televizyonlar seyretmek
istediklerinde “set top box” dediğimiz
küçük bir kutuyu satın alarak ki bunun
fiyatı 50 YTL - 70 YTL civarında
olacağını tahmin ediyorum, bu dijital
yayını seyredebilecekler.Burada bizim
dikkat ettiğimiz konu bu “set top
box”ları mümkün mertebe yerli üretimden
yapılması şeklinde, ben şu an yerli
üretim bir “set top box” aldım
kullanıyorum, dolayısı ile anolog
televizyonları olanların bu kutudan
almaları gerekecek.
DR. TAYFUN ACARER :
Gamze hanım
müsaade ederseniz sayın başkanın
ifadelerine bir iki cümle ilave etmek
istiyorum.Şimdi radyo ve
televizyonların bulunduğu yerler malum
belli tepeler oralara sayın başkanın
söylediği gibi çok ciddi ölçüde anten
kirliliği var tabi oradaki görsel
kirlilikten öte elektromanyetik kirlilik
çok daha önemli ve oradaki alan şiddeti
baz istasyonlarının alan şiddetinden
yüzlerce kat fazla. Sayısal Yayıncılık,
işte bu sorunu çok büyük ölçüde çözecek
ve çok önemli bir karar bu Türkiye’de
herkesin bu konuda azami desteği
göstermesi lazım yani görsel kirliliğin
ötesinde elektromanyetik kirlilik
açısında çok önemli çünkü bunlar güçlü
vericiler. Burada belirtmek istediğim
iki husus daha var bunlardan bir tanesi
Türkiye’de çok ciddi ölçüde televizyon
üretimi yapılıyor belli firmalarımız,
bundan gurur duyuyoruz, Avrupa’ya
gittiğimiz zaman bu firmaların
isimlerini marketlerde görünce mutluluk
duyuyorum ben kişisel olarak. Şimdi bu
firmaların şimdiden sayısal yayınları da
alacak şekilde üretim yapmalarında çok
büyük fayda var bunun altını çizmek
istiyorum, çünkü Galip beyin söylediği
gibi şu anki sistemlerle sayısal
yayıncılığı alabilmeniz için ilave modem
almanız lazım bunlar çok pahalı değil
ama yine de, televizyonunuzun üstüne,
yanına, bir tarafa koyacağımız aletler
olacak bunlar. Halbuki yerli üretim
yapıyoruz biz çok büyük ölçüde Avrupa’ya
da bunu satıyoruz ve şimdiden bununla
ilgili planlama yapılmasından önümüzdeki
seneden itibaren sayısal yayıncılığı da
alacak şekilde televizyonların
üretilmesinde büyük fayda görüyorum.
İkinci söylemek
istediğim şey de Çanak Antenler konusu,
bu konu genellikle karıştırılıyor. Çanak
antenlerle bu sayısal yayıncılığın bir
ilgisi yok. Çanak Antenler bildiğimiz
uydu üzerinde gelen yayınların alındığı
sistemler, bu sistemler karasal olarak
yayınlanan yayınları almıyor zaten bunu
uydu üzerinde alıyorlar halbuki sayısal
yayıncılık ile karasal olarak gönderilen
sinyaller tek bir direğe ve daha düşük
vericiler üzerinden daha kaliteli yayın
getiriliyor ama uydu ile ilgisi yok o
çanak antenler uyduya yönelik olduğu
için çanak antenlerle bu işin hiçbir
ilişkisi yok.
GAMZE KOCA :
Evet karıştırmamak
lazım. Şimdi son 3 dakikamız iki tane
soru yöneltmek istiyorum çok önem
verdiğim yine. Bu kablo televizyon
lisansları ile ilgili çalışmalar devam
ediyor sizden de Tayfun bey, Kasım
ayında çok önemli bir etkinliğe ev
sahipliği yapacak Türkiye, PP-06
etkinliğine, nasıl bir etkinlik olacak
neler olması planlanıyor deyip
kapatalım.
GALİP ZEREY :
İsterseniz
açıklamaya çalışayım.Bildiğiniz gibi
Kablo TV alt yapısı şu an TÜRKSAT ’ın
sorumluluğunda, TÜRKSAT ile (daha önce
Türk Telekom ile) 10 yıllık anlaşma
yapan 5 tane özel firma var, bu 10
yıllık süreç 2007 veya 2008 yıllarında
bitecek vaziyette. Şu an TÜRKSAT ile bu
firmalar işbirliği içerisinde
çalışıyorlar, bu arada biz Kablo TV
lisanslarının verilmesi kararı aldık,
ilgili firmalara tebligatımızı yaptık,
sanıyorum bir kaç gün içerisinde bu
Kablo TV lisanslarını vereceğiz. Bunun
çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum
çünkü Kablo TV Türk Telekom’un yegane
alternatif alt yapısıdır ve çok
kıymetlidir. Dolayısı ile bu lisansların
alınmasından sonra süratle bu alt
yapının gelişeceğini ve kullanıcı lehine
ilave yeni imkanlar ve fiyat düşmeleri
olacağını tahmin ediyoruz.
GAMZE KOCA :
Gelelim Kasım ayındaki büyük konferansa
ki daha öncesinde bir kez daha
yapılmıştı sanıyorum ve gene çok
başarılı olmuştu bu sefer neler bekliyor
Türkiye’yi?
DR. TAYFUN ACARER :
Bu sefer ki konferans ondan biraz daha
büyük süresi daha fazla, üç hafta
sürecek tam çalışma süresi üç hafta,
delegelerin gelme gitmesi ile bu süre
belki 4 haftaya çıkacak, çok üst düzey
delegelerin geleceği bir toplantı.Biz
bakanlar düzeyinde de bekliyoruz bu
ziyaretçileri burada ITU - Uluslararası
Haberleşme Örgütü’nün yönetimine ilişkin
kararlar alınacak. Biz biliyorsunuz aynı
zamanda Uluslararası Haberleşme
Örgütü’nün Konsey üyesiyiz, konsey
üyeliğimizin devamı da orada oylanacak,
Kurul Üyesi bir arkadaşımız burada
Genel Sekreter Yardımcılığına aday, onun
da seçimi yapılacak.Türkiye için çok
önemli çünkü, çok üst düzeyde yapılan
bir toplantı ve 3 bin civarında delege
bekliyoruz muhtemelen bu delegelerin bir
kısmı aileleri (eşleri ve çocukları) ile
birlikte gelecek, 4 binin üzerinde bir
delegenin Türkiye’ye geleceği ve
Türkiye’nin tanıtımı açısından da son
derece önemli olan bir Konferans olarak
değerlendiriyoruz.
GAMZE KOCA :
Evet aslında birkaç
sorumuz daha var ama zamanımız kalmadı
maalesef artık kapatmamız gerekecek
tekrar teşekkür ediyoruz katıldığınız
için programımıza.
GALİP ZEREY :
Biz teşekkür ediyoruz
GAMZE KOCA :
Evet sevgili seyirciler bugün
Telekomünikasyon Kurumu’ndaki ve
telekomünikasyon arenasındaki güncel
gelişmeleri değerlendirdik Habercinin
Saatinde.
(*) Konuşma metni yazı diline
çevrilirken, tekrarların, konuşma diline
ait sözcüklerin çıkarılması gibi
düzeltmeler yapılmıştır.
|